Yörük Ali Efe

Kurtuluş Savaşında Ege bölgesinde faydalı hizmetleri görülen bir efe. 1896 senesinde Sultanhisar’ın Kavaklı köyünde doğdu. Köklü bir âileye mensup olan Yörük Ali, 1916’da İzmir’de askerliğini yaptığı sırada bir hakâreti hazmedemeyerek dağa çıktı. Üç yıl süren çete hayâtından sonra hükümete teslim oldu. Yunanlıların Anadolu’yu işgâle başlamasından sonra, adamlarını tekrar toplayarak işgalcilere karşı çete savaşlarına başladı. Yörük Ali Efenin bu karşı harekâtı, İzmir ve Aydın bölgesinde Millî Mücâdelenin başlangıcı oldu. Çok geçmeden alay seviyesinde askere sâhip olan çete, “Millî Aydın Alayı” olarak anılmaya başlandı. Zaman zaman Kıllı Efe ve Demirci Efe ile…

Read More

Y Harfi

Türk alfabesinin yirmi sekizinci harfi ve Türkçede bu harfin işâret ettiği ses. Bir ön damak ünlüsü olan “y”, bâzı benzerlikleri düşünülerek yarım ünlü kabul edilir. Y, ana Türkçe döneminden beri Türk dilinde kullanılan bir sestir. Göktürk alfabesinde “Y” sesini göstermek için iki özel işâret vardı. Uygur alfabesinde “Y” için tek işâret kullanılmıştır. Arap alfabesine dayalı Osmanlı yazı sisteminde de “Y” sesi için yalnız bir harf vardı. Y, Türkçenin asıl sesleri arasında yer almaktadır. Türkçe kelimelerin başında, içinde ve sonunda bulunabilir.

Read More

V Harfi

Türk alfabesinin yirmi yedinci harfi ve Türkçe’de bu harfin işâret ettiği ses. V, ses olarak bir diş-dudak sessizidir. V, eski Türkçe döneminden beri Türk dilinde kullanılan bir sestir. Göktürk alfabesinde “V” sessizini göstermek için özel bir işâret bulunmazken Uygur alfabesinde “O” ve “U” seslerini göstermek için kullanılan işâret “V” için de kullanılırdı. Arap alfabesine dayalı Osmanlı ve diğer Türk yazı sistemlerinde “V” sesini göstermek için “vav” kullanılmıştır. “V”, ana Türkçe’de kelime başında kullanılmaz. Günümüzdeki Türk diyalektlerinde, başında “V” bulunan kelimelerin hemen hepsi yabancı dillerdendir: Vapur, vagon, vida, virgül, vinç, viran,…

Read More

Yugoslavya

DEVLETİN ADI Yugoslavya Federal Cumhûriyeti BAŞŞEHRİ Belgrad NÜFÛSU 10.394.000 YÜZÖLÇÜMÜ 102.173 km2 RESMÎ DİLİ Sırpça DÎNİ Sırp Ortodoks PARA BİRİMİ Yeni Yugoslavya dinarı Güneydoğu Avrupa’da Balkan Yarımadasında yer alan ve iki cumhûriyetten meydana gelen bir devlet. Doğusunda Romanya ve Bulgaristan, güneyde Makedonya, güneybatıda Arnavutluk, kuzeyde Macaristan, kuzeybatıda Bosna-Hersek, batıda Adriyatik Deniziyle çevrilidir. Târihi Bugünkü Yugoslavya topraklarında yaşadığı bilinen ilk kavim İlliryalılardır. Daha sonra Islav grupları Yugoslavya’ya göç etmişlerdir. Beşinci yüzyılda artık Yugoslav topraklarında İlliryalılar kalmamıştır. Islavlar târih boyunca dâimâ başkaları tarafından yönetilmişlerdir. Avusturyalılar, Macarlar, İtalyanlar, Türkler ve Fransızlar değişik zamanlarda…

Read More

Kayısı (Prunus armeniaca)

Alm. Aprikosenbaum (m), Fr. Abricotier (m), İng. Apricot tree. Familyası: Gülgiller (Rosaceae) Türkiye’de yetiştiği yerler: Malatya, Erzincan, Bursa, Amasya, Çorum, Niğde, Kayseri. Menşei Çin olarak bilinen, 2-10 m yüksekliğinde, dikensi ve tüysüz bir ağaç. Yapraklar uzunca ve mızraksı, kenarları dişli, ucu sivri veya küttür. Çiçekler beyaz veya pembe renkli olup, yapraklardan daha önce meydana gelirler. Meyvelerin üzeri tüylü olup, sarımsı-turuncu renkte eriksidir. Zerdali olarak da bilinir. Kayısı Bahçesi Kurulmasında Dikkat Edilecek Hususlar a) Yön ve yöre: Kayısı kaynak îtibâriyle dağlık bölgelerden geldiğinden veya ayrıca kazık kök yapısına sâhib olduklarından yamaçlarda…

Read More

Zerdeçal (Zerdeçöp) (Curcuma longa)

Alm. Gelbwurzel, Kurkuma (f), Fr. Curcuma (m), İng. Turmeric. Familyası: Zencefilgiller (Zingiberaceae). Türkiye’de yetiştiği yerler: Yetişmez. Sarı çiçekli, büyük yapraklı, rizomlu çok yıllık otsu bir bitki. Vatanı Hindistan olmakla berâber çoğu tropik bölgelerde yetişir. Bitkinin toprak altındaki ana rizomları yumurta veya armut şeklindedir. Yan rizomları ise parmak şeklindedir. Rizomların üst yüzü sarımsı, iç yüzü ise sarı renklidir. Tadı acımsıdır. Kullanıldığı yerler: Bileşiminde uçucu yağlar, reçine ve kurkumin adında sarı renkli boya maddesi vardır. Tedâvide mîdevî ve gaz söktürücü etkiye sâhiptir. Sanâyide gıdâ maddeleri, ipekli kumaşlar ve derilerin boyanmasında kullanılır.

Read More

Yasemin Çiçeği

Alm. Jasmin (m), Fr. Jasmin (m), İng. Jasmine. Familyası: Zeytingiller (Oleaceae). Türkiye’de yetiştiği yerler: Güney Anadolu bölgesinde. Beyaz renkli ve kuvvetli kokulu çiçekleri olan tırmanıcı bir bitki. Vatanı Himalayalar’dır. Akdeniz bölgesi ikliminde kolayca yetiştiğinden süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Bitkinin yaprakları karşılıklı ve 5-9 yaprakçıklıdır. Kullanıldığı yerler: Çiçekleri uçucu yağ taşır. Uçucu yağ parfümeri sanâyiinde kullanılır. Çiçeklerinden hazırlanan çay (% 5’lik) göğüs yumuşatıcı ve sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılır. Yaseminin dallarından ağızlıklar yapılır. İtalyan yasemini, sarı yasemin veya yaban yasemini (Anadolu’da kurt düşürücü olarak kullanılan sarı çiçekli çalı tipindeki bitkiler), Arap yasemini,…

Read More

Vahiy (Vahy)

Alm. Göttliche, Eingebung, Fr. Révélation, İng. God’s revelation, revelation. Allahü teâlânın dilediği şeyleri, emir ve yasaklarını peygamberlerine bildirmesi. Allahü teâlâ, insanlar arasından seçtiği peygamber denilen kullarını vahy ile şereflendirmiştir. Bu sûretle, insanlara, dünyâda ve âhirette rahat ve huzûra kavuşacakları esasları bildirmiştir. Vahy, ilk peygamber Âdem aleyhisselâmdan son peygamber Muhammed aleyhisselâma kadar devâm etmiş ve onda son bulmuştur. Vahyin olduğu kat’îdir. Mâhiyeti, hakîkatı bilinmez. Eserleri görülür, bu eserleriyle bilinir. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek yüzünde, vahy esnâsında soğuk kış günlerinde bile yağmur tânecikleri gibi ter belirirdi. O sırada yanında bulunanlar…

Read More

Vâcib

İslâm dîninde zannî (kat’î ve açık olmayan) delille bildirilen emirler, işler. Zannî delîl, ya mânâsı kapalı bir âyet-i kerîmedir, yâhut bir sahâbînin Peygamber efendimizden sallallahü aleyhi ve sellem bildirdiği bir hadîs-i şeriftir. Vâcib, Allahü teâlânın emridir. Fakat farz gibi açıkça ve kesin olarak bildirilmemiştir. Bu sebeple Hanefî mezhebinde farzla vâcib ayrı şeylerdir. Farzı inkâr eden kâfir olur yâni îmânı gider. Vâcibin vâcib olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Çünkü vâcib olduğu kat’î olmayan bir delille sâbit olmuştur. Ancak dinde vâcib olan işi yapmayan tövbe etmezse, Cehennemde azâb çeker. Vâcibin ibâdet olduğuna, yapılması…

Read More

Vahideddîn Han

Son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halîfesi. Sultan Abdülmecîd Hanın oğullarının en küçüğüdür. Annesi Gülistû Sultan’dır. 2 Şubat 1861 târihinde doğdu. 16 Mayıs 1926’da İtalya’da vefât etti. Kabri Şam’da Sultan Selim Câmii Kabristanındadır Çok küçükken anne ve babasını kaybetti. Ağabeyi İkinci Abdülhamîd Han tarafından büyütülüp, himâye edildi. Çok zekî olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918’de ağabeyi Sultan Reşâd’ın vefât ettiği gün pâdişâh ve halîfe oldu. Saltanata geçtiğinde ordu ve donanmaya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek Başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. Enver Paşanın Başkumandan Vekili ünvânını Başkumandanlık Kurmay Başkanı şekline çevirdi. Tahta…

Read More

Zübeyr bin Avvam

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimizin; “Her peygamberin bir havârisi (samimi dostu) vardır. Benim havârim Zübeyr’dir.” hadîs-i şerîfine mazhar olan ve sağlığında Cennet’le müjdelenen sahâbî. 590 veya 591 senesinde Mekke’de doğdu. 656 (H. 36) senesinde altmış yedi yaşındayken Cemel (Deve) Vak’asında şehit oldu. Huveylid bin Esed bin Abdüluzzâ bin Kusey’in torunudur. Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Hazret-i Hadîce’nin erkek kardeşinin ve Resûlullah’ın halası olan hazret-i Safiyye’nin oğludur.   Zübeyr bin Avvâm Müslüman olduğunda on iki yaşındaydı. Dördüncü olarak îmâna geldi. Zübeyr bin Avvâm “radıyallahü anh” îmân ettiği zaman, amcası çok kızmıştı. Bu yüzden onu, bir hasıra sarar,…

Read More

Eminönü Yeni Camii

İstanbul-Eminönü’ndeki Türk-İslâm mîmârisinin zarif muhteşem mâbedi. Câminin bulunduğu yerde daha önceleri Sirkeci’ye doğru uzanan bir Yahûdî Mahallesi vardı. Sultan Üçüncü Murâd’ın eşi Safiye Sultan burada câmi yaptırmak isteyince binâların değeri iki misli ödenerek istimlâk edildi. Mîmar Sinân’ın talebelerinden Başmîmar Dâvûd Ağa, 1597’de câminin yapımına başladı. İnşaatın arsasının denizin hemen yanında ve sonradan doldurulmuş olması sebebiyle temelde çıkan suyu boşalttıran Dâvûd Ağa, büyük kazıklar çaktırıp, başlarını kurşun kuşaklarla birleştirdi. Binânın temel taşlarını bu tabanlara oturtarak câminin zelzele ve dış tesirlere karşı korunmasını temin etti. Dâvûd Ağanın bir yıl kadar sonra vebâdan ölümü üzerine suyolu Nâzırı Dalgıç Ahmed…

Read More

Yüzey

Alm. (Ober-) Fläche (f), Fr. Surface (f), İng. Surface. Cisimlerin uzay ile temas eden kısmı. İki boyutludur. Bir insanın, bir ağacın, bir dağın yüzeyi gibi karmaşık olanları olduğu gibi; masanın üstü, top, soba borusu, şeker külahı gibi geometrik olanları da vardır. Analitik geometri, kurallı yüzeylerin genel özelliklerini ve denklemlerini inceler. Diferansiyel geometri ise, yüzeyi nokta nokta inceler. Yüzeyin genel denklemi: Dik koordinat sisteminde bir yüzeyin genel denklemi, üç boyutlu uzayda: F(x,y,z)= 0 veya Z= G (x,y) şeklindedir. Yüzey denklemi polinom şeklinde ise yüzey cebirsel olur. Birinci ve ikinci dereceden polinom…

Read More

Zemzem

Mekke-i mükerremede, Mescid-i haram içerisinde, Kâbe’nin Hacer-i esved köşesi tarafında bulunan kuyudan çıkan mübârek su. Zemzemin çeşitli isimleri vardır. Allahü teâlâ zemzem ile İsmâil aleyhisselâmı suya kandırdığı için, “Sakıyyullâh-ı İsmâil”, inananlara fayda verdiği için “Nâfiâ”, doya doya içenlerin Cehennem azâbından kurtulacakları müjdesinden dolayı, “Büşrâ”, berrak ve sâfiyetinden dolayı “Muazzibe”; bozulmadığı için, “Sâlime”; sıhhat ve berekete sebep olduğu için “Meymûne”; yemeğin yerini tuttuğu için “Kâfiye”; içenler rahatlık ve âfiyet bulduğu için “Âfiye” denilmiştir. Zemzem suyu, İbrâhim “aleyhisselâm” zamânında çıkmıştır. Buhârî’de Abdullah ibni Abbâs’ın “radıyallahü anh” bildirdiği hadîs-i şerîfte hâdise şöyle cereyan…

Read More

Zemahşerî

Tefsir, fıkıh ve lügat âlimi. İsmi, Kâsım bin Ömer, künyesi Ebü’l-Kâsım, lakabı Allâme Cârullah’tır. 1074 (H.467) senesinde Hârezm’in Zemahşer kasabasında doğdu. 1144 (H.538)te bir arefe gecesi Cürcâniyye’de vefât etti. Zemahşerî, ilim öğrenmek için seyâhatler yapmış ve birkaç defâ Bağdat’a gitmiş, bir müddet Mekke’de kalmıştır. Mekke’de bir müddet bulunması üzerine kendisine Cârullah ünvânı verilmiştir. Bağdat’ta Ali bin Muzaffer en-Nişâbûrî’den, Ebü’n-Nasr el-İsbehânî’den ve Ebû Mansûr el-Cevâlikî’den ilim öğrenmiştir. Fıkıh ilmini Şeyh Sedîd-i Hayyatî’den tahsil etti. Arapçayı çok iyi bilen Zemahşerî, tefsir, fıkıh, lügât, belâgat ilimlerinde derin bilgi sâhibi oldu. Bilhassa belâgat ilminde,…

Read More

Zelzele

Alm. Erdeben (n), Fr. Tremblement de terre, séisme (m), İng. Earthquake. Yeraltındaki kayaların büyük basınçların tesiriyle değişmesi ve kırılması neticesinde yeryüzünde meydana gelen sarsıntı. Binâlarda ciddî hasarlar yapıp yeryüzünün görünüşünü değiştirebildiği gibi geniş çapta can ve mal kaybına da sebep olabilir. Her şey Allahü teâlânın yaratmasıyladır. Bunlar bir sebeple hâsıl olduğu gibi, zelzeleyi meydana getiren sebebe göre üç çeşide ayrılır. Bunlar yeraltındaki büyük boşlukların göçmesine dayanan çöküntü zelzeleleri; yanardağ püskürmesi, mağma faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan volkanik zelzeleler ve yer kabuğunun kırılması, kayması gibi hareketleriyle meydana gelen tektonik zelzelelerdir. Jeolojik zelzelelerin…

Read More

Zeki Velîdi Togan

Târihçi yazar. 10 Aralık 1890’da Başkırdistan’ın Sterlitamak şehrinde doğdu. İlk tahsiline Ötek Medresesinde başladı. Gayri Rus Muallim Mektebi ve Kazan Üniversitesinde tahsil hayâtına devam etti. Tahsilini tamamladıktan sonra Kazan Kasimiye ve Ufa Osmaniye Medreselerinde Arap edebiyatı ve Türk târihi dersleri verdi. Kazan Üniversitesi Târih Coğrafya ve Etnografya Derneği adına Taşkent, Buhara, Fergana’da târih, edebiyat ve etnografya araştırmalarında bulundu (1913-1914). Bu araştırmalar sırasında Yûsuf Has Hâcib’in yazdığı Kutadgu Bilig adlı eserin yeni bir nüshasını buldu. Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak 1916’da Duma’ya seçildi. 1917 Sovyet devriminden sonra Başkırdistan topraklarında bir Türk Devleti…

Read More

Zeki Ömer Defne

Cumhûriyet devri şâirlerinden. 1903’te Çankırı’da doğdu. İlk ve ortaokulu Çankırı’da bitirdikten sonra Ankara Orta Muallim Mektebine kaydoldu. 1920’de bu okulu bitirdi. Bir müddet ilkokul öğretmenliği yaptı. Yeterlilik imtihanını vererek Kastamonu Lisesinde Türkçe-edebiyat öğretmeni, müdür yardımcısı ve vekili olarak çalıştı. İstanbul Kabataş Lisesinde vazife yaparken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1939). Kabataş Lisesinde ve Alman Lisesinde edebiyat öğretmenliğine devam etti. 1950-1969 yılları arasında Galatasaray Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1969’da emekliye ayrıldı. 2 Aralık 1992’de İstanbul’da öldü. 1923 senesinden îtibâren şiir denemelerine başlayan Zeki Ömer Defne’nin Mûsikî…

Read More

Zekât

İslâmın beş temel şartından dördüncüsü. Zekât vermek, Hicretin ikinci senesinde Ramazan ayında farz oldu. Zekât, malla yapılan bir ibâdettir. Kazancı yerinde ve ihtiyâcından fazla malı olan Müslümanın bunun yüzde iki buçuğunu, yâni kırkta birini senede bir defâ muhtaç olanlara vermesi demektir. Bu farz, varlıklı Müslümanlar için geçerlidir. Kazancı, ancak kendi geçimine yeten kimseler zekât vermez. Zekât, lügâtta “temizlik, bereket, artma” mânâlarına gelir. Müslümanların mallarını ve canlarını, maddî ve mânevî kirlerden temizleyen, verimsizlikten, hoşnutsuzluklardan koruyan bir ibâdettir. Zekâtını hakkıyla veren bir kimse mutludur. Allahü teâlânın emri olan zekât borcunu yerine getiren…

Read More

Zekâ Gerilikleri

Alm. Schwachsinn (m), Fr. Arrierations (f. pl.) mentales, İng. Feeble-mindedness, backwardness. Çeşitli sebeplerden dolayı meydana gelen ve değişik derecelerde olabilen zekâyla ilgili hastalıklar. Zekâ, öğrenme, öğrenilenden faydalanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilmek kâbiliyetidir (Bkz. Zekâ). Zekî insan, öğrendiğini değerlendiren ve yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir. Zekâ geriliği, gelişim dönemlerinden kaynaklanan ve ahenkli davranışlardaki bozulmayla birlikte olan, genel zihnî fonksiyonlarda normalin altında olma hâlidir. Sebebi ne olursa olsun, zekâ geriliği gösteren çocukta en belirgin özellik, konuşmanın başlamamış olması veya çok yavaş gelişmesidir. Beden gelişmesi de yavaştır. Başı…

Read More

Zekâ

Alm. Intelligenz, Klugheit (f), Fr. Intelligence, İng. Intelligence. En geniş mânâsıyle bir genel zihin gücü. Psikolog Terman’a göre, zekâ “mücerret (soyut) düşünme yeteneği”dir. Davis, zekâyı, “edinilen bilgilerden faydalanarak meseleleri halletme kâbiliyeti” olarak açıklar. Stern ise, “yeni karşılaşılan hallerin gereklerini, düşünme yeteneğinden faydalanarak karşılayabilme, yeni hayat şartlarına uyabilme gücü” olarak görür. Bergson’un klâsik târifine göre zekâ, “evvelce elde edilmiş tecrübe ve bilgilerden istifâde ederek bugünkü hayat meselelerini çözmek ve hayat şartlarına uymak kâbiliyeti”dir. Hinsie ise zekâyı, üç ana gruba ayırarak târif etmektedir. Bu müellife göre, abstre (mücerret, soyut) fikir ve sembolleri…

Read More

Zehrâvî

Endülüs’te yetişen meşhur tıp âlimi. İsmi, Halef bin Abbâs ez-Zehrâvî olup, künyesi Ebü’l-Kâsım’dır. 930-1013 seneleri arasında yaşamıştır. Kurtuba yakınlarındaki Ez-Zehrâ’da doğduğu için Zehrâvî ismiyle meşhur oldu. Batı ilim âleminde Ebü’l-Kâsis, Bukasis ve Al-Zahravivs olarak bilinir. Zamânında ilim ve kültür seviyesi en yüksek olan Kurtuba Üniversitesinde öğrenim gördü. Özellikle tıp ilminin nazarî ve tatbikî sâhalarında derinleşerek söz sâhibi oldu. Endülüs Emevî halîfelerinden Üçüncü Abdurrahmân ile sonra yerine geçen İkinci Hakem devrinde saray doktoru olarak çalıştı ve hükümdârların özel tabibi oldu. Müslüman cerrahların babası olarak kabul edilen Zehrâvî, daha çok cerrâhî sâhasında…

Read More

Zehirli Gazlar

Alm. Giftgase (n. pl.), Fr. Gaz (m. pl.) toxiques (asphyxiants), İng. Poison gases. Düşman birliklerinin doğrudan doğruya veya yiyeceklerini etkilemek sûretiyle hareket kâbiliyetini azaltmak maksadıyla kullanılan çeşitli özelliklere sâhip kimyâsal ve biyolojik ajanlar. Zehirli gazlar savaşlarda en son kullanılan silâhlardan olup, havadan veya yerden çeşitli metodlarla atılarak bölgeye yayılır. Zehirli gazların etkilerini azaltan veya tamâmen yok eden karşı kimyâsal ve biyolojik ajanlar da zehirli gazlar sınıfında mütâlâa edilir Zehirli gazların canlılara etkisi teneffüs yolu ile veya cilde temas ederek vücut içine girmesiyle olur. Zehirli gazların silâh olarak kullanılması düşman birliklerinin…

Read More