Osmanlı Devletinde on dokuzuncu asırda yetişen büyük devlet ve ilim adamı. 27 Mart 1822 (H. 1238)’de Tuna kıyısında bulunan Lofça kasabasında doğdu. Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail Ağadır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Yaradılıştan zeki ve kabiliyetli olduğu gibi, pek de çalışkandı. Dedesinin yardımı ile 1839 yılında İstanbul’a geldi. Medrese tahsiline başladı. Bu arada, matematik, astronomi, tarih ve coğrafya gibi ilimlerle de uğraşarak kültürünü artırdı. O zaman çok meşhur olan Murad Molla tekkesine tatil günleri giderek Farisi öğrendi ve Mevlana’nın Mesnevi’sini bitirdi. Divançe’sinde bulunan şiirlerin çoğunu bu tekkeye devam ettiği…
Read MoreAy: Mayıs 2020
Necib Fâzıl Kısakürek
Son dönem şâir, yazar ve fikir adamlarından. 1904’te İstanbul Çemberlitaş’ta, bir konakta dünyâya geldi. Babası hukukçu Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanımdır. Âilesi, baba tarafından Kahramanmaraş’ın köklü âilelerinden Kısakürekzâdelere dayanır. Yazara verilen Ahmed Necib ismi, dedelerinden birinin adıdır. 1912’de Gedikpaşa’da bir Fransız Mektebine yazıldı. Sonra yine, aynı yerde bulunan Amerikan Kolejine, Büyükdere’de Emin Efendinin Mahalle Mektebine devam etti. Annesinin hastalığı dolayısıyla taşındıkları Heybeliada’da (1915) Nümûne Mektebini bitirerek oradaki Bahriye Mektebine girdi. İlk şiirlerini burada yazmağa başladı. Mektepte arkadaşları arasında lakabı “şâir”di. Bahriye Mektebini son sınıftayken terk ederek, 1917’de Dârülfünûnun Felsefe Bölümüne…
Read MoreAyasofya Camii
İstanbul’un fethine kadar hıristiyan aleminin en büyük kilisesi, bu tarihten 1934’e kadar İslam aleminin en büyük camilerinden biri idi. 1935’ten sonra ise müze olarak kullanılmaktadır. Ayasofya (Sainte Sophie) Camii, İstanbul’da Topkapı Sarayı yanındadır. Miladın 325. senesinde, Büyük Konstantin tarafından ahşap olarak yapıldı. Aryüs mezhebinde olup, 408’de vefat eden Arkadyus zamanında yandı. Bunun oğlu Teodosyus yeniden yaptırdı. Jüstinyanus zamanındaki ihtilalde yine yandı. Bunun tarafından şimdiki bina yaptırıldı. Jüstinyanus, 565’te ölmüştür. Bunun zamanında, zelzelede kubbesi yıkılmış, şimdiki kubbe 548’de yapılmıştır. Doğudan batıya 81, kuzeyden güneye 73, yüksekliği 57 metredir. Makedonyalı Valis (Balis-I)…
Read MoreKadir Gecesi
İslâm dîninde mübârek gecelerin en kıymetlisi. Kadir Gecesi, Ramazân-ı şerîf ayı içinde bulunan bir gecedir. Hangi gecesinde olduğu kesin ve açık bildirilmemiştir. İmâm-ı Şâfiî on yedi, İmâm-ı A’zâm Ebû Hanîfe, yirmi yedinci gece olması çok vâki olur (meydana gelir) dediler. Yirmi ile otuzuncu geceleri arasında aranması tavsiye edilmiştir. Kur’ân-ı kerîmde medhedilen, övülen en kıymetli gecedir. Kur’ân-ı kerîm Peygamber efendimize “sallallahü aleyhi ve sellem” bu gece gelmeye başlamıştır. Hadîs-i şerîfte; “Kadir Gecesini inanarak ve sevâbını bekleyerek ihyâ edenin geçmiş bütün günâhlarını Allahü teâlâ mağfiret eder, bağışlar.” buyruldu. İhyâ etmek için kazâ namazları kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı,…
Read MoreUhud Harbi (3/625)
İslâm târihinde Müslümanların, İslâm dînini kabul etmeyen Mekkeli müşriklerle yaptıkları ikinci büyük savaş. Hicretin üçüncü yılında (M. 625) Medîne’ye bir saat uzaklıkta Uhud Dağının eteklerinde yapıldı. Mekkeli müşrikler Bedr Harbinde büyük bir bozguna uğradıklarından bunun acısını unutamıyorlardı. Kureyşliler, ileri gelenlerinden bir çoğunu bu savaşta kaybetmişlerdi. Ayrıca kendileri için çok önemli olan Şam ticâret yolunun, Müslümanların kontrolüne geçmesi kendilerini çileden çıkarıyordu. Ebû Süfyan’ın idâresindeki ticâret kervanı Mekke’ye yüzde yüz kârla dönmüştü. Sermâyeye iştirak edenlerin çoğu Bedr Savaşında öldüğünden kervanın kârı Dâr-ün-Nedve (Kureyşli müşriklerin başkanlarının toplandığı hükûmet binâsı)de toplanmıştı. Bu kervan, Müslümanlar…
Read MoreBedir Harbi (2/624)
Hicretin ikinci yılında Ramazan ayında sevgili Peygamberimizin, Mekkeli müşriklerle yaptığı ilk savaş. Mekke ile Medine arasında Bedir kuyularının bulunduğu mahalde vuku bulduğu için, Bedir Savaşı olarak anılır. Peygamber efendimizi gören ve sohbetinde bulunan ilk Müslümanlar (Eshab-ı kiram) içinde Bedir Savaşına katılan 313 sahabinin ayrı bir yeri ve derecesi vardır. Hicretin ikinci yılı (M.624) Ramazan ayında Ebu Süfyan reisliğindeki büyük bir Kureyş kervanının Şam’dan Mekke’ye dönmekte olduğunun haber alınması üzerine, Peygamberimiz Muhammed “aleyhisselam” bu kervandaki malları ganimet olarak almak için bir ordu toplayarak Safra denilen yere kadar geldi. Bu orduda, çeşitli vazifelerle…
Read MoreEhl-i Sünnet
Alm. Der Weg der Sünniten, Fr. la voie d ahl-i Sunnat, İng. The Sunni Path. İslam dîninde doğru îtikat üzere olanlara yani Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın ve Eshâbının “aleyhimürrıdvân” yolunda bulunanlar, bildirdikleri îtikat üzere inananlara denir. Eshâb-ı kirâmın, Peygamber efendimizden naklen bildirdiklerini, olduğu gibi, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan kabûl edip, böylece inanıp, onların yolunda olup, onlar gibi inananlara Ehl-i sünnet ve cemâat fırkası veya Fırka-i nâciye (yani kurtulan fırka); bu doğru ve asıl (hakîkî) İslâmiyet yolundan ayrılanlara da, bid’at fırkaları veya Fırâk-ı dâlle (dalâlet fırkaları, bozuk-sapık yollar) denildi. Ehl-i sünnet ve cemâat fırkasında olanlara kısaca Sünnî, bid’at fırkalarında olanlara Mübtedî, bid’at…
Read MoreEsmâ-i Hüsnâ
Allahü teâlânın meşhur 99 ismi. Allahü teâlânın isimleri çoktur. Bunlardan doksan dokuzu Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde bildirildi. Allahü teâlânın isimleri Tevkîfîdir. Yâni, İslâmiyette bildirilen isimleri söylemeye izin verilmiştir. Bunlardan başkasını söylemek yasaklanmıştır. Buna göre Allahü teâlâya “âlim” denir. Fakat, âlim demek olan “fakîh” denmez. Çünkü İslâmiyet Allahü teâlâya fakîh dememiştir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: “Allahü teâlânın Esmâ-i Hüsnâsı vardır. O hâlde O’na bunlarla duâ edin.” (A’râf sûresi: 180). İslâm âlimlerinden Kâdı Ebû Bekr Bâkıllânî “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: “Allahü teâlânın sıfatlarına uygun olup, O’na lâyık olmayan mânâların anlaşılmayacağı bilinen kelimeleri, Allahü teâlâya isim olarak…
Read MoreEshâb-ı Kirâm
Peygamberimizin “aleyhisselâm” arkadaşları. Kadın veya erkek, çocuk veya büyük bir Müslüman, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimizi çok az da olsa bir kere görürse, kör olan, bir kere konuşursa ve îmân ile vefât ederse buna “Sâhib” veyâ “Sahâbî” denir. Birkaç tânesine “Eshâb” veya “Sahâbe” yâhud “Sahb” denir. Peygamberimizi, kâfir iken görüp de, Resûlullah’ın vefâtından sonra îmâna gelen veya Müslüman iken, sonra mürted olan (Müslümanlıktan çıkan) sahâbî değildir. Sahâbî olduktan sonra mürted olup, Resûlullah’ın vefâtından sonra, tekrar îmâna gelen, sahabi olur. Peygamber efendimiz cin sınıfına da peygamber olduğu için, cin de sahâbî olur. Eshâb-ı…
Read MoreEshâb-ı Kehf
Îsâ aleyhisselâmdan sonra, din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda, dinlerini korumak için her şeylerini terk edip, hicret eden ve Efsûs (Tarsus) taki mağarada medfun bulunan yedi kişi ile Kıtmîr adındaki köpekleri. Kur’ân-ı kerîmde Kehf sûresinde kıssaları uzun bildirilmektedir. Eshâb-ı Kehf denilen îmânlı gençler, Efsûs yâni Tarsus şehri ahâlisinden idiler. Bunlardan altısı sarayda vazîfeli, hükümdâra yakın kimselerdi. Hazret-i Ali’nin “radıyallahü anh” rivâyetine göre Eshâb-ı Kehf’in adedi yedi olup, bunların altısı hükümdârın müşâvere heyetinde idi. Onun sağında ve solunda bulunurlardı. Sağındakiler Yemlîha, Mekselînâ ve Mislînâ idi. Bunlara “Eshâb-ı yemîn” denmiştir. Hükümdârın solunda…
Read MoreAşere-i Mübeşşere – Cennetle Müjdelenenler
Peygamber efendimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” tarafından Cennet’e girecekleri dünyadayken müjdelenen on Sahabi (yani Peygamberimizin arkadaşı). Aşere-i mübeşşere şunlardır: 1. Ebu Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, 2. Ömer bin Hattab “radıyallahü anh”, 3. Osman bin Affan “radıyallahü anh”, 4. Ali bin Ebu Talib “radıyallahü anh”, 5. Talhâ bin Ubeydullah “radıyallahü anh”, 6. Zübeyr bin Avvam “radıyallahü anh”, 7. Abdurrahman bin Avf “radıyallahü anh”, 8. Sa’d bin Ebi Vakkas “radıyallahü anh”, 9. Said bin Zeyd “radıyallahü anh”, 10. Ebû Ubeyde bin Cerrâh “radıyallahü anh”. Ahmed bin Hanbel’in “rahmetullahi aleyh” Müsned’inde bildirdiği hadis-i…
Read MoreVahiy (Vahy)
Alm. Göttliche, Eingebung, Fr. Révélation, İng. God’s revelation, revelation. Allahü teâlânın dilediği şeyleri, emir ve yasaklarını peygamberlerine bildirmesi. Allahü teâlâ, insanlar arasından seçtiği peygamber denilen kullarını vahy ile şereflendirmiştir. Bu sûretle, insanlara, dünyâda ve âhirette rahat ve huzûra kavuşacakları esasları bildirmiştir. Vahy, ilk peygamber Âdem aleyhisselâmdan son peygamber Muhammed aleyhisselâma kadar devâm etmiş ve onda son bulmuştur. Vahyin olduğu kat’îdir. Mâhiyeti, hakîkatı bilinmez. Eserleri görülür, bu eserleriyle bilinir. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek yüzünde, vahy esnâsında soğuk kış günlerinde bile yağmur tânecikleri gibi ter belirirdi. O sırada yanında bulunanlar…
Read MoreKâfir
Alm. Ungläubiger (m), Fr. Infidèle (m), İng. Unbeliever, infidel. Allahü teâlâyı ve O’nun gönderdiği dînin esaslarını kabul etmeyen, beğenmeyen, inanmayan. Kâfir lügatta; “örten, inkâr eden, gizleyen ve çiftçi” mânâsınadır. Divan edebiyatında siyah rengi, sevgilinin saçını ve rengini bildirmek için mazmun olarak kullanılır. Dînî bir tâbir olan kâfir, son peygamber Muhammed aleyhisselâmın, Allahü teâlâ tarafından bildirildiğini söylediği, sözlerinden birine veya hepsine inanmayan, doğru olduğunda şüphe eden kimseye denir. Daha önce gelen peygamberlerin sözlerini beğenmeyen kimselere de denir. Allahü teâlâ, her asırda insanlara bir peygamber göndererek, kendisinin razı olduğu yolunu göstermiştir. Dünyâda…
Read MoreVâcib
İslâm dîninde zannî (kat’î ve açık olmayan) delille bildirilen emirler, işler. Zannî delîl, ya mânâsı kapalı bir âyet-i kerîmedir, yâhut bir sahâbînin Peygamber efendimizden sallallahü aleyhi ve sellem bildirdiği bir hadîs-i şeriftir. Vâcib, Allahü teâlânın emridir. Fakat farz gibi açıkça ve kesin olarak bildirilmemiştir. Bu sebeple Hanefî mezhebinde farzla vâcib ayrı şeylerdir. Farzı inkâr eden kâfir olur yâni îmânı gider. Vâcibin vâcib olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Çünkü vâcib olduğu kat’î olmayan bir delille sâbit olmuştur. Ancak dinde vâcib olan işi yapmayan tövbe etmezse, Cehennemde azâb çeker. Vâcibin ibâdet olduğuna, yapılması…
Read More32 Farz
İslâm dîninde, mükellef yâni akıl bâliğ, akıllı ve yetişkin kadın erkek her Müslümanın, en önce öğrenmesi gereken, otuziki dîni emir. Allahü teâlânın, İslâm dîni ile insanlara bildirdiği emir ve yasakları çoktur. Bunlardan îmân etmek, bütün insanlara emredilmiştir. Herkes için îmân zaruridir. Dinde, îmân eden herkes, farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya memur edilmiştir. Bunun için müminlere, îmân edenlere; farzları ve haramları öğrenmek, bilmek de farzdır. Otuziki farz meşhurdur. Bunlardan dördü esas olup, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hac etmektir. Îmân ile berâber bu dört farz, İslâmın şartıdır. Îmân edip…
Read MoreDeccâl
Kıyâmete yakın bir zamanda ortaya çıkacağı bildirilen azgın ve zâlim bir kimse. Kıyâmetin büyük alâmetlerindendir. Deccâl kelimesi lügatta “yalancı, hîleci, doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak gösteren, aldatıcı” demektir. Deccâl, Âdem aleyhisselâmdan beri benzeri görülmemiş büyük bir musîbet olarak insanlara musallat olacak herkesin îmânını bozmaya uğraşacak ve kendisine inanmayanlara zarar verecektir. Bâzı hârikulâde haller gösterecek, fakat sonunda büsbütün âciz kalacaktır. Çok memleketleri istilâ edip, ilâh olduğunu söyleyerek insanları aldatacaktır. Dünyâdaki saltanat müddetinin kırk gün veya kırk sene olduğu rivâyet edilmiştir. Deccâl, Sûriye veya Filistin’de o zamanda gökten inecek olan Îsâ aleyhisselâm…
Read MoreDuâ
Alm. Gebet, Fr. Priere, invocation, litanies, İng. Prayer. Allahü teâlâya yalvararak, murâdını, dileğini isteme. Allahü teâlâ, duâ eden Müslümanları sever. Duâ müminin silâhıdır. Dînimizin temel direklerinden biridir. Duâ gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mâni olur. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Bana hâlis kalp ile duâ ediniz! Böyle duâları kabul ederim.” (Mü’min sûresi: 60) buyuruyor. Allahü teâlâ herşeyi sebep ile yaratmakta, nîmetleri sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def için ve faydalı şeyler vermek için duâ etmeyi sebep yapmıştır. Peygamberler “aleyhimüssalevât” hep duâ ettiler. Ümmetlerinden de duâ etmelerini…
Read MoreDuhâ Vakti (Kuşluk Vakti)
Şer’î gündüz müddetinin, yâni imsaktan (oruca başlama vaktinden) güneş batana kadar olan sürenin dörtte biri. Duhâ vaktini bulmak için ezanî imsak vakti yirmi dört saatten çıkarılır. Sonuç dörde bölünür, bu netîce ezânî imsâk vaktine eklenirse, ezânî duhâ vakti bulunur. Yine ezânî dahve-i kübrâ vakti (Bkz. Dahve Vakti) on ikiden çıkarılır, bu sonucun yarısı ezânî imsâk vaktine eklenirse, yine ezânî duhâ vakti bulunur. Meselâ, dahve-i kübrâ ezânî saatle 3.49 ise, bunun on ikiden farkı 8.11 ve bunun yarısı 4.05 olduğundan, ezânî imsak saati de 7.38 ise, 7.38+4.05=11.43 ezânî dahve vaktini verir.…
Read MoreEbû Mûsâ El-Eş’ari
Sevgili Peygamberimizin “aleyhisselam” ileri gelen eshâbından ve vâlilerindendir. İsmi Abdullah olup, künyesi Ebû Mûsâ’dır. Babası Kays, Yemen’in Eş’ar; annesi Tayyibe de Ak kabîlesine mensuptur. Nesebi, Abdullah bin Kays bin Süleym bin Hadar bin Harb bin Âmir bin Ahter bin Bekr bin Âmir bin Abd bin Vâil bin Nâciye bin el-Cemâhir bin el-Eş’ar’dır. Bi’setten önce Yemen’in Zebid bölgesinde doğduğu bilinmekteyse de târihi belli değildir. 663 (H.42) yılında Kûfe, diğer bir rivâyette Mekke-i mükerremede vefât etti. Müslümanların Habeşistan’a hicret ettikleri sırada elli kişiden fazla bir toplulukla Yemen’den Habeşistan’a gelerek orada Müslüman oldu. Câfer bin Ebû Tâlib ve…
Read MoreEbu Lübâbe
Eshâb-ı kirâmın meşhurlarındandır. İsmi, Rifâ’a bin Abdülmünzir’dir. Adının Beşir olduğu da söylenir. Künyesi, Ebû Lübâbe’dir. Hazret-i Ali’nin “radıyallahü anh” hilâfeti zamânında vefât ettiği bildirilmektedir. Annesi Zeyneb binti Hizâm’dır. Sâib ve Abdurrahmân isminde iki oğlu vardı. İkinci Akabe Bîatında, Medîneliler arasında hazret-i Ebû Lübâbe de “radıyallahü anh” vardı. Resûlullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bu bîatta bulunanlardan on iki kişiyi kendi kavimlerine nakîb, yâni temsilci seçti. Bu on iki kişi arasında bulunan Ebû Lübâbe “radıyallahü anh”, Peygamber efendimizin birçok gazâlarına katıldı. Bunların ilki olan Bedr Gazâsında büyük kahramanlıklar gösterdi. Hazret-i Ebû…
Read MoreEbû Katâde
Eshâb-ı kirâmdan ve Peygamber efendimizin süvârîlerindendir. İsmi Hâris, künyesi Ebû Katâde, lakabı Fâris-i Resûlullah (Resûlullah’ın binicisi)tır. Hazrec kabîlesindendir. Babası Reb’î bin Beldehe, annesi Kebşe binti Mazhar’dır. Yaklaşık 602 senesinde Medîne’de doğdu, 665 (H.45)te Medîne’de veya Kûfe’de vefât etti. İkinci Akabe Bîatından sonra Müslüman olan Ebû Katâde’nin Bedr Savaşına katılıp katılmadığı ihtilâflıdır. Bedr’den sonraki Peygamber efendimizin gazâlarında (savaşlarında) bulundu. Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” onun hakkında; “Bütün atlılarımızın en hayırlısı, Ebû Katâde idi.” buyurdu. Ebû Katâde birçok seriyyelere (küçük süvârî birliği harekâtı) katıldı. Bunların bir kısmında kumandanlık yaptı. 630 senesinde on beş…
Read MoreEbû Hureyre
Eshâb-ı kirâm arasında en çok hadîs-i şerîf rivâyet edenlerden. İsmi hakkında değişik rivâyetler vardır. En meşhuru, Abdurrahmân bin Sahr olduğudur. Yemen’in Devs kabîlesindendir. Künyesi Ebû Hureyre’dir. Bu künyenin verilişi hakkında kendisi şöyle demiştir. “Bir gün kaftanımın içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resûlullah efendimiz beni o hâlimle gördü. «Nedir bu?» buyurdu. Ben de; “Kedicik!” dedim. Bunun üzerine Resûlullah bana; “Ey Ebû Hureyre (Ey Kedicik Babası)!” buyurdu. Ebû Hureyre’nin gençliği fakirlik ve sıkıntı içinde geçti. Yemen’deki Devs kabîlesinin ileri gelenlerinden ve meşhur şâir olan Tufeyl bin Amr’ın İslâma dâvet etmesiyle Müslüman oldu. Hicret’in yedinci yılında, Tufeyl bin Amr ve diğer îmân edenlerle birlikte, Hayber’in fethi esnâsında,…
Read MoreEbû Eyyûb-i Ensârî
Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden. Peygamber efendimizin “aleyhisselam” mihmândârı, yâni Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicret ettiği zaman, evinde misâfir eden sahâbîdir. İsmi, Hâlid bin Zeyd olup, künyesi Ebû Eyyûb’dur. Medîneli Müslümanlardan olduğu için Ensârî nisbesiyle meşhur olmuştur. Türkiye’de Eyyûb Sultân diye bilinir. Babasının adı Zeyd, Annesinin ismi Hind binti Rebîa’dır. Doğum târihi bilinmemektedir. 670 (H.50) senesinde İstanbul’da şehid oldu. Peygamber efendimiz, Mekke’den Medîne’ye hicret etmeden önce bi’setin, yâni peygamberliğin bildirilmesinin on birinci senesinde Müslüman oldu. İkinci Akabe bîatinde bulunarak Resûlullah efendimizin sohbetiyle şereflendi. Böylece Eshâb-ı kirâm ve Ensâr-ı kirâmdan oldu. Hanımı Ümmü Eyyûb da Müslüman olup, Peygamber efendimize hizmetle şereflendi. Eyyûb, Abdurrahmân, Hâlid isminde…
Read More