İbrâhim bin Edhem

Tâbiînin meşhur âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden. İsmi, İbrâhim bin Edhem bin Mansûr olup, künyesi Ebû İshâk’tır. Nesebi hazret-i Ömer’e “radıyallahü anh” dayanır. Babası Edhem, Belh şehrinin hükümdârıydı. 714 (H.96)te Belh şehrinde doğdu. 779 (H. 162)da Şam’da vefât etti. Burada büyük türbesi, câmii ve pekçok vakfı vardır. Fudayl bin İyâd’dan feyz aldı. İmrân bin Mûsâ bin Zeyd Râî ve Şeyh Mansûr Selâmî’nin sohbetinde bulunmuş, Veysel Karânî hazretlerinin rûhâniyetinden istifâde etmiştir. Bağdat, Şam veHicaz’da meşhur oldu. Üç kıtanın âlimlerinin çoğundan ilim öğrendi. İmâm-ı A’zam’ın sohbetleriyle olgunlaştı. İmâm-ı A’zam hazretleri onu medh edip;…

Read More

Orhan Gâzi

Osmanlı sultanlarının ikincisi. 1281 yılında Söğüt’te doğdu. Babası Osmanlı Devleti ve hânedânının kurucusu Osman Gâzi, annesi Şeyh Edebâli’nin kızı Mal Hâtundur. İslâm terbiyesiyle yetiştirildi. İyi bir eğitim ve öğretim gösterilerek büyütüldü. Gâzilerin gazâlarını ve meşhur İslâm mücâhidlerinin, âlimlerinin, evliyâların menkıbelerini dinleyerek şuurlandı. Osman Gâzinin kumandanları ve arkadaşlarından silah tâlimi gördü. Devrin silahlarını mahâretle kullanmasını ve muhârebe taktiklerini öğrendi. Osmanlı Devletinin kuruluşunda hizmet aldı. Küçük yaştan îtibâren devletin teşkilâtlanıp müesseseleşmesinde lâzım olan tecrübelere sâhip oldu. Orhan Gâzi, gençliğinden îtibâren Bizans tekfurlarıyla yapılan gazâlara katıldı. Muhârebelerde gösterdiği muvaffakiyetle babasının ve gâzilerin takdirini…

Read More

Selefiyye

Selef-i sâlihîn denilen ilk devir Müslümanlarının (Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn, Tebe-i tâbiînin) yolunda olduklarını iddiâ etdikleri hâlde, onların yolundan ayrılmış olan bozuk kimseler. Selef-i sâlihîn, Ehl-i sünnet vel-cemâat îtikâdında idiler. Zamanlarının sâfiyet ve berraklığı sebebiyle îtikâd ve diğer din bilgilerini kısaca bildirdiler. Müteşâbih (mânâsı kapalı) nassları (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfleri) fazla açıklamaya lüzum görmemişler, tefvîz (ilm-i ilâhîye havâle etme) yolunu tutmuşlardır. Onların bu tavrına mezheb-üs-selef denmiştir. Bu tâbir, kelâm ilmi açısından ıstılâhî mânâdaki mezhep değildir. Yalnız onların müteşâbih lafızlardaki tavrını, tutumunu ifâde eder. Bu o zamânın îcâb ettirdiği bir şey…

Read More

Selef-i Sâlihîn

İslâmın ilk asrında yaşayan Müslümanlar: Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiîn. Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) sonra insanların en üstünleri Eshâb-ı kirâm’dır. Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübârek sohbetinde yetişmişler, pek yüksek derecelere, sahâbîlik şerefine kavuşmuşlardır. Eshâb-ı kirâmı gören ve sohbetlerinde yetişen Müslümanlara Tâbiîn denir. Bunlar bütün din bilgilerini Eshâb-ı kirâmdan öğrenmişlerdir. Tâbiînin sohbetinde yetişenlere ise Tebe-i tâbiîn denir. Bunlardan sonra gelen asırlarda, kıyâmete kadar gelen insanların iyileri bu büyüklerin bildirdiklerini öğrenip, onların yolunda bulunanlardır. Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”; “İnsanların en hayırlısı, benim asrımda olan Müslümanlardır. Onlardan sonra en iyileri onlardan…

Read More

İlâç Alışkanlığı

Alm. Rauschgiftsucht (f), Fr. Toxicomanie (f), l’habitude des drogues, İng. Drug abuse, Drug addiction. Bir ilâca veya maddeye bağımlı olma ve almayınca eksikliğini hissetme durumu. İptilâ. Hemen bütün insanlar belli durumlar karşısında ilâç kullanma yolunu seçer. Baş ağrıdığında bir aspirin almak, sıkıntılı durumlar yaşandığında bilinen bir sâkinleştirici almak, hattâ iş yaparken uyku kaçırması için kahve içmek bunların en sık görülenleridir. İptilâ (addiction)ların üç karakteri vardır: Her şart altında ilâca devâm etmede önüne geçilmez bir arzu ve ihtiyâcın duyulması (compulsion). Devamlı olarak dozun arttırılması lüzumu. İlâcın tesirlerine karşı psikolojik veya fizyolojik…

Read More

İlâç

Alm. Arznei (f), Medikament (n), Fr. Médicament, reméde (m), İng. Medicine, drug. Teşhis, hastalıklara karşı korunma, tedâvi veya hastalıkları teskin etmek amacıyla, canlılara muhtelif yollardan verilen, yaşayan varlıklar tarafından alındığında bir veya daha fazla fonksiyona etki eden tabiî, yâhut kimyevî (kimyasal) maddeler. Bilinen eldeki en eski bilgilere göre; Hippokrates, haşhaştan elde edilen afyonun ağrı giderici, yatıştırıcı ve uyku verici bir madde olduğunu bildirdi. Ayrıca güzel avrat otunun, karın boşluğunda yer alan çeşitli organların hastalıklarına ve ağrılarına iyi geldiğini de anlamıştı. Mîlâttan sonra 200 yıllarında yaşamış olan Galenus, otlardan ilâç hazırlama…

Read More

İl

Alm. Wilajet (n), Fr. Province (m), İng. Province. Merkezî idârenin taşra birimlerinin en büyüğü; bir memleketin, bir vâli tarafından idâre edilen bölümlerinden her biri. Merkezî idârede millî varlığın devâmını sağlayan, kânunların uygulanması, kamu düzeninin korunması ve kamu hizmetlerinin yürütülmesinde millî menfaatleri ön planda tutan kamu hizmetlerinin durumuna, ekonomik şartlara ve coğrafî durumuna göre kurulan, kuruluş esasları kânunla belirtilen kamu tüzel kişisi. 1982 anayasasına göre; Türkiye, merkezî idâre kuruluşu bakımından; coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de kademe kademe bölümlere ayrılır (mad. 126). İl genel idâresinin…

Read More

İktisat

Alm. Wirtschaft, Ökonomie (f), Fr. économie (f), İng. economy. İnsanların malları istihsal (üretim) etmek ve bunları istihlâk (tüketim) edilmek üzere toplumun çeşitli üyelerine dağıtmak için kıt veya sınırlı istihsal kaynaklarının (toprak, işgücü, makina gibi sermaye malları, teknik bilgi) ne şekilde kullanıldıklarını inceleyen bir bilim. Para kullanılarak veya para kullanılmadan, insanlar arasında mübâdele muâmelelerine sebeb olan faaliyetlerin tetkiki. Servetin incelenmesi. Kısaca üretim ve tüketim faaliyetlerinin nasıl düzenlendiğinin incelenmesi, şekillerinde de ifâde edilebilir. İktisat, sosyoloji, siyâset ilmi, psikoloji ve antropoloji gibi ilimlerle de çok yakın münâsebet içerisindedir. İktisat, tarihi tetkiklerden geniş ölçüde…

Read More

Abdülhakim Arvasî

Son devir tasavvuf âlimlerinden. Es-Seyyid Abdülhakîm bin Mustafa el-Arvasî, 1281 (m. 1865) senesinde o zaman Hakkâri Sancağı’na, bugün Van’a bağlı Başkale kasabasında doğdu. 1362 (m. 1943) senesinde Ankara’da vefat etti. Kabri Ankara’da Bağlum kasabasındadır. Hazret-i Peygamber’in “aleyhisselâm” 43. kuşaktan torunudur. İmam Ali Rıza‘nın soyundandır. Bu sebeple seyyid unvanıyla anılır. Ataları Bağdad’dan bugün Van’ın Müküs (Bahçesaray) kasabasına bağlı Arvas (Doğanyayla) köyüne yerleştiği için Arvasî nisbetiyle tanınır. Büyük dedesi Seyyid Muhammed Sultan II. Mahmud Han zamanında tedrisat vesilesiyle Arvas’tan Başkale’ye yerleşmişti. Bunun babası olan Seyyid Abdurrahman, Seyyid Fehîm Arvasî’nin de dedesidir. Abdülhakîm Efendi’nin…

Read More

Mahmûd-ı İncirfagnevî

İslâm âlimlerinin büyüklerinden. İnsanları Hakka dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velîlerin on birincisidir. Mâverâünnehr bölgesinin Tûr-i Sînâ gibi mukaddes bir yer olmasına vesîle olan, orayı nûrlandıran büyük âlim ve velîlerden olan Mahmûd-i İncirfagnevî, Buhârâ’nın Fagne köyünde doğdu ve Akbenî nâhiyesinde yerleşti. Doğum târihi bilinmemektedir. 1315 (H.715) senesinde vefât etti. Mîmârlıkla geçinirdi. Zamânın meşhûr velîsi Hâce Ârif-i Rîvegerî hazretlerinin derslerinde ve sohbetlerinde yetişip, kemâle geldi. Maddî ve mânevî ilimlerde zamânının en büyük âlimlerinden oldu. İnsanları irşâd edip, saâdet yolunu…

Read More

Şefâat

Alm. Fürsprache, Fürbitte (f), Fr. Intercession (f), İng. Intercession. Af için vesîle olmak, yalvarmak. Âhirette, günahı olan müminlerin günahlarının affedilmesi, günahı olmayanların da daha büyük derecelere erişmeleri için Peygamberlerle, sâlih kulların Allahü teâlâya yalvarmalarıdır. Kıyâmet günü önce peygamberler, sonra sâlih kullar yâni Evliyâ, Allahü teâlânın izniyle, günâhı çok olan müminlere şefâat edecektir. Peygamberimiz buyurdu ki: “Ümmetimden büyük günahları olanlara şefâat edeceğim.” Şefâat haktır. Tövbesiz ölen müminlerin küçük ve büyük günahlarının affedilmesi için, Peygamberler, velîler, sâlihler ve melekler ve Allahü teâlânın izin verdiği kimseler, şefâat edecek ve kabûl edilecektir. Mahşerde, şefâat…

Read More

Câfer-i Sâdık

On iki imâmın altıncısı ve İslâm âlimlerinin büyüklerinden. Eshâb-ı kirâmı görmekle şereflenen Tâbiîn devrinin ve evliyânın yükseklerinden. Kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlimlerin dördüncüsüdür. Künyesi, Ebû Abdullah’tır. Tâhir, Fâdıl gibi lakabları vardır. En meşhûru Sâdık’tır. Babası Muhammed Bâkır, onun babası İmâm-ı Zeynelâbidîn, onun babası hazret-i Hüseyin ve onun babası da hazret-i Ali’dir. Annesi Ümmü Ferve olup, hazret-i Ebû Bekr’in neslindendir. 702 (H.83)de Medîne-i münevverede doğdu. 765 (H. 148) senesinde aynı yerde vefât etti. Kabri, Cennet-ül-Bakî’de olup, babası ve dedesi yanındadır.  İmâm-ı Câfer, ilmi, babası Muhammed Bâkır’dan öğrendi. İlim ve fâzîlette…

Read More

Bayezid-i Bistami

Evliyanın büyüklerinden. Silsile-i aliyye adı verilen büyük alimler silsilesinin beşincisi. İsmi Tayfur, babasının ismi İsa, künyesi Ebu Yezid olup, lakabı Sultanü’l-arifin‘dir. Bayezid-i Bistami diye meşhur olmuştur. 776 (H. 160) veya 803 (H. 188) senesinde Hazar denizinin güney sahillerindeki İran, Bistam şehrinde doğdu. 846 (H. 231) veya 875 (H. 261) senesinde aynı yerde vefat etti. Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Bayezid-i Bistami, bir gün Kur’an-ı kerim okumak için gittiği mektepte okuduğu bir ayet-i kerime üzerine erkenden eve döndü. Annesi niçin erken eve döndün diye sorduğunda; “Bir ayet-i kerime okudum. Allahü teala…

Read More

Ebü’l-Hasan-ı Harkânî

Evliyânın büyüklerinden. İnsanları Hakk’a dâvet eden ve kendilerine Silsile-i aliyye adı verilen büyük âlim ve velîlerin altıncısıdır. İsmi Ali bin Câfer, künyesi Ebü’l-Hasan’dır. Harkânî diye de meşhur olmuştur. İran’ın Horasan bölgesindeki Bistam’ın bir kasabası olan Harkan’da doğdu. 1034 (H.425) senesinde Harkan’da vefât etti. Büyük İslâm âlimi Bâyezîd-i Bistâmî’nin rûhâniyetinden istifâde eden Ebü’l-Hasan-ı Harkânî on iki sene Harkan’dan Bistam’a hocasının kabrini ziyâret için gitti. Her ziyâret yolculuğunda Kur’ân-ı kerîmi bir defâ hatmederdi. Her defâsında, ziyâret ile ilgili vazîfelerini yaptıktan sonra; “Yâ Rabbî! Hocam Bâyezîd’e ihsân ettiğin sana âit ilimlerden, büyüklüğünün hakkı…

Read More

Nakşibendiyye

Ehl-i sünnet tarîkatlerinden (tasavvuf yollarından) biri. Kurucusunun isminden dolayı bu ismi almıştır. Kurucusu Şâh-ı Nakşibend adıyla tanınan Behâeddîn Muhammed bin Muhammed Buhârî’dir (v. 1389) (Bkz. Şâh-ı Nakşibend). Nakşibendiyye, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ali vâsıtasıyle Peygamber efendimize ulaşır. Nakşibendiyye silsilesi, hazret-i Ebû Bekr’den, Bâyezîd-i Bistâmî’ye kadar Sıddîkîyye; Bâyezîd-i Bistâmî’den Abdülhâlık Gocdüvânî’ye kadar Tayfûriyye; Abdülhâlık Gocdüvânî’den Behâeddîn-i Buhârî’ye kadar Hâcegâniyye; Behâeddîn-i Buhârî’den Ubeydullah-ı Ahrâr’a kadar Nakşibendiyye; Ubeydullah-ı Ahrâr’dan İmâm-ı Rabbânî’ye kadar Ahrâriyye; İmâm-ı Rabbânî’den Mazhar-ı Cân-ı Cânân’a kadar Müceddidiyye; Mazhar-ı Cân-ı Cânân’dan Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî’ye kadar Mazhâriyye; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’den sonra…

Read More

Molla Fenâri

Osmanlı Devletinin ilk şeyhülislâmı. Adı Muhammed, lakabı Şemseddîn olup, babasının ismi Hamza’dır. 1350 (H. 751) senesi Safer ayında Fenâr köyünde dünyâya geldi. 1431 (H.834) senesi Receb ayında Bursa’da vefât etti. Fenâr adlı köyde doğduğundan veya babasının fenercilik sanatıyla meşgûl olmasından fenârî nisbesiyle meşhûr oldu. Ömrünü dînine ve devletine hizmetle geçirip, Kabr-i şerîfi Bursa’da, Keşiş Dağı eteğindeki Maksem adı verilen semtte yaptırdığı mescidin yanındadır. Câminin yanında bir medresesi ve pekçok hayır eseri vardır. Molla Fenârî, aklî ve naklî ilimlerde zamânın bir tânesiydi. Alâeddîn-i Esved’den, Cemâleddin Aksarâyî’den ve Mısır’da Ekmeleddîn-i Bâbertî’den ilim…

Read More

Emir Sultan

Osmanlıların kuruluş devrini yaşamış olan büyük âlim ve evliyâ. Yıldırım Bâyezîd Hanın dâmâdıdır. Nesebi (soyu) hazret-i Hüseyin’e dayanır. İsmi, Muhammed bin Ali, lakabı Şemsüddîn’dir. 1368 (H.770) târihinde Buhârâ’da doğdu. 1430 (H. 833) târihinde Bursa’da taûn hastalığından vefât etti. Kendi ismiyle anılan câmi yanındaki türbesinde medfûndur. Ziyâret edenler mübârek rûhundan feyz almaktadır. Emir Sultan, âlim ve ilim menbaı olan Buhârâ’da yetişti. Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvverede ilim tahsil etti. Medîne-i münevvereye yerleşmek ve ömürlerinin sonuna kadar orada kalmak niyetindeyken, bir rüyâ gördü. Rüyâsında Peygamber efendimiz ile hazret-i Ali yanyana oturmuşlardı. Yanlarına…

Read More

Nakîbüleşrâf

İslâm devletlerinde seyyidlerin ve şerîflerin doğum ve vefât kayıtlarını tutan ve işleriyle ilgilenen müessesenin idârecisi. Hazret-i Fâtımâ ile hazret-i Ali’nin evlâdından hazret-i Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid; hazret-i Hasan’ın soyundan gelenlere şerîf denir. Evlâd-ı Resûl olan bu kıymetli insanlara Abbâsîler, Memlûkler gibi İslâm devletlerinde hürmet gösterilirdi. Osmanlı Devletinde de gösterilen hürmetin yanında, onlara âit işleri görmek için vazîfeli memur tâyin edilmiştir. Nakîbüleşrâf adı verilen ve sâdâttan (seyid ve şerîflerden) seçilen bu memûr, Peygamber efendimizin torunlarının işlerine bakar, neseplerini kayd ve zapteder, doğumlarını ve vefâtlarını deftere geçirir, onları âdî işlere ve şânlarına…

Read More

Mukaddes Emanetler

Alm. Heilige reliquen (f.pl.), Fr. reliques (f.pl.) benies, İng. Sacred Relics. İslâm dîni ve târihi bakımından büyük önem taşıyan, Peygamber efendimiz “aleyhisselâm” ve diğer din büyüklerine âit bâzı mübârek şahsî eşyâ ile hâtıralara verilen ad. İslâm târihinde, mukaddes emânetlerin toplanması ve muhâfazası Peygamber efendimiz zamânında başladı. Eshâb-ı kirâm ihtimâm ve hürmetle Resûlullah efendimize âit hâtıraları muhâfaza ettiler. Dört büyük halîfe devrinden sonra Emevî, sonra da Abbâsî halîfeleri; Peygamber efendimizden, ümmehât-ı müslimînden (Peygamber efendimizin mübârek hanımlarından) ve Eshâb-ı kirâmdan kalan her çeşit eşyâ ve hâtıraların toplanmasına ve saklanmasına çok îtinâ gösterdiler.…

Read More

Seyyid

Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın torunu hazret-i Hüseyin’in çocuklarına, onun neslinden, soyundan gelenlere verilen isim. Seyyid kelimesinin lügat mânâsı “efendi” demektir. Çoğulu Sâdâttır. Peygamber efendimiz, Cumâ gününe “günlerin seyyidi”, hazret-i Hasan ile Hüseyin’e ise “Cennet gençlerinin seyyidleri” buyurmuştur. Peygaber efendimizin mübârek nesli, kızı hazret-i Fâtıma ile çoğaldı. Hazret-i Hasan’ın soyundan gelenlere ise şerîf denir. Seyyid ile şerîflere genel olarak Peygamber efendimizin çocukları, torunları manâsına evlâd-ı Resûl denir. Hazret-i Hasan ile hazret-i Hüseyin Peygamber efendimizin mübârek kerîmesi (kızı) hazret-i Fâtıma’nın oğullarıdır. Hazret-i Fâtıma ile kıyâmete kadar gelen çocuklarına Ehl-i beyt denir. Peygamber…

Read More

Ehl-i Beyt

Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın bütün âile fertleri. Mübârek hanımları, kızı hazret-i Fâtıma ile hazret-i Ali ve bunların evlâtları olan hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin, onların çocukları ve kıyâmete kadar gelecek torunlarının hepsi. Hattâ Peygamberimizin temiz soyunun bağlı olduğu Hâşimoğullarına da Ehl-i Beyt denir. Eshâb-ı kirâmdan Selmân-ı Fârisî de Ehl-i Beytten sayıldı. Resûlulah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) soyu, hazret-i Fâtımâ’dan devâm etti. Hazret-i Hasan’ın çocuklarına ve torunlarına “Şerîf”, hazret-i Hüseyin’in nesline de “Seyyid” denir. Peygamber efendimizin temiz ve mübârek kanını taşıyan seyyidler ve şerîfler, İslâm memleketlerinin birçok yerlerinde yaşamaktadırlar. Her birisi güzel…

Read More

Güneş

Alm. Sonne (f), Fr. Soleil (m), İng. Sun. Kimlik bilgileri: Dünyâdan ortalama uzaklığı  149.598.000 km Çapı  1.391.000 km Kütlesi  1.99x1030kg Özgül ağırlığı  1,41 gr/cm3 Yüzey ısısı  6000 K° (Kelvin derece) Çekirdek ısısı  14.000.000 K° Bileşimi  % 75 hidrojen, % 24 helyum,% 1 diğer elementler Galaksimizin merkezine uzaklığı 30.000 ışık yılı Galaksimizin merkezi etrâfında dönüş periyodu 225.000.000 yıl Galaksimizin merkezi etrâfında dönüş hızı 250 km/sn Işığının dünyâmıza ulaşım zamânı 8,3 dk Dünyâmızda canlıların yaşayabilmesi için gerekli olan enerjiyi (ısı ve ışık) sağlayan, kendi sisteminin merkezinde yer almış, samanyolu galaksisindeki yaklaşık iki…

Read More

Dünyâ

Alm. Erde Welt (f), Fr. Terre (f), monde (m), İng. Earth, world. Güneş sistemindeki gezegenlerden biri. Dünyânın uzaydan görünüşü mavi olduğu için uzay dilinde dünyâ mavi gezegen ismi ile de çağrılır. Bu mavilik atmosferde bulunan oksijenin, güneş ışığının tayfı neticesidir. Bu mavilik aynı zamanda kâinatta yegâne canlı bulunan yerin dünyâ olduğunu da göstermektedir. Dünyâ güneşten îtibâren üçüncü büyük gezegendir. Güneşten 149.589.000 km uzakta elipsoidal bir yörünge boyunca dönmektedir. Güneş etrafındaki bir dönüşü güneş yılı olarak târif edilmiş olup 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniyedir. Bu dönüşünden mevsimler…

Read More