On altıncı asır dîvân şâiri ve tezkire yazarı. Asıl adı Abdüllatîf’tir. 1491 yılında Kastamonu’da doğdu. Hatipzâdeler adı verilen bir âileye mensuptur. Dedesi Fâtih Sultan Mehmed Han devri şâirlerinden Hamdi Çelebi’dir. Öğrenimini Kastamonu’da yaptı. Daha sonra muhâsebe ve kitâbet işinde vazife aldı. İskender Çelebi’ye sunduğu kasidenin beğenilmesi üzerine imâret kâtibi olarak Belgrad’a tâyin edildi. Bir süre sonra İstanbul’a geldi ve imâret kâtipliğine devam etti. Daha sonra bu görevden alınarak Rodos’taki Kânûnî imâretine gönderildi. Oradan da Mısır’a giden Latîfî, buradan Yemen’e giderken bindiği geminin batması üzerine boğularak öldü (1582). Latîfî çeşitli eserler…
Read MoreLâmiî Çelebi
Osmanlılar zamânında yetişmiş âlim, şâir ve velîlerden. İsmi, Mahmûd bin Osman bin Ali en-Nakkâş bin İlyâs Lâmiî’dir. Babası Sultan İkinci Mehmed Hanın ve Sultan İkinci Bâyezîd Hanın hazîne defterdârlıkları vazîfesinde bulunmuş, dedesi Nakkâş Ali Efendi, Sultan Tîmûr Han tarafından Semerkand’a götürülmüş, orada nakkâşlık öğrenmiştir. Lâmiî Çelebi veya Lâmiî diye meşhûr olmuştur. 1472 (H.877) senesinde Bursa’da doğdu. 1531 (H.938) senesinde orada vefât etti. Düzenli bir âile terbiyesi alan Lâmiî Çelebi, devrinin büyük âlimlerinden olan Molla Ehaveyn’den ve Molla Muhammed Hasanzâde’den tefsîr, hadîs, fıkıh ilimlerini öğrendi. Tasavvufa karşı oldukça ilgi duyup, Nakşîbendiyye…
Read MoreLâleli Câmii
Sultan Üçüncü Mustafa Han (1757-1774) zamanında yapılan, sanat değeri büyük bir câmi. Yapımına 1759 yılında başlanılan Lâleli Câmii 1763 yılında bitirildi. Kemerler üzerine kurulan bu ibâdethâneyi, Mehmed Tâhir Ağa yaptı. Merkezî kubbe sekiz sütuna dayalı kemerler üstünde olup, altı yarım kubbe ile çevrilidir. Câminin iç duvarı somaki mermerlerle kaplıdır. Yapım tarzı ve konuluş şekliyle ayrı bir özelliği olan 105 penceresi vardır. Hünkâr mahfili sol taraftadır. İç avlusunda kemerler, esas yapıda olduğu gibi kendini gösterir. Burada, 16 sütuna dayalı 18 kubbe bulunur. Ortada sekiz sütunlu şadırvan vardır. Tek şerefeli zarîf iki…
Read MoreHayır ve Şer
Alm. Wohltat und Bösetat, Fr. bien et mal, İng. good and evil. İyi ve kötü şeyler. Dînin ve aklın beğendiği şeyler “hayır”; dînin ve aklın beğenmediği şeyler “şer”dir. Hayır, iyilik anlamında da kullanılır. Kur’ân-ı kerîm’de meâlen; “Kim zerre mikdârı bir hayır işlerse, onun mükâfâtını (karşılığını) görür.” (Zilzâl sûresi: 7) buyrulmaktadır. Hayır iyilik yapmak, her toplumda teşvik edilmiştir. İyilik yapmanın belli bir ölçüsü, sınırı yoktur. İnsanlara güler yüz ile muâmele etmek de hayırdır, iyiliktir. Üzüntüsüne ortak olup teselli etmek, imkân nisbetinde maddî bir ihtiyâcını gidermek, hastalığında ziyâret etmek, ikrâmda bulunmak hep…
Read MoreHayât bin Kays bin Rahhâl bin Sultan el-Ensârî el-Harrânî
On ikinci yüzyılda Harrân’da yetişen evliyânın büyüklerinden ve âriflerin ileri gelenlerinden. İsmi, Hayât bin Kays bin Rahhâl bin Sultan el-Ensârî el-Harrânî’dir. Harrân şehrinde doğup, yetiştiği için Harrânî ismiyle ve Şeyhülkıdve lakabı ile meşhur oldu. Doğum târihi belli değildir. Ömrünün 50 senesine yakınını Harrân’da geçirmiştir. İnsanlar ve bâzı sultanlar, ziyâret edip duâsını alırlar ve yanında olmakla bereketlenirlerdi. Selâhaddîn-i Eyyûbî bunlardandı.Yüksek hâl ve kerâmet sâhibi olup, ehliyeti, ihlâsı, iffeti ve dînine çok bağlılığı ile tanınan bir zâttı. Cömertliğiyle meşhurdu. 1185 (H.581) yılında orada vefât etti. Harrân’ın dışına defnedildi. Kabri, ziyâret yerlerindendir. Büyük…
Read Moreİslâmiyyet ve Kadın
İslâm dîni, kadını en yüksek dereceye çıkarmışdır. İslâmiyyetin kadına verdiği kıymeti hiçbir din, hiçbir düşünce vermemişdir. Komünistler, kadının erkeğe eşit olduğunu söyleyip, kadın, erkeğin bütün haklarına mâlikdir deyip, kadına en ağır işleri yapdırdılar. Kadınları demir fabrikalarında, ma’den kuyularında, taş ocaklarında, Sibiryanın soğuk ormanlarında, demir yollarında, beton dökmekde, toprak kazmakda insâfsızca ve buğaz tokluğuna, zorla çalışdırdılar. İslâm kadınına, erkek akrabâsından, fıtra verecek kadar zengin olanlardan, en yakın bulunanı, bakmağa mecbûrdur. Yakın akrabâsı yoksa veyâ fakîr iseler, (Beyt-ül-mâl) ya’nî devlet her dürlü ihtiyâclarını vermeğe me’mûrdur. Evli kadına, zevci her şeyi getirmeğe ve ayrı bir…
Read MoreNamaz
İslâmın ikinci şartı. Akıllı ve erginlik çağındaki her Müslüman erkek ve kadına emredilen bir ibâdet. Bedenle yapılan ibâdetlerin en üstünü. Allahü teâlâya ve Peygamberine îmândan sonra, dînimizde en kıymetli ibâdetin namaz olduğu bildirilmiştir. İslâmın birinci şartı şehâdet kelimesini diliyle söyleyip kalbiyle tasdik ederek îmân etmektir. İkinci şartı da, dînimizin direği olan, beş vakit namazı vaktinde kılmaktır. İslâmın diğer şartları zekât vermek, oruç tutmak ve hacca gitmektir. Namaz kılmak îmânın şartı değilse de, namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Namaz, lügatta duâ demektir. Kur’ân-ı kerîm’de namaza salât denilmektedir. Salât, lügatta insanın…
Read MoreAbdest
Alm. Rituelle Waschung (f), Fr. Ablution (f), İng. Ritual Ablution. İslamiyette ibadetlerden önce yapılan temizlik (hadesten taharet). Abdest kelimesi; “el suyu, el yıkama suyu” anlamında Farsça birleşik bir kelimedir. Arapçada ise “vudu” denir. Bu da temizlik, güzellik anlamındadır. Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam, ilk vahyi getirdikten sonra Mekke’nin yukarısındaki vadide Peygamber efendimizin “aleyhisselam” yanında abdest aldı. O da melekten gördüğü gibi abdest aldı. Böylece İslamiyette ilk abdest alınmış oldu. Bundan sonra Cebrail aleyhisselam imam oldu, iki rek’at namaz kıldılar. Sonra melek göklere doğru yükselip gözden kayboldu. Peygamber efendimiz büyük bir ferahlık…
Read MoreHicret
Alm. Einwanderung (f), Fr. İmigration (f), İng. İmmigration. İslâm târihinde Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın ve Eshâb-ı kirâmın Mekke’den Medîne’ye göçü. Hicret, lugatte göç etmek, bir memleketten başka bir memlekete gitmek mânâsınadır. Hemen hemen bütün peygamberler, dînin emirlerini yerine getirmek ve yaymak için hicret etmişlerdir. Bunlardan Lût, Mûsâ, İbrâhim ve Îsâ aleyhimüsselâmın hicretleri meşhurdur. Eshâb-ı kirâm da Medîne’ye hicretten önce iki defâ Habeşistan’a hicret etmişlerdir. Ayrıca Eshâb-ı Kehf’in de Allah yolunda yaptıkları hicret Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir. Hicrî târihin başlangıcı olan hicret, hem İslâm târihinin hem de cihân târihinin en mühim hâdisesidir.…
Read MoreHicrî Yıl
Alm. Hedschrajahr (n), Fr. An (m) de l’hegire, İng. Hegira year. Peygamberimiz hazreti Muhammed’in “aleyhisselam” Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicretinin başlangıç kabul edildiği târih, sene. Ayın hareketi esas tutulduğu için buna, “Hicrî Kamerî Sene” “Sene-i Kameriyye” de denir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm 53 yaşındayken Allahü teâlânın izni ile Medîne’ye hicret etti. Rebîulevvel ayının birinci Perşembe günü öğleden sonra Ebû Bekr-i Sıddîk’ın evinden berâberce çıkarak Mekke’nin 5,5 km güneydoğu tarafında bulunan Sevr Dağındaki mağaraya geldiler. Mağarada 3 gece kalıp, Pazartesi gecesi ayrıldılar. Bir hafta yolculuk yapıp efrencî (mîlâdî) Eylül ayının 20. ve…
Read MoreArabi Aylar
Alm. Mondmanate (f), Fr. Mois Lunaire, İng. Lunar Months. Hicri takvimlerde kullanılan aylar. Uzunluk bakımından iki türlü sene vardır: Şemsi sene, Kameri (Hicri) sene. Şemsi sene, güneş senesi olup, dünyanın güneş etrafında bir kerre döndüğü zamandır. 365, 242 gündür. Kameri sene ise, Ay’ın Dünya etrafında 12 kere döndüğü zaman olup, 354, 367 gündür. Güneş yılı Kameri yıldan 10,875 gün daha uzundur. Bu farkdan dolayı Şemsi sene 32,5 olunca Kameri sene 33,5 oluyor. Kameri sene adedi 32,58/33,58 = 0,97023 ile çarpılınca, Şemsi sene olur. Bir arabi ay, hilalin görülmesi ile başlar…
Read MoreMalazgirt Meydan Muhârebesi
Türklere Anadolu’yu kazandıran, Selçuklu-Bizans Savaşı. Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diojen kuvvetleri arasında 26 Ağustos 1071 târihinde Doğu Anadolu’da Malazgirt Ovasında meydana geldi. Bu muhârebe, dînî, millî, siyâsî, askerî neticeleri ve Türk-İslâm târihinin en büyük zaferlerinden biri olması bakımından önemlidir. Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muhârebesinden daha yıllar önce Allahü teâlânın dînini yaymak için Anadolu içlerine gazâ akınları tertib ettiler. Bu akınlarda Anadolu’nun Türklerin yerleşmesine müsait coğrafî husûsiyet ve zenginliklere sâhip olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya akınları, Bizans Devletini telaşlandırdı. Akıncıların bu gazâlarında, Anadolu ahâlisine terör…
Read MoreAlparslan
Selçuklu Devleti hükümdarı, Türk milletinin en büyük kahramanlarından. 20 Ocak 1029’da doğdu. 4 Eylül 1063’te vefat etti. Selçuklu Devletinin kurulmasında önemli rolü olan Horasan valisi Çağrı Beyin oğludur. İyi bir tahsil gördü, sayısız zafer kazanarak mertliği ve iyi kumandanlığı ile ün saldı. Babasının ölümünden sonra Horasan valisi oldu. Amcası Tuğrul Bey, 4 Eylül 1063’te öldüğü zaman vasiyeti üzerine Selçuklu tahtına Alparslan’ın ağabeyi Süleyman getirildi, fakat Türk beyleri buna itirazda bulundular ve Alparslan’ı hükümdar tanıdılar. Alparslan 27 Nisan 1064’te büyük bir törenle tahta çıktı. Amcasının vezirliğini yapan ve Süleyman’ın tahta çıkmasını…
Read MoreCehennem
Alm. Hölle (f), Fr. Enferr (m), İng. Hell. Âhirette kâfirlerin sonsuz, Müslümanlardan günahkâr olanların da günahları kadar kalıp azâb görecekleri yer. Allahü teâlânın bütün peygamberleri, insanlara Cehennem azâbını haber vermişler, inanmayanları bununla îkâz etmişlerdir. Bu dünyâda, gönderilen peygamberlere inanmayanlara, emredilenleri yapmayanlara cezâ olarak, Allahü teâlâ tarafından Cehennem hazırlanmıştır. Cehennem sonsuzdur. Dünyâda Allahü teâlânın emir ve yasaklarını kabul etmeyenler, Cehennem’de sonsuz azâb içinde kalacaklardır. Bunlara hiçbir sûrette kurtuluş ümîdi yoktur. Îmân ile ölenlerden, günâhları şefâat ve ihsân ile affedilmeyenler de Cehennem’e girecek, günahları kadar burada kaldıktan sonra çıkarılarak temiz bir hâlde…
Read MoreYavuz Sultan Selim Köprüsü
İstanbul Boğazı’na inşa edilen ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü de içine alan, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin temeli 29 Mayıs 2013’te atıldı ve 26 Ağustos 2016’da hizmete girdi. Köprü üzerinde, 8 şerit araç yolu, 2 hat raylı sistem ve yaya yolu bulunuyor. 59 m genişliği ile dünyanın en geniş köprüsü ve 320 metre kule yüksekliğiyle, dünyanın en yükseği oldu. Deniz üzerinde 1.478, toplam 2.164 m uzunlukta inşa edilen ve yaklaşık 4,6 milyar TL’ye yapılan köprü, yapımında kullanılan halatlar Dünya’yı 3 defa dolanacak uzunluktadır. Dünyanın en büyük havalimanı olacak olan, İstanbul Havalimanının…
Read MoreMercidâbık Meydan Muhârebesi
Ağustos 1516 târihinde Osmanlılarla Memlûkler arasında meydana gelen muhârebe. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Hanın Ortadoğu’da hâkimiyetini genişletmesi; Suriye, Filistin, Arabistan Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika’nın doğusuna hâkim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri (Gûrî)yi harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Meydan Muhârebesinde Yavuz Sultan Selim Hana yenilip, kaçan İran Safevî hükümdârı Şah İsmâil ile ittifâk kurdu. Yavuz Sultan Selim Han, haber alma teşkilâtı vâsıtasıyla Şah İsmâil-Kansu Gavri ittifâkını öğrenince, Vezîr-i âzam Sinan Paşayı kırk bin kişilik bir kuvvetle Safevîler üzerine gönderdi. Sinan Paşanın, Diyarbekir’e giderken, Fırat’ı geçmek…
Read MoreÇaldıran Muharebesi
Osmanlı pâdişâhı Yavuz Sultan Selim Han ile İran şâhı İsmâil arasında 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Ovasında yapılan târihin en büyük meydan muhârebelerinden biri. Akkoyunlu Devletini ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hudûdunu genişleten Şah İsmâil, 1510’da doğudaki sünnî Özbekleri de yendikten sonra, Anadolu’ya yöneldi. Gönderdiği dâî ve halîfeleri vâsıtasıyla yaptığı propagandalarda Osmanlı hudutları içindeki Şiîleri kendisine bağlamaya, fırsat buldukça da isyânlar çıkarmaya başladı. Yavuz Sultan Selim Han ise, Anadolu’yu bölüp parçalamak ve batıya açılan her seferde Osmanlıyı arkadan vurmak emelinde olan Şâh İsmâil’e kesin…
Read MoreCennet
Alm. Paradies (n), Fr. Paradis (m), İng. Paradise. Âhirette, Allahü teâlânın râzı olduğu kimselerin gidecekleri ve sonsuz olarak zevk ve saâdet içinde yaşayacakları yer. Cennet kelimesi, lügatta C ve N harflerinden meydana gelmekte olup, aynı kökten meydana gelen cin, cinnet, cinân, cenîn kelimeleri gibi “örtülü” demektir. Cennet meyveler, çiçekler, güzel kokular ve daha pekçok güzellikler ile örtülü olduğundan bu isim verilmiştir. Dünyâda bağ, bostan, bahçe mânâsına da kullanılır. Kelimenin bu kullanılış şekli, daha çok teşbih, benzetme içindir. Bütün semâvî dinler ve bâzı semâvî olmayan inanç sistemleri, bu dünyâdan başka olarak…
Read MoreAnsiklopedi Fihristleri
1 2 3 4 5 A-A A-A A-B B-C C-D 6 7 8 9 10 D-E E-G G-H H-İ İ-K 11 12 13 14 15 K-K K-L L-M M-M M-O 16 17 18 19 20 O-R R-S S-T T-Ü Ü-Z
Read MoreEf’âl-i Mükellefîn
İslâm dîninde mükellef (sorumlu) kimsenin her türlü davranışlarının dindeki hükümleri. Dînin emirlerinden ve yasaklarından sorumlu kimselerin, yapmaları ve sakınmaları lâzım olan vazîfelerin hükümlerini belirten dînî bir tâbir. Akıllı olan ve büluğ (ergenlik) çağına giren her Müslümanın, dînimizin emir ve yasaklarındaki bu hükümlere uyması kulluk vazifesidir. Ef’âl-i mükellefîn sekizdir: 1- Farz: Allahü teâlanın Kur’ân-ı kerîmde yapılmasını açıkça ve kesin olarak emrettiği şeylere denir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zengin olunca zekât vermek ve hacca gitmek gibi. 2- Vâcib: Yapılması farz gibi kesin olan emirlere denir. Bu emirlerin Kur’ân-ı kerîmdeki delîli farz kadar…
Read MoreGöz
Alm. Auge (n), Fr. Oeil (m) Vue (f), İng. Eye. Görme organı. Duyu organlarının en önemlisi ve kuvvetlisi. Göz, omurgalılarda en gelişmiş duyu organı olup, insanlarda mükemmelleşmiştir. Karanlık bir gecede gökyüzüne baktığımızda milyonlarca kilometre uzaklıktaki yıldızları görebilmekteyiz. Basit yapılı canlıların bâzılarında (deniz yıldızları, öglena ve klorofilli su yosunları gibi) ışığa karşı duyarlı kısımlar mevcuttur. Su yosunları ve bitkilerin, özellikle çiçeklerin, görme ve hissetme kâbiliyetlerinin bulunduğunu gösteren ciddî araştırmalar mevcuttur. Bâzı sürüngenlerde, şakak kemiği içinde göze benzer bir organ görmeyi sağlar. Bunların gözleri ayrı ayrı görürler ve üzerlerinde pullar vardır (kozalaksı…
Read MoreKalp
Alm. (an) Herz (n), Herz , Gemüt (n), Fr. Coeur, sentiment (m), İng. Heart. Ritmik kasılmalarıyla kan dolaşımını sağlayan, dolaşım sisteminin temel organı. “Yürek” ve “gönül” olarak da bilinir. Görevinin öneminden dolayı, canlı varlıkların hayat merkezi olarak kabul edilir. Lügatte, “değiştirmek, çevirmek veya değişmek, çevrilmek” mânâlarına kullanılır. Arapça gramer kâidesi olarak kalp, (vav) veya (yâ) harflerinin (elif) harfine çevrilerek okunmasına denir. İnsan ve hayvan vücûdunun bir parçası olan kalp, kulakçık ve karıncık adı verilen, kanın toplandığı odacıklar ihtivâ eder. Balıklarda kalp iki odacıklıdır. Yüreklerinde kirli kan bulunur. Karıncıktan bir aortla…
Read Moreİstişâre
Alm. Konsultieren, Beratung, Fr. Consultation. İng. Advice, Consulting. Yapılacak bir işte, tecrübeli, emin ve bilgili kimselerle her yönden konuşmak, meşveret etmek, onlara danışmak, sormak. İstişârenin cemiyette de mühim bir yeri vardır. Durum devlet işlerinden şahsî duruma kadar insanları ilgilendirir. Eski Türk devletlerinde istişâre yerinde kullanılan Kingeç Cemiyetlerine yer verilmiştir. İslâmiyette de istişârenin önemi büyüktür. Peygamberimiz bile yapılacak bir işte sahâbenin fikrine baş vurmuştur. Allahü teâlâ; “Yapacağın işi önce meşveret et!” buyuruyor. Yavuz Sultan Selim’e, “Muvaffakiyetinin sırrı nedir?” diye sorulunca, şu meâldeki âyet-i kerîmeye uydum muvaffak oldum, dedi: “(Ey Peygamberim!) İş…
Read More