On birinci ve on ikinci yüzyıllarda yetişen fıkıh, tefsir ve hadis âlimi; velî. İsmi, İyâd bin Mûsâ es-Sebtî olup, künyesi Ebü’l-Fadl’dır. Kâdı İyâd diye meşhur olmuştur. Evliyânın ve Mâlikî mezhebi âlimlerinin büyüklerindendir. 1083 (H.476) senesinde Endülüs’te Sebte şehrinde doğdu. 1150 (H.544)de Merrâkeş’te vefât etti. Şehrin içinde bulunan Bâb-ı İlân denilen yerde defnedildi. Küçük yaştan îtibâren Kurtuba’da ve diğer ilim merkezlerinde birçok âlimle görüşüp sohbet etti. Kendilerinden ilim öğrendi. Ebû Ali el-Gassânî’den icâzet aldı. Fıkıh ilmini, Ebû Abdullah Muhammed bin Îsâ et-Temîmî’den öğrendi. İlim öğrenip hadîs-i şerîf rivâyet ettiği âlimlerin sayısı…
Read MoreGün: 15 Ağustos 2023
KÂDI HAN
Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerinden. Adı, Hasan bin Mansûr Fergani, künyesi Ebü’l-Mefâhir ve Ebü’l-Mehâsin’dir. Özcend’de doğdu, doğum târihi bilinmemektedir. Kâdı Han lâkabı ile tanındı. 1196 (H.592) de vefât etti. İlmini, Zahîreddîn Ebû Hasan Ali bin Abdülazîz Merginânî’den öğrendi. Bu zâtın hocalarının silsilesi, İmâm-ı Muhammed Şeybânî’ye kadar uzanır. Fıkıh ilmindeki diğer hocaları Cemâleddîn Ebû Hâmid Mahmûd Nusayrî, Şemsüleimme Muhammed Kerderî ve Necmüleimme gibi meşhur âlimlerdir. Kâdı Hanın fetvâları çok kıymetlidir. Bu fetvâlar Fetâvâ-ı Kâdı Han adıyla meşhurdur. Sonra gelen âlimler ihtilaflı meselelerde onun tercih ettiği fetvâyı diğer fetvâlara üstün tutmuşlardır. Osmanlı Şeyhülislâmı…
Read MoreKÂDI BURHÂNEDDÎN AHMED VE DEVLETİ
On dördüncü yüzyılda yaşamış Türk âlimi ve onun 1381-1398 yılları arasında Kayseri ve Sivas bölgesine hâkim olan devleti. Burhâneddîn Ahmed 1345 (H. 745) yılında Kayseri’de dünyâya geldi. Babası Kayseri Kâdısı Şemseddîn Mehmed olup, Oğuzların Salur boyuna mensuptur. Küçük yaşta tahsiline başlayan Burhâneddîn Ahmed, Farsça, Arapça, mantık, fıkıh, usûl, ferâiz, hadis, tefsir, hey’et ve tıp ilimlerini öğrendi. Yirmi bir yaşındayken Kayseri kâdılığına tâyin oldu (1364). Kâdı Burhâneddîn’in Kayseri kâdılığı Eratna Devletinin çöküş hâlinde bulunduğu zamâna rastlar. Eratna Hükümdârı Ali Bey zayıf irâdeli ve kâbiliyetsiz bir kimseydi. Devlet içerisinde anarşi ve emirler…
Read MoreKÂDI ADÛDÜDDÎN ÎCÎ
Kelâm, usûl, nahiv, fen ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi, Abdurrahmân bin Ahmed bin Abdülgaffâr olup, künyesi Ebü’l-Fadl’dır. 1300 (H. 700) senesinde Şîrâz’da Îc kasabasında doğdu. 1355 (H.756) senesinde vefât etti. Devrin meşhur ve seçkin âlimlerinden ilim öğrendi. En çok hizmetinde bulunup istifâde ettiği hocası, Kâdı Beydâvî hazretlerinin talebelerinden Zeyneddîn Hinkî idi. Daha çok Sultâniye şehrinde tahsil gördü. Arabî ilimlerde çok yüksek bir dereceye ulaştı. Din ve fen bilgilerinde yükseldi. Dört mezhebin fıkıh bilgilerinin inceliklerine vâkıf oldu. İlhanlı Sultânı Ebû Sa’îd Bahadır Han’la yakınlıkları sebebiyle Tasavvufta ise Safiyyüddîn Erdebîlî’nin sohbetinde…
Read MoreKÂDI
Alm. 1. İsl. Richter. Kâdi (m), 2. Osm. Landrat (m), Fr. 1. Juge Musulman, cadi (m), 2. Gowerneur (m), İng. 1. Muslim Judge, cadi, 2. Governor. Dînî ahkâma göre hüküm veren ve tatbik eden, hükûmetin idârî tasarruflara âit emirlerini yerine getiren kimse; hâkim. İslâm hükümlerinin yürürlükte olduğu toplumlarda, halk arasında çeşitli sebeplerle meydana gelen dâvâların ve düşmanlıkların muhâkeme işlerine bakmak ve dînin hükümlerine uygun karar vererek ihtilâfı çözmek üzere halîfe (sultan veya pâdişah) tarafından seçilen ve tâyin edilen hâkime “kâdı” denir. Kâdı, kazâya yâni hâdiseye göre, hakkı gözeterek hüküm verir.…
Read MoreKADEŞ SAVAŞI VE ANTLAŞMASI
Mısır ile Hitit devleti arasında yapılan savaş ve sonundaki antlaşma. İlkçağın bu en büyük meydan savaşı, Mısır ve Hitit devletlerinin birbirlerine denk duruma gelmesi ve iktisâdî menfaatlerinin Kuzey Suriye üzerinde birleşmesi yüzünden çıktı. Suriye, ilkçağ tarihinde askerlik ve ticâret bakımından çok önemli bir ülkeydi. Hitit Kralı Muvattaliş’in, Şuppiluliuma’nın siyâsetini devam ettirerek Suriye’den vazgeçmemesi, Mısır Firavunu İkinci Ramses’in Suriye’ye hâkim olma isteği, savaşın başlamasına sebep oldu. Savaş Mîlâttan önce 1296 yılında bugünkü Humus yakınlarında harâbeleri bulunan antik kent Kadeş önünde cereyan etti. Muhârebenin başlarında savaş arabaları sâyesinde Hititler üstünlük sağladılar. Ancak…
Read MoreKADAVRA
Alm. Leichnam, Kadaver (m), Leiche (f), Fr. Cadavre (m), İng. Corpse. Ceset; diseksiyon (parçalara ayırmak, kesmek) için kullanılan cansız insan vücûdu. Daha çok, hekimlik öğretiminde kullanılmak için hazırlanmış ceset mânâsındadır. Bir kadavra diseksiyonunun gâyesi, insan vücûdunun anatomisini (yapısını) öğrenmek isteyenlere yeterli bilgiyi sağlamaktır. Bu bilgiyi sağlamak için en uygun vâsıta kadavradır. Yine de, cesette ölümün yaptığı değişiklikler ve cesedi korumak için kullanılan fiksatif sıvılar az veya çok organların normal görünümünü bozmaktadır. Ayrıca, organizmanın hayat boyunca geçirdiği hastalıkların yaptığı değişiklikler de cesedin normal anatomisi değerlendirilirken göz önünde tutulmalıdır. Bu yüzden kadavra…
Read MoreKADASTRO
Alm. Kataster (m), Fr. Cadastre (m), İng. Cadastre; land legistry. Yüzey ve engebeleri inceleme, yükseltileri hesaplama metodu. Dünyâ üzerindeki tabiî ve yapma engebelerin harita ve plânlarda belirtilmesi gâyesiyle bu husus devlet tarafından tesbit edilmiştir. Kadastronun gâyesi sağlam ve açık bir tapu sicili sistemi kurmaktır. Târihî belgelerden anlaşıldığına göre kadastro ile ilgilenen ve bunu geliştiren eski Mısırlılardır. Mısır piramitlerin iri yapılması, kadastro tekniğinin uygulanması ile mümkün olmuştur. Bunun yanısıra Romalılarda da sınırları ve yeni şehirlerin kurulacağı yerleri belirtmek için veya yolların ve su kemerlerinin yapımında kadastro metodundan istifâde edilmiştir. Osmanlı Devletinde…
Read MoreKAÇMA HIZI
Bir parçanın, ana kütlenin çekim kuvvetinden kurtulabilmesi için gerekli olan minimum hız. Kaçma hızı, parabolik hız olarak da bilinir. Dünyâ atmosferinin dağılmamasının sebebi, atmosfer içindeki gaz moleküllerinin ortalama hızlarının, dünyâ için gerekli olan kaçma hızından düşük olmasıdır. Bir roketin dünyâdan ayrılarak diğer bir gezegene gitmesi veya güneş etrafında bir yörüngeye oturabilmesi için fırlatılırken kaçma hızına ulaşması lâzımdır. “m” kütleli hareketli bir parçanın (gaz molekülü, roket) yarıçapı “r”, yüzeyindeki çekim kuvveti “g” olan bir ana kütleden, bu çekimi yenerek “h” yüksekliğine ulaşabilmesi için gerekli olan “v” kaçma hızını kinetik enerji formülünden…
Read MoreKAÇKAR DAĞI
Karadeniz bölgesinin en yüksek dağı. Artvin, Rize ve Erzurum illeri sınırlarının birleştiği noktadadır. En yüksek yeri 3932 m olup, Artvin il sınırları içindedir. Dağın yapısında volkanik ara tabakalı katmanlar vardır. Yüksek kesimlerinde 13 tâne buzyalağı gölü bulunur. Bu göllerin hepsi 2700 metreden daha yüksektir. En büyüğü Deniz Gölü olup, çapı 300 metredir. Dağın en yüksek kesiminde, kuzeye doğru dil biçiminde uzanan üç kısa vâdi buzulu yer alır. En uzununun boyu 1,5 kilometreyi aşar ve Karadeniz kıyı dağları üzerindeki en büyük buzuludur. Kaçkar Dağının 2000 metreye kadar olan kısmı; lâdin, kızılağaç,…
Read MoreKAÇARLAR
Türkistan, Âzerbaycan, İran ve Anadolu’da yaşayan Türkmen kabîlesi ve İran’da (1796-1925) târihlerinde iktidar olmuş hânedân. Kaçar adı, Türkçe kaçmak kelimesinden türetilmiştir. Moğollar (1206-1320) devrinden beri Hazar Denizi kıyılarında otururlardı. İlhanlılardan Hülâgu Hanın (1256-1264), Alamut Bâtınîlerine ve Sûriye’ye karşı giriştiği seferlere katılan Kaçarlar; Irak, Sûriye veAnadolu’ya kadar yayıldılar. İlhanlı Devleti yıkıldığı zaman, Sûriye hudûduna yerleştiler. Tîmûr Han Sûriye’yi ele geçirince, onları esas vatanları olan Türkistan’a yolladı. On altıncı yüzyılın başında kurulan Safevî Devleti (1502-1732) kurucusu Şâh İsmâil’i (1502-1524) destekleyen Kaçarlar; bu devirde vezirlik, başkumandanlık, beylerbeylik dâhil devlet kademelerinde vazîfe aldılar. Safevîlerin…
Read MoreKABZA
Alm. Grif (m), Heft (n) (bıçağın, kılıcın), Kolbenhals (m) (tüfeğin), Fr. Poignée (f), İng. Handle, butt. Tutulacak yer, sap. Ok atılan yayın tutulduğu yer. Eyer kabzası, eyerde oturulacak yerin ön kısmı; bir tüfeğin kabzası, askerin nişan almak üzere sağ eliyle kavradığı dipçik kısmıdır. Kabza tutuşu okçulukta çok önemlidir. Yayın birçok tutulma şekilleri vardır. Parmakların ve avuç içinin büyük, küçük ve normal olmasına göre; yaz ve kış mevsimlerine göre kabza tutuşları değişir. Kabza tutuşunda yay ne kadar kuvvetli tutulur ve sallanmazsa, atışlar o kadar isâbetli olurdu. Kabza almak: Kemankeş olmak istiyenlerin…
Read MoreKABURGA
Alm. Rippe (f), Fr. ôte (f), İng. Rib. Göğüs kemiği ve omurlarla birleşerek göğüs kafesini yapan, sağ ve solda 12 tâne olmak üzere toplam 24 tâne olan yassı kemiklerin her biri. Göğsü çevreleyerek göğüs kafesinin paralel kemiklerini yaparlar. Kaburgaların başları omurga sistemi ile eklem yapar. Kaburgalar birbirinin altında arada mesâfe bırakacak şekilde sıralanırlar. Gövdeleri ise öne doğru kıvrılıp, aşağı eğim yaparlar. Kaburgaların yönleri değişiktir, üsttekiler alttakilerden daha az eğimlidir. Dokuzuncu kaburgada eğim en fazladır, daha sonra azalır. Birden yedinciye kadar uzunlukları artar. On ikiye kadar azalır. Genişlikleri yukarıdan aşağıya gittikçe…
Read MoreKABUKLULAR (Crustacea)
Alm. Krusten, Krebs-tiere, Krustazeen, Fr. Crustacés, İng. Crustaceans. Eklembacaklılar şûbesinin zengin bir sınıfı. 25.000 kadar türü bilinmektedir. Çoğu deniz ve tatlı sularda, az bir miktarı ise karaların nemli bölgelerinde yaşar. Hepsi kanatsızdır. Kabuklu dış iskeletleri, yarık ayak şekilli bacakları, iki çift antenleri ve solungaç solunumları karakteristiktir. (Böceklerde bir çift anten bulunur. Akrep ve örümcekler ise antensizdir.) Vücutları baş, göğüs ve karın bölmelerinden meydana gelir. Bâzılarında baş ve göğüs kaynaşmıştır. Bunlara, başlıgöğüs (sefalotoraks) denir. Vücut, kitinden bir kabukla örtülüdür. Deri hücrelerinin salgısı olan bu kutikula, dış iskelet vazifesini görür. Bu kabuklar,…
Read MoreKABOTAJ
Alm. Kabotage, Küstenschiffahrt (f), Fr. Cabotage (m), İng. Cabotage, Coasting trade. Belirli bir bölgedeki deniz ulaşımı. Kabotaj, bir devletin bir limanından alınan yük ve yolcuların, aynı devletin diğer bir limanına deniz yoluyla nakledilmesidir. Denizlerde ticâret serbestisi genel bir kâide olmakla birlikte, yurtiçi deniz nakliyâtı yapmak genellikle o ülkenin vatandaşlarına hasredilmiş bir haktır. Buna kabotaj hakkı denilmektedir. Türkiye’de, 1923 Lozan Antlaşmasının 28. maddesiyle kaldırılan (ilga edilen) kapütülasyonlar ve akdedilen ticâret sözleşmesi uyarınca “Ülkesinin kabotaj hakkı ile liman hizmetlerini (çekme, klavuzluk) kendi sancağına hasretmiş bulunmaktadır.” Söz konusu ticâret sözleşmesi ile elde edilen…
Read MoreKABLO
Alm. Kabel (n), Fr. Câble (m), İng. Cable. Elektrik akımı iletiminde kullanılan üzeri yalıtkan bir madde ile kaplı mâdenî bir tel. Bir veya daha fazla iletken, yalıtıcı bir maddeyle kaplanmıştır. İletkenler bakır veya alüminyumdan bir tek tel veya daha ince tellerden örülmüş, örgü tel olabilir. Aynı miktarda akımı taşıyabilmesi için alüminyum kabloların bakıra nispeten 1/2 çap daha büyük olmasını gerektirir. Dolayısıyla yer problemi olan yerlerde bakır kablo kullanılır. Alüminyum esâsen fazla ağır olmayan havadaki hatlarda tercih edilir. Kabloların daha güçlü olması isteniyorsa, çelik örgülerle kuvvetlendirilir. Bunlar esas itibarıyla, ülke çapındaki…
Read MoreKABIZLIK
Alm. Verstopfung. Konstipation (f), Fr. Constipation (f), İng. Constipation. Barsak hareketlerinin seyrek veya yetersiz olmasıyla ortaya çıkan bir durum. Dışkılama sayısı kişiler arasında farklılık gösterir. Kabızlık hâlinde dışkılama sayısı azalır; dışkı, sert ve düzensiz şekillidir. Sıklıkla karın ağrısı, aşırı gazlanma görülür. Hasta, dışkılama hissi olmasına rağmen, boşalamaz ve sıkıntı duyar. Kabızlığın farklı sebepleri olmakla birlikte, büyük bir kısmı şahsın tuvalet alışkanlığı, şahsiyeti, psikolojik durumuyla ilgilidir. Titiz ve her şeyin en iyisini yapmaya büyük gayret gösteren şahıslarda daha sık görülür. Üzüntü, heyecan gibi hâllerde ortaya çıkabilir. Şahsın beslenme alışkanlığı da kabızlık…
Read MoreKÂBE
Yeryüzünde yapılan ilk mâbed, ibâdet yeri. Müslümanların kıblesi, namazda döndükleri cihet, taraf. Mekke-i mükerreme şehrinde Mescid-i Haram’ın ortasında dört köşeli taştan yapılmış bir odadır. Müminler hac ibâdetini yapmak için dünyânın her tarafından burayı ziyârete gelirler. Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe’dir. Kâbe, görünüşte dünyâdaki evlerden biridir. Hakikatte ise âhirettendir. Kâbe, dünyâ ve âhireti kendinde toplamıştır. Kâbe, Beytullah (Allahü teâlânın evi)tır. Rabbimizin üstün ve fazîletli kıldığı eşsiz yerdir. Kâbe’yi, yeryüzüne Âdem aleyhisselâmın inşâ ettiğini Muhammed el-Ezrâkî, Ahbâru Mekke adlı eserinde şöyle anlatmaktadır: Âdem aleyhisselâm yeryüzüne indirilmesi sebebiyle çok üzülüyor ve günlerini ağlamakla…
Read MoreKABARTMA
Alm. Relief (-arbeit f) (n), getriebene Arbeit; Prägung, Fr. Haut-relief, bas-relief (m), İng. Relief. Üzeri işlenebilir malzemeleri şekillendirme. Kabartma, sanat kolları dahil endüstri, tarım ve günlük hayatta da kullanılır. Mimarlıkta kil, alçı, taş gibi işlenebilir malzemelerin yüzeyinde, alçaklı, yüksekli şekiller meydana getirmektir. Kabartma, ışık alan ve almayan yönlerin belirme derecesine ve yüzey şekline göre, alçak, orta yüksek olarak çeşitlenir. Alçak kabartma, yüzeyden çok az ayrılan kabartmalardır. Madalyon, para vb. şeylerde görülen kabartmalar bu şekildedir. Yüksek kabartma, yüzeyden oldukça yükselen kabartmalardır. Şeklin hemen hemen yarısı denilebilecek derecede yüksektir. Rond-bos kabartmalar ise…
Read MoreKABARTAY-BALKAR ÖZERK CUMHÛRİYETİ
Kafkasya’nın dağlık kesiminde Rusya Federasyonuna bağlı özerk Türk Cumhuriyeti. Kabartaylar 16. asırda Ruslarla ittifak yaparak Kabarda-Terek Kazak bölgesinin bir kısmını meydana getirdiler. Kendilerine Tavlı (dağlı) denen Balkarlar ise uzun süre Ruslara karşı koydular. 1921’de kurulan Kabartay Özerk Muhtâriyeti, bir sene sonra Balkariye ile birleştirildi ve Kabartay-Balkar Özerk Muhtâriyeti adını aldı. İkinci Dünyâ Harbi sırasında Balkarların Almanlarla işbirliği yaptığı ileri sürülerek 1943’te bölgeden sürüldüler. Balkariye’nin Yukarı Baksan Vâdisini içine alan bölümü Gürcistan Cumhûriyetine, geri kalan bölümü ise Kabartay Cumhûriyetine bırakıldı. Balkarların 1956’da geri dönmelerine izin verilince, bir sene sonra Kabartay-Balkar Özerk…
Read MoreKABAKULAK
Alm. Mumps, Ziegenpefer (m), Fr. Oreillon (m), İng. Mumps. Tükrük bezleri ve sinir dokularına yerleşmeyi seven özel bir virüs tarafından çocuk ve erişkinlerde meydana getirilen bulaşıcı bir hastalık. Kabakulak virüsünün yaptığı hastalık, 16-18 günlük bir kuluçka devresinden sonra ortaya çıkar. Hastalığa mâruz kalan şahısların yaklaşık % 30-40’ı herhangi bir hastalık belirtisi olmadan hastalığı geçirirler. Geri kalan şahıslarda değişen şiddetlerde hastalık kendisini gösterir. Belirtileri: Vak’aların çoğunda virus, tükrük bezlerini tutar. Hastalık ateş, titreme, kırıklık, kulağın önünde çiğnemeyle artan ağrı ve buradaki tükrük bezinde şişme ile başlar. Nisbeten sık görülen diğer belirtileri…
Read MoreKABAKÇI MUSTAFA İSYÂNI
Osmanlı Sultânı Üçüncü Selim Hanın tahttan indirilerek yerine Dördüncü Mustafa Hanın geçirilmesiyle netîcelenen isyan. Kastamonulu olan Kabakçı Mustafa’nın Mayıs 1807’de, âsîlerin lideri seçilmesinden önceki hayâtı bilinmemektedir. Kabakçı Mustafa isyânının sebepleri çok çeşitlidir. On sekizinci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti içte ve dışta çeşitli düşmanlarla mücâdele ediyordu. 1789 Fransız ihtilâlinden sonra Avrupa’da meydana gelen olaylar Osmanlı ülkesini etkilemedi. Hattâ Sultan Üçüncü Selim Han “Nizâm-ı Cedîd” adı ile askerî, mülkî, idârî, ticârî, içtimâî ve siyâsî bir dizi ıslâhât teşebbüslerine girişerek devlete yeni bir hayâtiyet ve canlılık getirdi. Bu durum Rusya, Fransa ve İngiltere’nin…
Read MoreKABAK (Cucurbita)
Alm. Küerbis (m), Fr. Courge (f), İng. Gourd. Familyası: Kabakgiller (Cucurbitaceae) Türkiye’de yetiştiği yerler: Memleketimizde kültür olarak yetiştirilir. Bir yıllık, sürünücü otsu bir bitki. Gövdeleri tüylü sürünücü olup, silindir biçimindedir. Kökleri uzun ve iğ şeklindedir. Yapraklar tüylü, büyük, böbrek veya kalp şeklinde, beş parçalı, uzun saplıdır. Çiçekler tek eşeylidir. Erkek çiçekler sarımsı renkte büyük, dişi çiçekler daha küçüktür. Meyveleri çeşidine göre küremsi, silindir veya yumurtamsı şekillerde ve saplıdır. Meyve kabuğu ince veya kalın, yumuşak veya serttir. Meyveleri çok tohumludur. Kabak, bir sıcak ve mutedil bölge bitkisidir. Şiddetli soğuk ve sıcakları…
Read More