K harfi

Türk alfabesinin on dördüncü harfi. Türkçede bu harfin işâret ettiği ses “ka” veya “ke” denilerek isimlendirilir. Bu durumda sesin ince ve kalın şekilleri vardır. Fonetik bakımdan kalın seslilerle birlikte art damak, ince seslilerle birlikte ön damaktan çıkarılan süreksiz ve sert bir sessiz harf olduğundan sesli-sessiz uyumunu gerektirir. Arap alfabesine dayalıGöktürk, Uygur ve Osmanlı alfabelerinde iki ayrı harf ve ses olarak “kaf” ve “kef”yerine bugünkü Türkçe’de “k” kullanılmakta olup, bu durum alfabemiz için bir eksikliktir. “k” ince ve kalın şekliyle sekizinci yüzyıldan bu yana, Eski Türkçeden beri bütün Türk lehçelerinde kullanılmış…

Read More

JÜT (Corchorus capsularis)

Alm. Jute (f), Fr. Jute (m), İng. Jute. Familyası: Ihlamurgiller (Tiliaceae) Türkiye’de yetiştiği yerler: Yerli bitkimiz değildir. Tropik bölgelerde yetişen 2-4 m yüksekliğinde yıllık, lif bitkisi. Vatanı Doğu Hindistan’dır. Jüt adını taşıyan lif elde etmek için yetiştirilir. Ticârette kullanılan jüt, iki cins bitkiden elde edilir: Birisi, Corchorus capsularis, diğeri ise Corchorus olitoriustur. Bu bitkilerin bir sene içerisinde boyu 2-4 metreye ulaşır. Tabiî olarak Hindistan’da yetişir. Çin ve Malezya’da yetiştirilmeye başlanmıştır. Colitorius cinsi Akdeniz memleketlerinde de tanınmış ve yetiştirilmeye başlanmıştır. Amerika’ya ulaşması 1870 senelerine rastlar. Amerika’da Teksas ve Güney Karolina eyâletlerinde…

Read More

JÜRİ

Alm. Jury (f), Fr. Jury (m), İng. Jury. Adâletin uygulanmasında ve bir işte hüküm vermede toplanan kurul. Bir imtihan, bir sınıflandırma, bir yargı işiyle görevlendirilmiş komisyon. Bâzı ülkelerde ağır suçluların yargılanmalarında, bu suçun fâili tarafından yapılıp yapılmadığına karar veren bir tür geçici yargıçlar kurulu. Amerika ve Fransa’da uygulanan jüri sisteminde, jüri sanığı suçlu bulursa hâkim bu suçun karşılığı olan cezâyı vermek zorundadır. Eğer jüri sanığı suçsuz bulursa sanık hâkim tarafından beraat ettirilir. Bir dâvâ konusunda karar veren kurulun görevi sona erer. Jüri genellikle 12 üyeden meydana gelir. Jüri üyeleri hiçbir…

Read More

JÜBİLE

Alm. Jubiläum (n), jubelfeier (f), Fr. Jubilé (m), İng. Jubilee. Bir mesleğin veya önemli bir olayın yirmi beşinci veya ellinci yılını başarıyla bitirmiş olanların, şerefine yapılan merâsim. Jübile kelimesi İbranice “İobel” kelimesinden alınmıştır. Mânâsı “koç boynuzu” demektir. İbranilerin, inanışlarına göre her 50 yılda suçları bağışlanır, böylece tam bir sükûn ve dinlenme yılına girilir. Bu yıl, koç boynuzundan yapılma borularla îlân edilir. Yahûdîlerde ise 50 yılda bir jübile ile borçlar affedilir; köleler, esirler âzâd edilir; inanışlarına göre Roma’ya gelenlerin bütün günahları affedilir. Hıristiyanlarda da 50 yılda bir jübile yapmak gelenek hâlini…

Read More

JUDO

Alm. Judo (n), Fr. judo (m), İng. Judo. Öncelikle el, kol, bacak ustalıkları olmak üzere çeşitli vücut hareketleriyle, silahsız olarak, rakibini alt etme sporu. Bu sporda çeviklik büyük ölçüde bir etkendir. Fizikî olarak zayıf olan kişiler yeteri kadar judo biliyorsa kendisinden çok daha kuvvetli olan kişileri yenebilir. Judo, Japonların millî sporu olup, sporda müstakil bir branştır. Jiu-jitsu adı verilen, silâhsız olarak çeşitli savunma yollarını öğreten, kavga sporundan faydalanılarak ortaya çıkarılan judo 1860 yılında doğan Jigora Kano tarafından bulunup geliştirildi. Vücut yapısı zayıf olan Kano bu eksikliğini gidermenin yollarını aradı. Tokyo…

Read More

JOULE, James Prescott

İngiliz fizikçisi 1818-1889 yılları arasında yaşamıştır. Kendisini erken yaşta bilime vermiştir. 1838’de elektromanyetik bir motor keşfetmiştir. İki yıl sonra ısının mekanik değerini dört yolla belirlemiştir. 1843’te elektroliz olayı sırasında meydana gelen ısıyı açıklamış ve 1847’de ise enerji korunumu hakkında bir doktrin ileri sürmüştür. Daha sonra William Thomson (Lord Kelvin) ile beraber çalışmıştır. Beraberce dar bir çıkıştan zorlanan gazın geçirdiği ısı değişikliğini incelemişlerdir. Isının, mekanik iş sonucu ortaya çıktığını ilk defa Joule göstermiştir. Ortaya çıkan ısı ile yapılan mekanik iş arasında sabit bir oran olduğunu bulmuştur. Yaptığı deneylerden ısının, enerjinin bir…

Read More

JOULE

Alm. Joule, Fr. Joule, İng. Joule. Enerji ve iş birimi. Jul olarak da bilinir. Bir joule, 0,24 cal veya 10.000.000 erg’e eşittir. Joule pratikteki uygulamalarda kısaca “J” ile gösterilir. “kJ” ile gösterilen kilojoule 1000 joule’e eşittir. 1 Joule = 1/4,18 cal = 0,24 cal = 107 erg’dir.

Read More

JİROSKOP

Alm. Kreiselapparat; Gyroskop (m), Fr. Gyroscope (m), İng. Gyroscope. Her yönde dönen ve yalnız kütle merkezi sâbit olan bir kütle veya tekerlek. Gemilerin hareketini kontrol için kullanıldığı gibi silâh yörüngesi kontrolünde ve yön tâyininde de kendisinden faydalanılır. Esas olarak jiroskop, bir tekerlek veya dönen bir silindir, rotor ve eksenden ibârettir. Eksen, rotor içinde dönebileceği bir çember üzerine yataklanmıştır. Bu çember ise dik açı yapacak şekilde başka bir dış çembere kenetlenmiştir. Son dış çember ise hem iç hem de dış çemberle dik açı yapan bir çerçeveye oturtulmuştur. Rotorun dönmesi gözönüne alınmazsa…

Read More

JİNEKOLOJİ

Alm. Frauenhelkunde; Gynakologie(f), Fr. Gynécologie (f), İng. Gynecology. Kadın üreme organlarının hastalıkları ile ilgilenen tıp dalı. Jinekoloji, tıbbın en eski dallarından biridir. Mîlâttan önce 1550 yıllarına âit belgelerden o devirlerde Mısırlı hekimlerin kadın hastalıkları konusunda çalışmalar yaptığı anlaşılmaktadır. Hipokrat’ın da kadın hastalıkları konusunda çalışmalar yaptığı bilinir. İslâmiyetle birlikte İslâm tıp âlimleri, kadın hastalıkları ile ilgili târif ve tedâvilerden bahsederek bu alanda çığır açtılar. Endülüs âlimi ve “cerrâhînin babası” olarak bilinen Ez-Zehrâvî (936-1013) Et-Tasrif adlı tıp ansiklopedisinde zor doğumlarda “Walker pozisyonu” olarak bilinen müdâhaleyi ve doğumdan sonra içerde kalmış eşin çıkartılması…

Read More

JİGANTİZM (Devlik Hastalığı)

Alm. Riesenwuchs (m), Gigantismus (m), Fr. Gigantisme (m), İng. Giantism, gigantism. Hipofiz ön lobundan salgılanan büyüme hormonunun aşırı salgılanması sonucu doku ve organların aşırı gelişmesi. Devlik hastalığı. Hipofiz ön lob hücrelerinin büyüme hormonunu aşırı salgılaması, hipotalamustan aşırı uyarı verilmesinden veya hipofiz hücrelerinde hormon yapan bir tümör (ur) gelişmesinden olabilir. Büyüme hormonu salgısının artması büluğ çağından evvel, yâni kemik gelişimi tamamlanmadan olursa, hastada en büyük belirti olarak vücûdun hızlı ve aşırı bir şekilde irileşmesi görülür. Böylece iki, iki buçuk metreye kadar büyüyebilen, elleri ve ayakları aşırı büyümüş dev insanlar ortaya çıkar.…

Read More

JİBON (Hylobates)

Alm. Gibbon, Fr. Gibbon, İng. Gibbon. Familyası: Uzun kollu maymungiller (Hylobatidae). Yaşadığı yerler: Sumatra, Burneo, Cava, Çinhindi, Hay-nan gibi bölge ormanları. Özellikleri: Kolları gâyet uzundur. Kuyruk ve ağız keseleri yoktur. Kaba etleri nasırlıdır. Boyları genelde 40-80 cm arasında değişir. Küçük gruplar hâlinde ve çoğunlukla ağaçlarda yaşarlar. Çeşitleri: Küçük jibon, çevik jibon, akelli jibon, gümüş jibon, siyamang iyi bilinen türlerdir. Asya’nın güneydoğusunda ve yakın adalardaki ormanlarda yaşayan küçük yapılı, oldukça uzun kollu ve kuyruksuz “Hylobates” cinsi maymun türlerinin ortak adı. Kolları, ayağa kalktıkları zaman yere değecek kadar uzundur. Post tüyleri yumuşak…

Read More

JET MOTORU

Alm. Strahlmotor (m), Fr. Moteur (m) à réaction, İng. Jet engine. Kapalı bir kapta basınç altında bulunan gazların sınırlı bir açıklıktan fışkırmasıyla hareket yönüne ters istikamette meydana gelen tepki kuvvetinden faydalanarak hareket sağlayan motor. Şişirilmiş bir balonu serbest bıraktığımızda hızla kaçan havanın tepkisi ile balonun fırlayıp gitmesi bu şekildeki jet tepkisinin en basit örneğidir. Jet tepkisinin târihçesi: Gaz tepkimesiyle çalışan ilk makina M.S. 250 yılında Aleksandriali Heron tarafından buhar tepkisinden faydalanılarak gerçekleştirildi. Bu, içine gönderilen buharı iki tarafında bulunan kıvrık borulardan fışkırtarak dönen bir küresel kap şeklindeydi. Gaz tepkisiyle çalışan…

Read More

JEOTERMAL ENERJİ

Alm. Geothermalenergie (f), Fr. Énergie (f), géothermale, İng. Geothermal energy. Yer kürenin içerisinde mağmaya yakın olan bölgelerdeki sıcak sulardan ve buharlardan elde edilen enerji. Banyo yapmak maksadıyla sıcak su kaynaklarından faydalanılmış ancak, yeraltındaki sıcak buhar, ilk defa 1904’te İtalya’nın Larderello bölgesinde bir jeotermal elektrik santralı inşa edilmesinden sonra enerji üretimi maksadıyla kullanılmaya başlandı. Müteakiben 1958’de Yeni Zellanda da aynı girişimde bulundu. Bugün bundan en çok faydalanan ülkeler Amerika, İtalya, Yeni Zellanda, Japonya, Meksika ve Sovyetler Birliği’dir. 1970’lerde elde edilen jeotermal enerji, dünyada elde edilen enerjinin % 0.1’ini meydana getirmekteydi. Jeotermal…

Read More

JEOMORFOLOJİ

Alm. Geomorphologie (f), Fr. Geomorphologie (f). İng. Geomorphology. Yer kabuğu şeklinin meydana gelmesi ve değişmesi ile meşgul olan bilim dalı. Bunun yanında yeraltı tabakalarının özelliklerini incelemekle de meşgul olur. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıldan itibaren tabiatla uğraşan bilim adamları, yeryüzü şeklinin iç kuvvetler, erozyon ve depolanma sonucu ortaya çıktığını söylemişlerdir. Daha sonra erozyonun kıymetinin anlaşılmasıyla bu bilim dalının değeri artmıştır. On dokuzuncu yüzyılda yerkabuğunun erozyona bağlı jeomorfik bir çevrimden geçtiği kabul edilmiştir. Buna göre yerkabuğunun “gençlik”, “olgunluk” ve “yaşlılık” devreleri mevcuttur. Bâzı bilim adamları bu sınıflamayı fazla basitleştirilmiş olarak…

Read More

JEOLOJİK ZAMANLAR

Alm. Geologische Zeiten, Fr. Les temps geologiques. İng. Geological Times. Dünyânın yaratılışından bu yana geçen zaman. Bu konu ve dünyânın yaşı insanların en çok ilgi duyduğu konulardan birisi olmuştur. Eski müneccimler, yâni o zamânın astronomları dünyânın yaşı için gezegenlerin sayısı kadar bin sene ve sâdece yedi gezegen bilindiği için toplam 7000 sene demişlerdir. Târihlerin çoğunda yazılı bulunan ve bâzı din kitaplarına da geçmiş olan yedi bin sene, buradan gelmektedir. Bâzıları burc sayısınca bin sene, yâni 12.000 sene, bâzıları da meridyen sayısınca bin sene, yâni 360.000 sene demişlerdir. Endülüs âlimlerinden Ebû…

Read More

JEOLOJİ

Alm. Geologie (n), Fr. Géologie (f), İng. Geology. Yer bilimi. Yer kabuğunun bileşimi, yapısı ve târihi ile ilgilenir. Jeoloji ilmi, yeryüzünde yaradılışından îtibâren yaşamış canlıları ve çeşitlerini de inceler. Ay ve meteor taşlarının incelenmesi de jeolojinin konusudur. Dar anlamda özellikle ortalama kalınlığı 35 km olan “yerkabuğunun” bilimidir. Bu şekli ile jeoloji yeryüzünü ve yeryüzü ile insan toplulukları ilişkisini inceleyen coğrafyadan ve yerküresini bütün olarak fiziksel metodlarla araştıran jeofizikten ayrılır. Ancak, bugün bu üç bilim dalı ve bunlara katılan jeokimya, oseanografi ve meteoroloji yalnızca yerbilimleri adı altında toplanmaktadır. Jeolojinin târihçesi: İlk…

Read More

JEOFİZİK

Alm. Geophysik (f), Fr. Geophysique (f), İng. Geophysics. Fiziğin prensiplerinin yerkürenin incelenmesine uygulanması. Jeofizik, katı yerküresinin fiziği, okyanusların fiziği diye sınıflandırılabilir. Uygulamalı jeofiziğin konusu; yerkabuğunun üst kısımlarında bulunan, boyutları sınırlı ve derinliği az olan yeraltı yapılarını ve özel durumları incelemektir. Yeraltındaki antilelinalleri, senlelinalleri, fayları mâden yataklarını ve sedimanların (tabakaların) altındaki temel kayacın engebelerini aramak, bu tür çalışmalara girer. Bu gibi aramaların çoğunun ekonomik bir maksadı vardır. Mâden, petrol, su aramak ve inşaat mühendisliği ile ilgili problemlere çözüm aramak gibi. Uygulamalı jeofiziğin belli başlı metodları şunlardır: a) Arzın gravitasyon alanındaki değişimlerinin…

Read More

JEODEZİ

Alm. Geodäsie. Vermessunglehre (f), Fr. Geodesie (f), İng. Geodesy. Dünyânın şekli ve ölçüleri ile ilgilenen ilim. Modern jeodezi; kullanma maksadına göre geometrik, fiziksel, astronomik ve uydu jeodezisi olarak kollara ayrılmıştır. İlk üç kol klâsik jeodezi olarak sınıflandırılır. Uydu jeodezisi ise ilk uydunun 1957 senesinde uzaya fırlatılması ile başlamış oldu. Jeodezi; etüt, haritacılık, jeoloji, astronomi ve teorik fizik konularından kaynaklanmış ve bunların gelişmesine katkılarda bulunmuştur. Dünyânın, küre şeklinde olduğunu söyleyen ilk düşünür mîlattân önce beşinci asırda yaşamış Parmenides’li Elea isimli bir Eski Yunanlıdır. Pisagoras ve Plato da dünyânın yuvarlak olduğunu iddiâ…

Read More

JENNER, Edward

İngiliz hekim. 17 Mayıs 1749 da İngiltere’nin Gloucestershire, Berkeley şehrinde doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Babası gibi papaz olan ağabeyi tarafından büyütüldü. İlkokulu bitirdikten sonra bir cerrahın yanında çırak olarak çalıştı. Çıraklık eğitimini tamamladıktan sonra Londra’ya giderek St. George Hastahânesinde çalışan John Hunter’in asistanı oldu. Biyoloji eğitimi ve deneylerine ek olarak cerrahi alanında da yetişti. Londra’da iki yıl kaldıktan sonra 1773’te taşra hekimliği yapmak üzere Berkeley’e döndü. Müslüman-Türkler tarafından eskiden beri bilinen, tedâvi yolları ve aşısı uygulanan “çiçek hastalığı” konusunda incelemeler yaptı. İnekten insana geçen ve nisbeten zararsız olan inek…

Read More

JENERATÖR

Alm. Stromerzeuger; Generator (m), Fr. Génératrice (f), générateur (m), İng. Generator. Herhangi bir enerji türünü elektrik enerjisine çeviren makina. Bu cihazlara, mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren makinalar, kimyâsal enerjiyi elektrik enerjisine çeviren bataryalar, ışık enerjisini elektriğe dönüştüren fotoelektrik hücreleri, ısı enerjisini elektrik enerjisine çeviren termoelektrik jeneratörler dâhildir. Dinamo denilen elektromanyetik jeneratörde bir bobin, manyetik alan içinde endüksiyon çizgilerini kesecek şekilde hareket ettirilir. Elektrostatik jeneratörde (Van de Graaf jeneratörü, Wimshurst makinası) mekanik enerji, elektrostatik endüksiyon veya sürtünme ile üretilen eşit ve zıt elektrikî yüklere bölünerek sarf edilir. Jeneratörler, en küçük tesisten…

Read More

JELÂTİN

Alm. Gallerte, Gelatine (f), Fr. Gèlatine (f), İng. Gelatine, jelly. Deriden, beyaz bağ dokularından ve hayvan kemiklerinden elde edilen bir çeşit protein. Jelâtin tamâmen amino asitlerden meydana gelmiştir. Amino asitler polimerize olarak yâni polipeptitleşmeye uğrayarak jelâtini meydana getirir. Jelâtin hidroliz reaksiyonu ile amino asit veya peptitini verir. Bileşimi: Jelâtin ile onun ön maddesi olan kollajenin bileşimi aynıdır. Her ikisinin yaklaşık olarak bileşiminde % 50 karbon, % 18 azot, % 25 oksijen, % 7 hidrojen ve sülfürler bulunur. Buna rağmen jelâtin tam mânâsıyla da bir protein değildir. Çünkü dışarıdan besinlerle alınması…

Read More

JEFFERSON, Thomas

Amerikalı siyâset ve devlet adamı. 1743’te Virginia’da doğdu, 1826’da orada öldü. Hukuk tahsili yaptı. Amerikan kurtuluş mücâdelesine katıldı. Siyâset ve mîmâride bile İngiliz düşmanlığı; eyâletlere istiklal verilmesi, liberalizm ve dînî hoşgörü taraftarıydı. Amerika’da 1766 yılında îlân edilen “İstiklâl Beyannâmesi”ni hazırlayanlardandır. Cumhûriyetçi Demokrat Partisinin kurucusudur. 1801 ve 1804’te Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı seçildi. Başşehir oluşu sebebiyle Washington’a merâsimle girdi. Louisiana bölgesini Fransa’dan satın aldı. ABD’nin üçüncü cumhurbaşkanlığını yapıp, 1808 seçimlerine katılmadı. Kurduğu Virginia Üniversitesine dönüp, 1826 yılında öldü.

Read More

JEANNE D’ARC

Fransa’nın millî kahramanı. Rivâyete göre on üç yaşında bir kız olan Jeanne D’arc bâzı sesler duymaya başladığını iddia ederek bu seslerin Allah’tan geldiğini söyledi. Haftada iki veya üç defa duyduğu bu sesler, J. D’arc’a, düşmanları tarafından kuşatılan Orléans şehrinin ve bütün Fransa’nın kurtarılmasını telkin ediyordu. O sırada aklî dengesi bozulmuş olan Kral V. Charles (Şarl) çok güç durumdaydı. Çünkü yüzyıl savaşları ve çeşitli yenilgiler Fransa’nın zayıflamasına yol açtı. Jeanne D’arc, erkek kılığına girerek her yanı istila edilmiş bulunan Fransa’yı dolaştı. Poitiers’te silah kuşanarak asker kılığına girdi. Orléans’a girerek İngilizler tarafından…

Read More