Zemzem

Mekke-i mükerremede, Mescid-i haram içerisinde, Kâbe’nin Hacer-i esved köşesi tarafında bulunan kuyudan çıkan mübârek su. Zemzemin çeşitli isimleri vardır. Allahü teâlâ zemzem ile İsmâil aleyhisselâmı suya kandırdığı için, “Sakıyyullâh-ı İsmâil”, inananlara fayda verdiği için “Nâfiâ”, doya doya içenlerin Cehennem azâbından kurtulacakları müjdesinden dolayı, “Büşrâ”, berrak ve sâfiyetinden dolayı “Muazzibe”; bozulmadığı için, “Sâlime”; sıhhat ve berekete sebep olduğu için “Meymûne”; yemeğin yerini tuttuğu için “Kâfiye”; içenler rahatlık ve âfiyet bulduğu için “Âfiye” denilmiştir. Zemzem suyu, İbrâhim “aleyhisselâm” zamânında çıkmıştır. Buhârî’de Abdullah ibni Abbâs’ın “radıyallahü anh” bildirdiği hadîs-i şerîfte hâdise şöyle cereyan…

Read More

Zemahşerî

Tefsir, fıkıh ve lügat âlimi. İsmi, Kâsım bin Ömer, künyesi Ebü’l-Kâsım, lakabı Allâme Cârullah’tır. 1074 (H.467) senesinde Hârezm’in Zemahşer kasabasında doğdu. 1144 (H.538)te bir arefe gecesi Cürcâniyye’de vefât etti. Zemahşerî, ilim öğrenmek için seyâhatler yapmış ve birkaç defâ Bağdat’a gitmiş, bir müddet Mekke’de kalmıştır. Mekke’de bir müddet bulunması üzerine kendisine Cârullah ünvânı verilmiştir. Bağdat’ta Ali bin Muzaffer en-Nişâbûrî’den, Ebü’n-Nasr el-İsbehânî’den ve Ebû Mansûr el-Cevâlikî’den ilim öğrenmiştir. Fıkıh ilmini Şeyh Sedîd-i Hayyatî’den tahsil etti. Arapçayı çok iyi bilen Zemahşerî, tefsir, fıkıh, lügât, belâgat ilimlerinde derin bilgi sâhibi oldu. Bilhassa belâgat ilminde,…

Read More

Zelzele

Alm. Erdeben (n), Fr. Tremblement de terre, séisme (m), İng. Earthquake. Yeraltındaki kayaların büyük basınçların tesiriyle değişmesi ve kırılması neticesinde yeryüzünde meydana gelen sarsıntı. Binâlarda ciddî hasarlar yapıp yeryüzünün görünüşünü değiştirebildiği gibi geniş çapta can ve mal kaybına da sebep olabilir. Her şey Allahü teâlânın yaratmasıyladır. Bunlar bir sebeple hâsıl olduğu gibi, zelzeleyi meydana getiren sebebe göre üç çeşide ayrılır. Bunlar yeraltındaki büyük boşlukların göçmesine dayanan çöküntü zelzeleleri; yanardağ püskürmesi, mağma faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan volkanik zelzeleler ve yer kabuğunun kırılması, kayması gibi hareketleriyle meydana gelen tektonik zelzelelerdir. Jeolojik zelzelelerin…

Read More

Zeki Velîdi Togan

Târihçi yazar. 10 Aralık 1890’da Başkırdistan’ın Sterlitamak şehrinde doğdu. İlk tahsiline Ötek Medresesinde başladı. Gayri Rus Muallim Mektebi ve Kazan Üniversitesinde tahsil hayâtına devam etti. Tahsilini tamamladıktan sonra Kazan Kasimiye ve Ufa Osmaniye Medreselerinde Arap edebiyatı ve Türk târihi dersleri verdi. Kazan Üniversitesi Târih Coğrafya ve Etnografya Derneği adına Taşkent, Buhara, Fergana’da târih, edebiyat ve etnografya araştırmalarında bulundu (1913-1914). Bu araştırmalar sırasında Yûsuf Has Hâcib’in yazdığı Kutadgu Bilig adlı eserin yeni bir nüshasını buldu. Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak 1916’da Duma’ya seçildi. 1917 Sovyet devriminden sonra Başkırdistan topraklarında bir Türk Devleti…

Read More

Zeki Ömer Defne

Cumhûriyet devri şâirlerinden. 1903’te Çankırı’da doğdu. İlk ve ortaokulu Çankırı’da bitirdikten sonra Ankara Orta Muallim Mektebine kaydoldu. 1920’de bu okulu bitirdi. Bir müddet ilkokul öğretmenliği yaptı. Yeterlilik imtihanını vererek Kastamonu Lisesinde Türkçe-edebiyat öğretmeni, müdür yardımcısı ve vekili olarak çalıştı. İstanbul Kabataş Lisesinde vazife yaparken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1939). Kabataş Lisesinde ve Alman Lisesinde edebiyat öğretmenliğine devam etti. 1950-1969 yılları arasında Galatasaray Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1969’da emekliye ayrıldı. 2 Aralık 1992’de İstanbul’da öldü. 1923 senesinden îtibâren şiir denemelerine başlayan Zeki Ömer Defne’nin Mûsikî…

Read More

Zekât

İslâmın beş temel şartından dördüncüsü. Zekât vermek, Hicretin ikinci senesinde Ramazan ayında farz oldu. Zekât, malla yapılan bir ibâdettir. Kazancı yerinde ve ihtiyâcından fazla malı olan Müslümanın bunun yüzde iki buçuğunu, yâni kırkta birini senede bir defâ muhtaç olanlara vermesi demektir. Bu farz, varlıklı Müslümanlar için geçerlidir. Kazancı, ancak kendi geçimine yeten kimseler zekât vermez. Zekât, lügâtta “temizlik, bereket, artma” mânâlarına gelir. Müslümanların mallarını ve canlarını, maddî ve mânevî kirlerden temizleyen, verimsizlikten, hoşnutsuzluklardan koruyan bir ibâdettir. Zekâtını hakkıyla veren bir kimse mutludur. Allahü teâlânın emri olan zekât borcunu yerine getiren…

Read More

Zekâ Gerilikleri

Alm. Schwachsinn (m), Fr. Arrierations (f. pl.) mentales, İng. Feeble-mindedness, backwardness. Çeşitli sebeplerden dolayı meydana gelen ve değişik derecelerde olabilen zekâyla ilgili hastalıklar. Zekâ, öğrenme, öğrenilenden faydalanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilmek kâbiliyetidir (Bkz. Zekâ). Zekî insan, öğrendiğini değerlendiren ve yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir. Zekâ geriliği, gelişim dönemlerinden kaynaklanan ve ahenkli davranışlardaki bozulmayla birlikte olan, genel zihnî fonksiyonlarda normalin altında olma hâlidir. Sebebi ne olursa olsun, zekâ geriliği gösteren çocukta en belirgin özellik, konuşmanın başlamamış olması veya çok yavaş gelişmesidir. Beden gelişmesi de yavaştır. Başı…

Read More

Zekâ

Alm. Intelligenz, Klugheit (f), Fr. Intelligence, İng. Intelligence. En geniş mânâsıyle bir genel zihin gücü. Psikolog Terman’a göre, zekâ “mücerret (soyut) düşünme yeteneği”dir. Davis, zekâyı, “edinilen bilgilerden faydalanarak meseleleri halletme kâbiliyeti” olarak açıklar. Stern ise, “yeni karşılaşılan hallerin gereklerini, düşünme yeteneğinden faydalanarak karşılayabilme, yeni hayat şartlarına uyabilme gücü” olarak görür. Bergson’un klâsik târifine göre zekâ, “evvelce elde edilmiş tecrübe ve bilgilerden istifâde ederek bugünkü hayat meselelerini çözmek ve hayat şartlarına uymak kâbiliyeti”dir. Hinsie ise zekâyı, üç ana gruba ayırarak târif etmektedir. Bu müellife göre, abstre (mücerret, soyut) fikir ve sembolleri…

Read More

Zehrâvî

Endülüs’te yetişen meşhur tıp âlimi. İsmi, Halef bin Abbâs ez-Zehrâvî olup, künyesi Ebü’l-Kâsım’dır. 930-1013 seneleri arasında yaşamıştır. Kurtuba yakınlarındaki Ez-Zehrâ’da doğduğu için Zehrâvî ismiyle meşhur oldu. Batı ilim âleminde Ebü’l-Kâsis, Bukasis ve Al-Zahravivs olarak bilinir. Zamânında ilim ve kültür seviyesi en yüksek olan Kurtuba Üniversitesinde öğrenim gördü. Özellikle tıp ilminin nazarî ve tatbikî sâhalarında derinleşerek söz sâhibi oldu. Endülüs Emevî halîfelerinden Üçüncü Abdurrahmân ile sonra yerine geçen İkinci Hakem devrinde saray doktoru olarak çalıştı ve hükümdârların özel tabibi oldu. Müslüman cerrahların babası olarak kabul edilen Zehrâvî, daha çok cerrâhî sâhasında…

Read More

Zehirli Gazlar

Alm. Giftgase (n. pl.), Fr. Gaz (m. pl.) toxiques (asphyxiants), İng. Poison gases. Düşman birliklerinin doğrudan doğruya veya yiyeceklerini etkilemek sûretiyle hareket kâbiliyetini azaltmak maksadıyla kullanılan çeşitli özelliklere sâhip kimyâsal ve biyolojik ajanlar. Zehirli gazlar savaşlarda en son kullanılan silâhlardan olup, havadan veya yerden çeşitli metodlarla atılarak bölgeye yayılır. Zehirli gazların etkilerini azaltan veya tamâmen yok eden karşı kimyâsal ve biyolojik ajanlar da zehirli gazlar sınıfında mütâlâa edilir Zehirli gazların canlılara etkisi teneffüs yolu ile veya cilde temas ederek vücut içine girmesiyle olur. Zehirli gazların silâh olarak kullanılması düşman birliklerinin…

Read More

Zehirlenmeler

Alm. Vergiftungen (f. pl.), Fr. Empoisonnements (m. pl.), intoxications (f. pl.), İng. Poisonings. Bir zehirin organizmaya alınması, birikmesi veya organizmanın bunu kendi bünyesinde üretmesi neticesinde meydana gelen, çeşitli dokulardaki geçici veya dâimi, menfî (zararlı) değişiklikler. Zehirlenme, bir defâda alınan zehirle husûle gelebildiği gibi, küçük dozların üst üste alınmasıyla da meydana gelebilir. Zehirlenmenin ağırlığı alınan maddenin miktarına ve vasıflarına bağlıdır. Zehirlenmeler çeşitli sebeplerden olabilir. Bunların başlıcaları: Endüstri mahsulleri ile: Bu zehirlenmeler çok çeşitli maddelerle meydana gelir. Bunların başında boya sanâyiinde kullanılan anilin, metilalkol; kauçuk endüstrisinde benzen, toluen, ksilol; eskiden tabâbette kullanılan…

Read More

Zehir

Alm. Gitt, Fr. Poison, İng. Poison. İnsan veya canlı vücûduna girince kimyevî tesiriyle, organların vazifesini bozan, hattâ öldürebilen maddelere verilen genel ad. Aslında zehirin umûmî bir târifi yapılamaz. Keçi, yirmi gram morfin yiyip, sıçramasına devam eder. Oysa morfin zehirdir. Ada tavşanları zevkle belladon yer de müteessir olmaz. Tuz rûhu da zehir olamaz. Zîrâ insan mîdesi bizzat bunu yapıyor ve hiçbir zararı olmuyor. Zehirli ve faydalı maddelerin tam târifini yapmak çok güçtür. Çünkü: Zehir, bunu alan canlının türüne tâbidir. Keçiye zehir olmayan morfin insan için zehirdir. Zehir, aynı cinse mensup canlıların…

Read More

Zehebî

Fıkıh, hadis ve târih âlimi. İsmi, Muhammed bin Ahmed bin Osman bin Kaymâz bin Abdullah et-Türkmânî el-Mısrî, künyesi Ebû Abdullah, lakabı ise Şemsüddîn’dir. Babası Şihâbüddîn Ahmed’in kuyumculuk sanatındaki mahâretinden dolayı, Zehebî, yâni “kuyumcu” diye meşhur oldu. Zehebî, aslen Türkmâniyye âilesinden olup, dedesi Diyârbekir’e bağlı Meyyâfârikîn şehrindendi. Dedesi Fahrüddîn Ebû Ahmed Osman, ticâret ve sanatla meşgul olurdu. Fakat mârifet ve hüsn-ül-yakîn sâhibiydi. 1274 (H.673) senesi Rebîülâhir ayında Şam’da doğdu. 1348 (H.748) senesi Zilkâde ayının üçünde, Mısır’da vefât etti. Bâbüssagîr denilen yere defnedildi. Çocukluğu, dînine bağlı olan âilesinin himâyesinde geçti. Çocuk terbiyesini…

Read More

Zebûr

Meşhur dört büyük ilâhî kitaptan biri. Allahü teâlâ tarafından Dâvûd aleyhisselâma indirilmiştir. Benî İsrâil’in peygamberlerinden olan Dâvûd aleyhisselâm, peygamberlikle sultanlığı kendinde toplamış bir peygamberdir (Bkz. Dâvûd aleyhisselâm). Dâvûd aleyhisselâmın çok güzel ve tesirli sesi olup, kendisine İbrânî dilinde Zebûr kitabı geldi. Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Biz Dâvûd’a (aleyhisselâm) Zebûr’u verdik.” (İsrâ sûresi: 55) buyrulmuştur. Bu kitap manzum şekilde olup, Tevrât’tan sonra indirilmiştir. Vâz ve nasîhat şeklindedir. Tevrât’ı açıklamış, onun hükümleriyle amel etmeye çağırmıştır. İçinde, helâl ve harama dâir hükümler yoktur. Zebûr, Tevrât’ı neshetmemiş, onun hükümlerini yürürlükten kaldırmamıştır. Ayrı bir şerîat kitâbı…

Read More

Zebrabalığı

Alm. Zebrafisch, Fr. Foissoin de Zébre, İng. Zebrafish. Familyası: İskorpitgiller (Scorpaenidae). Yaşadığı yerler: Hint Okyanusu ve Güneydoğu Pasifik’te yaşar. Akvaryumda da beslenir. Özellikleri: Uzunluğu 30 cm kadardır. Vücûdunda siyah beyaz yollar vardır. Dikenleri zehirlidir. Küçük balıklarla beslenir. Çeşitleri: Tek türdür. Vücûdu siyah ve beyaz çizgilerle süslü bir deniz balığı. Sırt ve göğüs yüzgeçlerinde uzun, oynak zehirli dikenleri vardır. İnsana battığında çok ızdırap verir, hattâ öldürebilir. İskorpitgiller âilesinin en zehirli türüdür. Vücûdu kemiksi dikenlerle kaplanmış olduğundan fark edilmesi oldukça güçtür. Çoğunluğu ılık ve kayalık denizlerde yaşar. Küçük balıkları avlayarak beslenir. Avlarını…

Read More

Zebra

Alm. Bergzebra, Fr. Zebre de montagne, İng. Mountain zebra. Familyası: Atgiller (Equidae). Yaşadığı yerler: Afrika’nın uçsuz bucaksız otlaklarında. Özellikleri: Katır iriliğinde, beyaz zemin üzerine siyah çizgili vücûdu vardır. Sürüler hâlinde yaşar. Otla beslenir. Çeşitleri: Üç türü vardır. Dağ zebrası (E. zebra), Greyvi zebrası (E. greyvi), Burşeli zebrası (E. burchelli). Afrika’da Büyük Sahra’nın güneyinde yaşayan vücûdu çizgili katır iriliğinde bir memeli. Çizgili yaban eşeği olarak da bilinir. Vücûdunun beyaz tonu üzerindeki siyah çizgiler tırnaklarına kadar devam eder. Tek parmaklılar takımındandır. Geviş getirmez. Sürüler hâlinde yaşar. Koku alma ve görme duyusu güçlüdür.…

Read More

Zebercet

Alm. Topas (m), Fr. Topaze (f), İng. Topâz. Flüorlu alüminyum silikat Al2SiO4(OH,F)2 yapısında, kıymetli taş özelliğine sâhip silikat minerali. Beyaz zebercet buji porseleni yapımında kullanılır. Isıya dayanıklılığı oldukça yüksektir. Katışıksız zebercet renksiz olabilir ve pırlanta kesim yoluyla traşlandığında elmasla karıştırılabilir. Zebercet sarı, mavi veya kahverenginin çeşitli tonlarında da olabilir. Taşın rengi ekseriya kararsızdır ve güneş ışığında renk değiştirir. Meselâ Sibirya’nın kahverengi zeberceti güneş ışığında beyazlaşır. 1750’lerde ilk defâ bir kuyumcu Brezilya zebercetinin hafifçe ısıtıldığında pembeleştiğini buldu. Sonra bu metod yaygınlaştı. Böyle yanık zebercete çoğu yerde Brezilya yakutu denir ve nâdir bulunan…

Read More

Zayıflama

Alm. (Ab) schwachung (f); Entkräftung (f), Fr. Affaiblissement (m), atténuation (f), İng. Debility, attenuation. Çeşitli sebeplere bağlı olarak, kişinin kilo kaybetmesi hâli. Zayıflamaya yol açan birçok hastalık vardır. Bunlar arasında çeşitli kanser türleri, zehirli guatr (hipertiroidim), tüberküloz gibi müzmin enfeksiyon hastalıkları, anoreksi nervosa gibi ruh hastalıkları sayılabilir. Durup dururken kısa zamanda süratle kilo kaybeden insanlar, kanser yönünden araştırılmalıdır. Kanserli hastalardaki zayıflamanın asıl sebebi iştahsızlıktır. Hasta o derece zayıflar ki bir deri, bir kemik hâlini alır. Bu tür aşırı zayıflığa “kaşeksi” adı verilir. Hipertiroidismde hastanın iştahı oldukça artmış olmasına rağmen, hasta…

Read More

Zatürre

Alm. Lungenentzündung, Pneuonie (f), Fr. Pneumonie (f), İng. Pneumonia. Akciğerlerin bakteri, virüs, riketsiya gibi çeşitli mikroorganizmalarla veya kimyevî ajanlarla ve yabancı maddelerle ihtihaplanması hâli. Tıp lisanındaki adı pnömonidir. Pnömoniler, anatomik dağılış şekillerine göre lober ve lobüler olarak ayrılmışlardır. Lober pnömonide akciğerin bütün bir lobu yaygın olarak iltihaplanmıştır. Daha ziyâde çocuk ve yaşlılarda rastlanan lobüler, diğer adıyla bronkopnömonilerde, ihtihap yer yer odaklar hâlindedir ve bronşiyoller de iltihaba katılmışlardır. Lober pnömonilerin çoğu pnömokok denen mikroplarca meydana getirilmektedir. Bronkopnömoniler; kronik, boğmaca, grip, kızıl, difteri, tifo gibi hastalıkların gidişi esnâsında meydana gelir. Kaşeksi, ihtiyarlık,…

Read More

Zatülcenp

Alm. Brust, Rippen- fellentzün dungi, Pleuresie, Pleuritis (f), Fr. Pleurésie (f), İng. Pleurisy. Akciğerleri örten zarların iltihaplanıp, bu zarlar arasında sıvı toplanması hâli. Tıp lisanındaki ismi, plörezidir. Akciğerleri örten zarlara plevra denir. Plevra; kan ve lenfa yollarıyla gelen mikropla iltihaplanabildiği gibi başta akciğer olmak üzere kalp zarı, göğüs duvarı gibi komşu organ hastalıklarının ilerlemesiyle de hastalanabilir. İltihaplı plevranın cilâsı bozulur, sertleşir, elastikiyetini kaybeder, üzerinde fibrin pıhtıları görülür. İltihap devam eder ve ilerlerse cerâhatli bir sıvı toplanması meydana gelir. Plevra iltihaplarında yan ağrısı vardır. Hastalar ağrı sebebiyle derin nefes almaktan korkarlar.…

Read More

Zargana

Alm. Hornhecht, Fr. Aguglia, İng. Gar-pike. Familyası: Zarganagiller (Belonidae). Yaşadığı yerler: Bütün denizlerde bulunur. Tatlı suda yaşayan türleri de vardır. Özellikleri: Yılana benzer ince uzun vücutlu bir balık. Boyu 1 metre kadar olabilir. Küçük balıklarla beslenir. Ömrü: 18 yıl kadar. Çeşitleri: 7 türü bilinmektedir. Dünyânın bütün denizlerinde yaşayan ince, uzun vücutlu bir balık. Daha önceleri Uskumrumsugiller (Scombresocidae) familyasında kabul edilirdi. Sırtı yeşilimsi, karın tarafı beyazdır. Çeneleri leylek gagası gibi sivridir. Alt ve üst çenelerinde keskin ince dişleri vardır. Sırt ve anal yüzgeçleri alt alta olup çatallı kuyruğa yakındır. Vücudunu örten…

Read More

Zarf

Alm. Umschlag (m), Kuvert (n), Fr. Enveloppe (f), contenant (m), İng. Envelope; cover; wrap. İçinde muhâfaza ettiği maddenin dışardan görülmesini ve dışarıya sızmasını önleyen, kullanma maksadına göre şekillendirilmiş kılıf veya kab. Mektup, evrak gibi şahıs veya teşkilâtlarla ilgili özel yazışmalar kapalı, düz ve umumiyetle kağıttan yapılmış zarflarda taşınır. Bu tür zarflarda kolaylık olması için bir taraf zamklanmıştır. Zamk ıslatılarak açık olan kenar kapatılabilir. Zarf bir örtüdür. Zarfın PTT hizmetlerinde önemi büyüktür. Mektup ve evraklar dağılmadan, tahrib olmadan, ilgisiz kişilerin göremeyeceği bir şekilde üzerlerinde yazılı olan adrese ulaşmasını sağlar. Zarf üzerinde…

Read More

Zarar

Alm. Verlust, Schaden (m), Fr. Perte (f), dommage (m), İng. Loss, damage. Bir işletmenin öz sermâyesinde meydana gelen eksilme. Bir iktisâdî birimin giderleri, gelirlerini aşınca aradaki fark sermâye eksilmesiyle karşılanır. Dolayısiyle, zarar, gelirin gideri aşması hâli olarak ifâde edilen kârın zıddıdır. Bir işletmenin zarara uğraması; sermâyesini verimli şekilde kullanmaması, mâliyetinin altında fiyatla satış yapması gibi hallerde söz konusu olur. Zararla işletmenin nakit yetersizliği aynı mânâda değildir. Zarar etmeyen bir işletmenin finansman sıkıntısı olabilir. Buna karşılık zarar eden bir işletmede likidite noksanı görülmeyebilir.

Read More