Yahûdî asıllı Osmanlı siyâset adamı. Selanik’te doğdu. Doğum târihi belli değildir. Nerede tahsil gördüğü ve hangi okulları bitirdiği hakkında bir bilgi yoktur. Selanik’te avukatlık yaparken İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu. Üstad-ı azamı olduğu Makedonia Risorta isimli mason locası ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında ilişki kurdu. Locanın, cemiyete mâlî yardımda bulunmasını sağladı. İkinci Meşrutiyetin îlânından sonra Selanik Mebusu olarak Meclis-i Mebusana girdi. 31 Mart Vak’asının arkasından Sultan İkinci Abdülhamîd’in tahttan indirildiğini bildiren üç kişilik kurulda yer aldı. Ermeni Aram Efendi ve Arnavut Esad Toptani ile birlikte pâdişahın yanına gelerek;…
Read MoreKategori: 11. Cilt
Karnaval
Alm. Karneval (m), Fastnacht (f), Fr. Carnaval (m), İng. Carnival. Hıristiyanların kendi inançlarına göre girdikleri büyük perhizlerden hemen önceki günlerde yaptıkları eğlenceler. Karnaval kelimesinin târihi eski çağlara uzanır. Bilhassa eski Yunan ve Roma toplumlarında görülen karnaval, insanların rûhî boşluklarını doldurmak için toplu olarak yaptıkları bir eğlence çeşididir. Eski zamanlarda bâzı topluluklar tarafından yapılan karnavallarda, maske takarak kötü ruhları kaçırmak düşüncesi ile hareket edilirdi. Bu maskelerin, takana çeşitli güçler kazandırdığına inanılır, meselâ kutsal kabul edilen bir hayvanın kılığına girmekle geçici olarak o hayvanların güçlerinin kendilerine geçtikleri sanılırdı. Böylece maske takmak karnavalların…
Read MoreKelâm İlmi
Din ilimlerinden îmân ve îtikat bilgilerini geniş olarak anlatan ilim. Kelâm lügâtte, ağızdan çıkan söze denir. Arapçada (Nahiv ilminde) kelâm, mânâ ifâde eden söz demektir. Kelâmın terim mânâsı ise, Kelime-i şehâdet ve buna bağlı olan îmânın altı şartını öğreten ve mahlûkatın, varlıkların mebde ve meâd bakımlarından, yâni kâinâtın nasıl ve nereden vücuda geldiğinden, kimin yarattığından, yaratılış hikmetlerinden, sonunda olacaklardan, ölüm ve ötesinden bahseden ilimdir. Matematik, fizik, kimyâ gibi tecrübî ilimler ise, kâinâttaki varlıkların sâdece hissedilebilen, deney ve gözlem, yapılabilen durumlarından bahseder. Bu bakımdan kelâm ilmi ile tecrübî ilimlerin sâhaları birbirinden…
Read MoreKıyas
Alm. Analogie (f), Fr. Analogie (f), İng. Analogy. İslâm dînindeki hükümlerin dört kaynağından biri. Lügatte “bir şeyi takdir etmek, ölçmek, karşılaştırmak ve iki şey arasında benzerlikleri tesbit etmek” mânâlarına gelir. Kıyas; dînî hükümlerin delillerinden biridir. İslâmiyette bir mesele hakkında hüküm vermek için, önce Kur’ân-ı kerîmde delil aranır. Bulunamazsa, Peygamber efendimizin sözlerinde ve işlerinde aranır. Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde bulunamazsa Eshâb-ı kirâmın icmâına, söz birliğine bakılır. Bu üç kaynakta, hüküm vermek için bir delil bulunamazsa, müctehid olan bir âlimin kıyas yoluyla elde ettiği hüküm alınır. Buna “re’y” veya “ictihad” denir…
Read MoreKara Ahmed
Dünyâ şampiyonu Türk pehlivanlarından. 1871’de Osmanlı Devletine bağlı Bulgaristan’ın Umur köyünde doğdu. Babası Rumeli pehlivanlarından Uzun Ali Ağa’dır. Küçük yaşlarda başladığı yağlı güreşe, 1892’de geldiği İstanbul’da da devam etti. Yağlı güreşin çeşitli oyun ve usta tekniklerini, İstanbul’da Hergeleci İbrahim Pehlivandan öğrendi. Birçok defa Almanya’ya gidip müsâbakalara katıldı. 1899’da dünyâ şampiyonu oldu. Kara Ahmed’in bu muvâffakiyetini takdir eden zamanın Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamîd Han, Kara Ahmed’e “İftihar Madalyası” vererek mükâfatlandırdı. 1900 yılında Rus güreşçisi Petlasinki’yi elli üç saniyede mağlub edince, Avrupa’da karşısına çıkacak başka rakip bulunamadı. Paris’teki müsâbakalarda kendisini tanıyıp sporcu…
Read MoreKARA (Emir) ALİ
İkinci Osmanlı amirâli. Osman Gâzinin silâh arkadaşlarından Aykut Alp’in oğludur. Gözü pek, yiğit ve kahraman kimselere Türkler arasında kara lakabı verildiğinden, asıl adı Ali olan bu gâziye de gösterdiği kahramanlıklar dolayısıyla Kara Ali denmiştir. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. Kara Ali, Osman Gâzi tarafından 1308 senesinde Bursa civârında Kite Tekfûruna bağlı Galios Adasının fethine memur edildi. Adayı fethedince, buradaki büyük kilisenin şöhret sâhibi râhibini âilecek Osman Gâzinin huzûruna getirdi. Daha sonra râhibin kızı Kara Ali ile evlendirildi. 1313 yılında Geyve’ye bağlı müstahkem Tekfur Pınarı Kalesini zapteden Kara Ali, ele geçirdiği…
Read MoreKARAMÜRSEL ALP
Osmanlıların ilk kaptan-ı deryâsı. İsmi Mürsel olup, kahramanlığı ve gözüpekliği sebebiyle Orhan Gâzi tarafından kendisine “kara” lakabı takılarak Karamürsel denmiştir. Doğum yeri ve târihi belli değildir. Büyük mücâhid Akçakoca’nın aşîretinden ve onun yetiştirdiği yiğitlerdendi. Gençliğinde güçlü bir donanmaya sâhib olan Karasioğulları hizmetine girdi. Bu beyliğin Osmanlı hâkimiyeti altına geçmesinden sonra, Karamürsel Bey de Osmanlı hizmetine girdi. Osmanlı Devleti donanmasının gelişmesi için büyük gayret sarf etti. Armutçuk limanında bir tersâne kurup, donanma hazırladı. Hafif ve süratli giden gemiler yaptırdı. Bu gemi tipine onun adına izâfeten Karamürsel denilmiştir. Donanması ile Kocaeli cephesinin…
Read MoreKAPTAN-I DERYÂ
Alm. Grossadmiral (m), Fr. grand amiral (m), İng. Admiral. Osmanlı bahriyesinde en büyük âmir ve donanma baş komutanına verilen ad. Kaptanpaşa. Kaptanlık, eskiden Gelibolu Sancakbeyi olana verilen bir rütbeydi. Fakat Barbaros Hayreddin Paşadan îtibâren kaptanpaşalık, beylerbeyi rütbesindeki şahıslara verilmiştir. On altıncı yüzyılın son yarısıyla 17. yüzyıldan sonra da vezirlere verilmeye başlandı ve bu şekilde devâm etti. Eğer kaptanpaşa vezir değilse, sıfatı “Cezayir Beylerbeyi” olurdu. Umumiyetle kaptanpaşaların denizcilikten gelmeleri şart değildi. Eyâlet vâlileri veya kubbe vezirlerinden biri de kaptanpaşa olabilirdi. Kaptan-ı derya tâbiri, 1867 târihine kadar kullanılmış, bu târihten sonra bahriyenin…
Read MoreKerâmet
Allahü teâlânın sevgili kullarında meydana gelen âdet dışı, alışılanın üstünde görülen, hârikulâde hâl. Doğru bir îtikâda, inanca sâhib olan ve her işinde İslâmiyete uyan kimselere Allahü teâlânın âdeti dışında, yâni fizik, kimyâ ile biyoloji kânunları dışında ikrâm ve ihsân ettiği şeylere “kerâmet” denir. Lügatta kerâmet; hârika, yaradılışın ve imkânların üstünde olup, insanda hayranlık uyandıran şey mânâsınadır. Allahü teâlâ, her şeyi bir sebeb altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere tabiat kuvvetleri, fizik, kimyâ ve biyoloji kânunları da denir. Bir iş yapmak bir şeyi elde etmek için,…
Read MoreKadisiyye Savaşı
Sa’d bin Ebî Vakkâs kumandasındaki İslâm ordusunun, 636 senesinde İranlılara karşı zaferle netîcelenen muhârebesi. Hazret-i Ömer halîfe seçildikten sonra, İslâmiyeti yaymak üzere ordular hazırladı. O zaman, İran’da yaşayan Sâsânîlerin Kralı Yezd-i Cürd (Yezd-i Cerd) idi. Hazret-i Ömer, İranlıların üzerine gönderdiği ordunun komutanlığına Sa’d bin Ebî Vakkâs’ı tâyin etti. İslâm askerinin İran üzerine yürüdüğünü öğrenen Kral Yezd-i Cürd, derhâl hazırlıklara başladı. Sa’d bin Ebî Vakkâs, kralı İslâma dâvet için bir heyet gönderdi. Nu’man bin Mukarrin, Âsım bin Amr, Mugîre bin Zürâre ve Adiyy bin Süheyl’den meydana gelen heyet, Yezd-i Cürd’ün huzûruna…
Read MoreKâdirîyye
İslâmiyette meşhur tarîkatlardan biri. İslâm âlimi ve tasavvuf büyüklerinden olan Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin yoludur. İslâmiyette tarîkat, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturan yol demek olup, insanların dînin emir ve yasaklarına kolaylıkla uymalarında yardımcıdır (Bkz. Tarîkat). Ehl-i sünnet îtikâtına bağlı tarîkatların en önemlilerinden olan bu tarîkat, 12. asırda Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin ismine izâfeten Kâdirî ismini almıştır. Önce Hindistan Müslümanları, sonra da Türkler arasında çok yayılmıştır. Bu yol tasavvufta iki ana koldan “vilâyet yolu” olarak isimlendirilen yoldur ve Peygamber efendimizden hazret-i Ali, sonra Hasan ve Hüseyin (radıyallahü anhüm) vâsıtasıyla gelmektedir. “Nübüvvet yolu” ise bundan…
Read MoreKadircan Kaflı
Yazar ve siyâset adamı. Dağıstan’da 1903 yılında doğdu. Küçük yaşında babası Kafkasyalı Mehmed Bey ile Türkiye’ye geldi. Adana ve Konya’da tahsiline devam eden Kadircan Kaflı, 1921 yılında Konya İlk Öğretmen Okulunu bitirerek ilkokul öğretmenliğine başladı. Uzun yıllar öğretmenliğe devam ettikten sonra 1938 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünü bitirdi. Bundan sonra ortaokul ve liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı ve 1961’de kurucu meclis üyeliğine seçildi. Bu şekilde başlayan siyâset hayâtına 1962 seçimlerinde Konya milletvekili olarak devam etti. Fakat parlamento hayatı uzun sürmedi ve 1965 yılından sonra seçimlere katılmadı. 1969’da İstanbul’da öldü.…
Read MoreKadife
Alm. Samt (m), Fr. Velours (m), İng. Velvet. Dokunurken hammadde liflerinin dokuma yüzeyini belirli uzunlukta kaplayacak şekilde bırakılması ile ona güzel bir görünüş verdiren yumuşak kumaş. Bu kumaş naylon, yün, pamuk reyon veya ipekle dokunur. Eski kadifelerin çoğu ipek ve pamuktan dokunurdu. Atkı ve çözgüsünün ipek ve pamuk olmasına göre de kadifeler değişirdi. Daha ziyâde Afrika ve doğuda kullanılan kadifelerin yapımı ilk çağlara kadar uzanmaktadır. İslâm dîninin temel kitapları ilk peygamber ve ilk insan hazret-i Âdem’den beri insanların dokuma sanatını bildiğini ve bunu Allahü teâlânın gönderdiği kitaplardan öğrendiğini bildirmektedir. Bu…
Read MoreKâdızâde Mehmed Tâhir Efendi
Osmanlı âlimlerinden. Yüz dördüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. Osmanlı târihinde Vak’a-i Hayriyye adıyla anılan yeniçeri ocağının kaldırılması için fetvâyı veren şeyhülislâmdır. İsmi Mehmed Tâhir olup, Tokatlı Kâdı Ömer Efendinin oğludur. Bu sebeple Kâdızâde diye şöhret bulmuştur. 1747 (H. 1160) senesinde Tokat’ta doğdu. 1838 (H. 1254) senesinde İstanbul’da vefât etti. Eyyûb Sultan civârında, Bostan İskelesi yakınına defnedildi. Çocuk yaşında tahsile başladı ve ilk tahsilini babasından aldı. Daha sonra İstanbul’a gelip, zamânının meşhur âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. 1782 senesinde girdiği imtihânda üstün başarı göstererek, müderrislik rüûsunu (diplomasını) kazandı ve kadılık mesleğini seçti.…
Read MoreKâdızâde-i Rûmî (Mîrim Kösesi)
Osmanlı âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Muhammed bin Kutbüddîn Muhammed bin Muhammed bin Kâdızâde-i Rûmî, lâkabı Muhyiddîn’dir. On beşinci asrın ortalarında vefât eden meşhur Osmanlı âlimlerinden Kâdızâde-i Rûmî diye bilinen Mûsâ bin Muhammed’in torunu olan Kutbüddîn Muhammed’in oğludur. Büyük dedesine nisbetle Kâdızâde-i Rûmî diye meşhur oldu. Ayrıca; Mîrim Kösesi ve Kutbüddînzâde isimleriyle de tanındı. Kaynaklarda doğum târihi bulunamayan Kâdızâde, 1550 (H.957) de vefât etti. Baba ve dedeleri âlim ve fâdıl kimseler olan Kâdızâde, anne tarafından da asîl bir âileye mensuptur. Annesi, meşhur âlim Hocazâde’nin kerîmesi (kızı) olup, babaannesi de, büyük kelâm ve…
Read MoreKâdızâde-i Rûmî
Matematik, astronomi ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi, Mûsâ Paşa bin Mehmed bin Kâdı Mahmûd Efendidir. Dedesi Mahmûd Efendi, uzun zaman Bursa kâdılığı yapması sebebiyle Koca Kâdı adıyla tanınmıştı. Babası Mehmed Efendi de genç yaşta Bursa kâdılığına getirildi. Fakat kısa bir süre sonra vefât etti. Âilenin büyük oğlu olması hasebiyle, adının sonuna paşa kelimesi eklenerek, Mûsâ Paşa denilen Kâdızâde’ye, Selâhaddîn lakabı verildi. Dede ve babasına nisbetle Kâdızâde, Anadolu’dan Semerkand’a gittiği için de Rûmî denildi. Muhtemelen 1337 (H. 738) senesinde Bursa’da doğan Kâdızâde-i Rûmî’nin doğum yeri ve târihi ihtilâflıdır. 1421 (H.824)…
Read MoreKadınefendi
Osmanlı Devleti saray teşkilâtında, pâdişâhın hanımlığına yükselen kadınlara 17. asırdan sonra verilen ünvân. Kadınefendi ünvanı yerine 16. asırda “haseki” tabiri kullanılıyordu. Erken devirlerde ve daha önce Türk-İslâm devletlerinde kullanılan “hatun” kelimesi ise Osmanlılarda sâdece padişah kızları için kullanılan bir tâbirdi. Saraya kabul edilen kadınlar, Harem-i Hümâyûnda bir okul disiplini içinde eğitim görürlerdi. Sarayda bu kadınlara okuma yazma ve dînî bilgilerin yanında dikiş nakış, güzel konuşma ve görgü kâideleri öğretilirdi. Acemi, kalfa, haznedâr gibi mertebeleri aşanlar pâdişah hanımlığına yükselirler “gözde” veya “ikbal” ünvanını alırlardı. Eğer pâdişahtan çocukları dünyâya gelirse “haseki” olarak…
Read MoreKâdı Şüreyh
Tabiînin büyüklerinden. Künyesi Ebû Ümeyye’dir. 698 (H. 79)de 120 yaşının üzerindeyken vefât ettiği rivâyet edilir. Babası Kinde Kabîlesinden Hânî isimli bir zâttı. Hânî, kabîlesi nâmına elçi olarak Medîne’ye gelmişti. Resûlullah’ı “sallallahü aleyhi ve sellem” görünce Müslüman oldu. Resûlullah ona Ebû Şüreyh künyesini verdi. Ona ve oğlu Şüreyh’e duâ etti. Kâdı Şüreyh’in Eshâb-ı kirâmdan olduğuna dâir rivâyetler varsa da doğrusu Tâbiînden olduğudur. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellemin” seçkin Eshâbından ilim öğrendi. Hadis ve fıkıh ilminde büyük âlim oldu. Hazret-i Ömer, hazret-i Ali ve İbn-i Mes’ûd’dan hadîs-i şerîf rivâyet etti. Şa’bî, Nehâî,…
Read MoreKâdı Semerkandî
On altıncı yüzyılda Semerkand’daki Meraga Rasathânesinde yetişen büyük fen âlimi. İsmi, Muhammed bin Fâdıl bin Ali bin Muhammed el-Miskînî’dir. Kâdı Semerkandî adıyla meşhur oldu. Doğum ve vefât târihi bilinmemekte ve hayâtı hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Kâdı Semerkandî, Uluğ Beyin yanında yetişmiştir. Bâbürlü Sultânı Hümâyûn Şahın (1530-1556) ilim meclislerinde bulunurdu. Cevâhir-i Ulûm-i Hümâyûnî ismiyle yazdığı ansiklopedik eserini Hümâyûn Şâha ithâf etti. Kâdı Semerkandî eserinde, Müslüman ilim adamlarından yaptığı nakilleri yüz yirmi bölüm altında toplamıştır. Her bölüm, detaylı bir eser olabilecek şekilde uzun hazırlanmıştır. Fahreddîn Râzî’nin metodunu tâkib etmiştir. Giriş…
Read MoreKaside-i Bürde
İmâm-ı Busayrî’nin Kâinâtın Efendisi, Allahü teâlânın sevgilisi Peygamberimiz hazret-i Muhammed Mustafa’yı “sallallahü aleyhi ve sellem” medh etmek, övmek için yazdığı meşhur şiiri. Edebiyatta nazım şekillerinden kasîde tarzında yazılmıştır. İmâm-ı Busayrî, evliyâdan olup, büyük İslâm şâiridir. Asıl adı, İmâm-ı Muhammed bin Saîd Şerefüddîn’dir. 1215 (H. 609)te Mısır’ın Busayr şehrinde doğdu. 1295 (H. 695)te Mısır’da vefât etti. İmâm-ı Busayrî, bilhassa Kaside-i Bürde adındaki şiiri ile meşhur olmuştur. Peygamber efendimize olan sevgisini ve aşırı aşkını anlatan başka kasîdeleri vardır. Murâdiyye ve Hemziyye adında çok güzel kasideler yazdı. Sonra gelen bütün İslâm âlimleri, bunları…
Read MoreKıble
Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu taraf. Müslümanlar namaz kılarken buraya yönelirler. Namazda kıbleye dönmek farz olup, Allahü teâlânın kesin emridir. Namazı kıbleye karşı kılmak, kıble için kılmak değildir. Allahü teâlânın emrine uymaktır. Müslümanların kıblesi önce Kudüs’tü. Hicretten on yedi ay sonra Şâbân ayının ortasında Salı günü öğle veya ikindi namazının üçüncü rekatindeyken Kâbe’ye dönülmesi emrolundu. Böylece Beytül-Makdis (Mescid-i Aksâ) e karşı kılma bırakılıp İbrâhim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâbe’ye dönüldü. Herhangi bir yerde kıble ciheti, hesapla bulunabilir. Bu hesapların formülleri İhlâs A.Ş. yayınlarından Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye kitabında geniş olarak bildirilmiştir. Türkiye’de bütün…
Read MoreKedi (Felis)
Alm. Katze (f), Fr. Chat (m), chatte (f), İng. Cat. Familyası: Kedigiller (Felidae). Yaşadığı yerler: Madagaskar hâriç, Eski ve Yeni Dünyâ kıtalarında evcil ve yabânî olarak. Özellikleri: Etçil bir memeli. Ön ayakları beş, arka ayakları dört parmaklıdır. Pençelerini içeri çekebilme özelliğine sâhiptir. Sıçrayıcı, tırmanıcı ve yüzücüdür. Ömrü: 20-22 yıl. Çeşitleri: Avrupa yaban kedisi (Felis silvetris), Afrika yaban kedisi (Felis chaus), Manx kedisi, Pers kedisi, Van kedisi, Siyam kedisi en meşhurlarıdır. Kedigiller familyasından, evcil ve yabânileri olan etçil bir memeli. İlk defâ Mısırlılar tarafından evcilleştirildiği sanılmaktadır. Çok yaygın olan kısa tüylü…
Read MoreKâdızâde
Osmanlı âlimlerinden. Edirne’de yetişen Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden olup, Osmanlı şeyhülislâmlarının on altıncısıdır. İsmi, Ahmed bin Mahmûd el Edirnevî er-Rûmî olup, lakabı Şemseddîn’dir. Kâdızâde diye tanınır. 1512 (H.918) senesinde dünyâya geldi. 1580 (H.988) senesinde İstanbul’da vefât etti. Kabri, Fâtih Câmii yakınında bulunan Küçük Karaman’daki çeşme yanındadır. Babası Bedrüddîn Mahmûd Efendi de âlim bir zâttı. İlim tahsiline Edirne’de İshak Çelebi’nin huzûrunda başladı. Yine Edirne’de bulunan Üç Şerefeli Medreselerinde, o zamânın meşhur âlimlerinden Şeyhülislâm Çivizâde Muhammed Muhyiddîn Efendiden okudu. Bundan sonra İstanbul’da Sahn-ı Semân Medreselerinde, Şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendinin derslerine devâm etti. Ayrıca…
Read More