İspanya’da yetişen meşhur Müslüman tabip ve târihçi. İsmi, Muhammed bin Abdullah bin Saîd, künyesi Ebû Abdullah, lakabı Lisânüddîn’dir. 1313 (H.713) senesinde Gırnata yakınlarındaki Lûşe kasabasında doğdu. 1374 (H.776) senesinde Fas’ta zindanda öldürüldü. Lisânüddîn ibni Hatîb, Sûriye’den Endülüs’e hicret eden ve Veziroğulları diye meşhûr olan bir âiledendir. Gırnata’da yetişti. Kur’ân-ı kerîm’i, hat muallimi Sâlih Ebû Abdullah bin mevlâ’dan okudu. Ebü’l-Hasan Kaycâtî’den Arapça öğrendi. Zamânında Endülüs’ün en büyük nahiv âlimi olan Ebû Abdullah bin el-Cahhâr el-Bîrî’den fıkıh ve tefsîr dersleri aldı. Ebû Zekeriyyâ Yahyâ bin Hüzeyl’den tıp ilmini öğrendi. Devrinin önde gelen…
Read MoreGün: 11 Aralık 2019
Lions Kulübü (Lions Club)
1917 senesinde ABD’nin Texas eyâletine bağlı Dallas şehrinde masonlar tarafından kurulmuş olan sivil hizmet kulübü. Kulübün adı İngilizcede; “hürriyet ve anlayış berâberliği, milletlerimizin teminâtı (korunması)” anlamına gelen Liberty Intelligence Our Nations Safety” kelimelerinin baş harflerinin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Masonlar; “Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz. Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini kendileri büyüyünce öğrenirler. Hepimiz bütün kudretimizle îmân hürriyeti fikrini dünyâya yaymaya sarılmalıyız ve localarımızda verdiğimiz kararları her memlekete yerleştirmeliyiz. Din kardeşliğini yok edip, bunun yerine mason kardeşliği getirmeliyiz. Dinleri yok etmekten ibâret olan gâyemize bu sûretle ulaşacağız.”…
Read MoreLeylek (Ciconia)
Alm. Eigentliche Storch, Fr. Cigogne, İng. Stork. Familyası: Leylekgiller (Ciconiidae). Yaşadığı yerler: Eski ve Yeni Dünyâ’nın sıcak ve ılıman bölgelerinde. Özellikleri: Boyunları, ayakları ve gagaları uzundur. Genellikle gaga ve bacakları kırmızıdır. Gagalarını takırdatarak anlaşırlar. Ömrü: 70 yıl kadar. Çeşitleri: Ak leylek, kara leylek, eğer gagalı, açık gagalı, Hint leyleği, Amerikan leyleği meşhurlarıdır. Leylekgiller familyasından sulak yerlerde yaşayan, ayakları, boyunları ve gagaları uzun, göçmen bir kuş cinsi. Boyları 75-150 cm arasında değişir. Erkekleri 3-4 dişileri 2,5-4 kg ağırlıktadır. Ayakları yarı perdelidir. Nehir, göl ve bataklık kenarlarında gündüz dolaşarak, kurbağa, yılan, küçük…
Read MoreLeylâ ve Mecnun
Meşhur bir halk hikâyesi. Leylâ ve Mecnun bu hikâyenin meşhur iki kahramanıdır. Menşei Arap edebiyatına dayanan bu hikâye, İslâmiyeti kabulle şereflenen diğer milletlerin -Türk, Urdu, Fars (İran)- edebiyatlarına da konu olmuştur. Türk edebiyatına, Arapça ve de Farsça eserler ve şifâhî rivâyetler yoluyla giren bu hikâye; on beşinci asırda Ali Şir Nevâî ve Şâhidî tarafından manzûm Türkçe olarak yazılmıştır. Bunlardan sonra 30 kadar şâir de bu hikâyeyi manzum olarak yazmışlardır. Ancak bunların içinde edebî değeri en çok olanı Fuzûli’nin 1535’te yazdığı mesnevîsidir. Klasik Türk edebiyatının şâheseri olan bu mesnevî tarzı hikâyede:…
Read MoreLevrek (Morone labrax)
Alm. Seebarsch, Fr. Bar, İng. Bass. Familyası: Hanigiller (Serranidae). Yaşadığı yerler: Atlantik Okyanusu, Karadeniz, Marmara ve Akdeniz sâhillerinde bulunurlar. Özellikleri: Boyu 40-100 cm kadardır. 8-10 kg ağırlıkta, yırtıcı bir deniz balığı. Küçük siyah benekleri olduğundan alabalığı andırır. Eti lezzetlidir. Çeşitleri: Şeritli levrek, damalı doğu levreği, beyaz levrek meşhur türlerdir. Tatlı sularda yaşayanları da vardır. Hanigiller âilesinden, ılık ve soğuk denizlerde yaşayan, güçlü ve çevik bir balık. Tuzlu su levreği veya sudak ismiyle de bilinir. Vücudu füze şeklinde ve derisi iri pullarla örtülü, sırtı kurşunî, karnı gümüşî renktedir. Küçük siyah benekli…
Read MoreLevh-i Mahfûz
Allahü teâlânın takdîr ettiği ve kâinâtta olacak şeylerin yazılı bulunduğu levha. “Kitâb-ı mübîn”, “kitâb-ı meknûn”, “kitâb-ı ma’kum” gibi isimleri de vardır. Onda yazılı olanlar, artma ve eksilmekten, şeytanların tecâvüzünden, değiştirilmekten korunmuştur. Levh-i mahfûz vardır. Fakat ne olduğu kat’î bildirilmemiştir. Bununla berâber hakkında çeşitli rivâyetler bulunur. Bunlardan birisi, beyaz inci ve kırmızı yâkuttan olduğudur. Kur’ân-ı kerîm’de meâlen buyruldu ki: Dünyâda olacak her şey, dünyâ yaratılmadan evvel ezelde Levh-i mahfûza yazılmış, takdir edilmişdir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayatta kaçırdığınız fırsatlar için üzülmeyesiniz ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allah’ın gönderdiği nîmetlerden mağrûr olmayasınız. (Hadîd sûresi:…
Read MoreLevent
Alm. Marinesoldat (m), Fr. Soldat (m), İng. Marine soldier. Osmanlı donanmasında hizmet gören askerî sınıf. Türkçe, Farsça ve İtalyancada ayrı ayrı mânâlara gelen kelime aslen İtalyanca olup, levantino “doğulu” anlamına gelir. Venedik’e göre doğulu asker. Farsça, nefsin arzû ve isteklerine uyan. Türkçede ise, tekil olarak; “delikanlı, boyluposlu, yiğit, çevik” demektir. Levendât şeklindeki çoğulunda, kara ve deniz askerleri ifâde edilir. Deniz ve kara leventleri olmak üzere iki kısımdır. Deniz leventleri: On altıncı asırda Akdeniz’de gemileri ile faaliyette bulunan gözüpek, güçlü kuvvetli Türk denizcileri. Bunlar 17’şer oturaklı gemileri ile, Rumlalarla meskûn Livâdiye…
Read MoreLeş
Alm. Tierkadaver (m), Aas (n), Fr. Charogne (f), İng. Carcass, carrion; slut (kadın), scoundrel (erkek). Kendiliğinden ölmüş hayvan, besmelesiz kesilerek öldürülen hayvan. Leş, aynı mânâda Farsça bir kelime olan “Lâşe” kelimesinin hafifleştirilmiş, değiştirilmiş şeklidir. Batmış gemi mânâsına da gelir. Eskiden argo olarak, yolda koşarken şişip geride kalan tulumbacılar için de kullanılırdı. Leş, insan tarafından boğazlama veya av niyeti olmaksızın, kendiliğinden ölen veya öldürülen hayvan veya kuşa denir. Çok fenâ kokan ve böceklerin üzerine yığıldığı şişmiş hayvanlara da leş denir. Ahlâkı bozuk olan, beden ve elbise temizliğine riayet etmediği için pis…
Read MoreLeskofçalı Gâlib
Encümen-i şuâra şâirlerinden. 1829 (H.1245) senesinde Leskofça’da doğdu. Üsküp Vâlisi İsmâil Paşanın oğludur. İsmâil Paşanın Afyonkarahisar’a tâyin olması üzerine iki sene Afyonkarahisar’da kaldı. İki sene sonra İstanbul’a geldiler. Babası Yeniel Kaymakamlığına tâyin olunca Gâlib de İstanbul’da Mektûbî-i Sadr Âli Odasına girdi. 1850-52 senesinde Bosna Vâlisi Veliyyüddîn Paşanın divan kâtipliğine tâyin oldu. Bir sene sonra Bosna vilâyetine bağlı Penoloka Kaymakamlığına getirildi. 1853’te görevinden ayrılarak İstanbul’a geldi. 1854 senesinde Rusya ile Kırım Muhârebesi başlayınca, Ordu-yu Hümâyun Bahriyye Kitâbetine tâyin olunarak Kırım’a gitti. 1856 senesinde babasıİsmail Paşa, Van Vâliliğine tâyin olunca oğlu Gâlib’i…
Read MoreLeonardo Da Vinci
İtalyan sanatçısı ve ilim adamı. İslâm âlimlerinin batıyı etkisi altına almasından ve Fâtih Sultan Mehmed Hanın İstanbul’u fethinden sonra, teknikte ve dinde yenilikler yapmak zorunda kalan Avrupa’da yetişen ve teknikte yenilik olan Rönesansın büyük şahsiyetlerinden biridir. Leonardo, 15 Nisan 1452 senesinde Vinci’nin Tuscan kasabasında dünyâya geldi. Gençliğinde Floransa’da, Verrocchio’dan resim ve heykelcilik dersleri aldı. 1478 senesinde bir galeri açarak perspektif resim üzerinde çalışmaya başladı. 1482 ile 1499 seneleri arasında Milano’da sarayda askerî mühendis, mimar, ressam ve heykeltraş olarak çalıştı. Burada çizdiği Son Akşam Yemeği adlı tabloda simetri ve hareket açıkça…
Read MoreLenin, Vladimir İlyiç
Rus Komünist Partisinin kurucusu, sosyalist fikirlerin ilk tatbikçisi, yazar, ihtilâlci ve diktatör. Asıl adı Vladimir İlyiç Ulyanov’dur. “Lenin” lakabını Rus Komünist İhtilâlinde aldı. 1870’de Volga Nehri üzerindeki Simbirs (bugünkü ismi Ulyanovsky) şehrinde doğdu ve 1924’te Moskova’da felçli vaziyetteyken, tekrar tekrar gelen kalb krizinden öldü. Aslen Yahûdî olup, babası eğitim müfettişiydi. Annesi Alman asıllı köylü bir kadındır. Alman kültürüyle yetişen Lenin, beş kardeşti. Ağabeyinin, Rus Çarı Üçüncü Aleksandr’a karşı düzenlenen başarısız bir sûikast sonucu yakalanıp îdâm edilmesi, ihtilalci fikirlerini hızlandırdı. İlk ve orta öğreniminden sonra 1891’de Kazan Üniversitesinde hukuk tahsili yaparken…
Read MoreLengüistik
Alm. Linguistik, Sprachwissenschaft (f), Fr. Linguistique (f), İng. Linguistics. İnsan dilinin ilmî araştırması. Hususiyet arz eden lisanların da ilmî incelenmesi olan lengüistik, lisanların gelişmesini, aralarındaki bağları ve dünyâ üzerinde dağılımını araştırır. Bu araştırmayı yürütene “lengüist” denir. Bu mânâda lengüist, “birçok dil bilen birisi” değildir. Lengüistiğin başlıca hedefi, insanın kendisi ve dünyâsı hakkında bilgi edinmek, depolamak ve ulaştırmaktır. İnsanın içindeki bu arzuyu tatmin etmek için de lengüistin esas âleti olan, lisan kullanılmaktadır. İnsanı insan yapan ve birbirine bağlı üç husûsiyetin var olduğu kabul ediliyor: Rûhu, öğrenme arzusu ve lisana hâkim olması.…
Read MoreLenfosit
Alm. Lymphezellen (m), Fr. lymphocyte, İng. lymphocyte, Lymph cell. Kanda veya bağışıklık sisteminin doku ve organlarında (lenf bezi, dalak, timus gibi) bulunan, iltihâbî hâdiselerin olduğu bölgelere göç etme kâbiliyetindeki hücre. Lenfoit dokular (lenfosit yerleşim bölgeleri) birincil (primer) ve ikincil (sekonder) lenfoit dokular olmak üzere ikiye ayrılır. Primer lenfoit dokular: Kemik iliği (kuşlarda kursak kesesi) ve timustur. Sekonder lenfoit dokular ise; dalak, lenf düğümleri ve sindirim kanalındaki epitel örtüsü altında bulunan lenfoit dokulardır. Lenfositler primer lenfoit dokularda farklılaştıktan sonra çoğalmak üzere sekonder lenfoit dokulara göç ederler ve özel (spesifik) bağışıklık cevaplarını…
Read MoreLenf Bezi
Alm. Lympheknoten (m), Fr. Lypmphe (f) nodun, İng. Lymph nodes. Lenf damarları üzerinde bulunan mikroskopik büyüklükten üç cm’ye kadar çapı olabilen yuvarlak oval biçimli cisimler. Lenf bezleri, genellikle gruplar hâlinde bulunurlar. En dıştan bir kapsül ile sarılmışlardır. Lenf bezi, içindeki lenfositlerin yerleşme bölgelerine ve mikroskopik yapılarına göre “kortex” ve “medulla” denilen bölümlere ayrılır. Lenf bezlerine giren ve çıkan lenf damarları ve kan damarları vardır. Lenf damarları ile lenf bezine gelen yabancı (vücudun bağışıklık sistemini uyarıcı) maddeler burada makrofajların yardımıyla lenfositler tarafından tanınır ve gerekli bağışıklık cevabı ortaya çıkar. Belli grup…
Read MoreLenf
Alm. Lymphe (f), Fr. Lymphe (f), İng. Lymph. Hücreler arası sıvının, lenfatik kılcal damarlara geçmesi ile ortaya çıkan mâyi. Vücudun her bölgesinde lenf kılcal damarları, yaygın olarak bulunur. Bir bölgenin lenf mâyiinde, o bölgenin hücreler arası mâyiinin vasıfları vardır. Sol kol, başın sol tarafı gövde ve bacaklardan gelen lenf damarları birleşerek ductus thoracicus adı altında göğüs kafesi içinde solven köşesine (angulus venosus sinister) açılır. Göğsün sağ tarafı, sağ kol ve başın sağ tarafından gelen lenfatik damarlar ise birleşip “ductus lymphaticus dexter” adı altında sağ yan köşesine (angulus venosus dexter) açılır.…
Read MoreLeman Gölü
Alm. Genfer See (m), Fr. Lac (m) Léman, İng. Lake of Léman. İsviçre’nin güneybatısında, yukarı Sawoie bölgesinin (Alplerin) kuzeyinde ve Rhone havzasının (Fransa’nın) kuzeydoğusunda yer alan güzelliği ile meşhur bir göl. Cenevre Gölü de denir. Alp kıvrımlarındaki bir çökmeden meydana gelen gölün yüzeyi, denizden 375 m yüksektedir. Göl çevresinde buzul erimesi ve Aşağı Rhone buzulunun engellediği sel sularının etkisiyle biriken set, yükselen çakıllı taraçalar vardır. Bu setler, gölün şimdiki seviyeye inmeden önce geçirdiği tekâmülleri gösterir. Uzunluğu 72 km, en geniş yeri 13,8 km ve ortalama 12 km genişliğindedir. Alanı 582…
Read MoreLatîfî
On altıncı asır dîvân şâiri ve tezkire yazarı. Asıl adı Abdüllatîf’tir. 1491 yılında Kastamonu’da doğdu. Hatipzâdeler adı verilen bir âileye mensuptur. Dedesi Fâtih Sultan Mehmed Han devri şâirlerinden Hamdi Çelebi’dir. Öğrenimini Kastamonu’da yaptı. Daha sonra muhâsebe ve kitâbet işinde vazife aldı. İskender Çelebi’ye sunduğu kasidenin beğenilmesi üzerine imâret kâtibi olarak Belgrad’a tâyin edildi. Bir süre sonra İstanbul’a geldi ve imâret kâtipliğine devam etti. Daha sonra bu görevden alınarak Rodos’taki Kânûnî imâretine gönderildi. Oradan da Mısır’a giden Latîfî, buradan Yemen’e giderken bindiği geminin batması üzerine boğularak öldü (1582). Latîfî çeşitli eserler…
Read MoreLâmiî Çelebi
Osmanlılar zamânında yetişmiş âlim, şâir ve velîlerden. İsmi, Mahmûd bin Osman bin Ali en-Nakkâş bin İlyâs Lâmiî’dir. Babası Sultan İkinci Mehmed Hanın ve Sultan İkinci Bâyezîd Hanın hazîne defterdârlıkları vazîfesinde bulunmuş, dedesi Nakkâş Ali Efendi, Sultan Tîmûr Han tarafından Semerkand’a götürülmüş, orada nakkâşlık öğrenmiştir. Lâmiî Çelebi veya Lâmiî diye meşhûr olmuştur. 1472 (H.877) senesinde Bursa’da doğdu. 1531 (H.938) senesinde orada vefât etti. Düzenli bir âile terbiyesi alan Lâmiî Çelebi, devrinin büyük âlimlerinden olan Molla Ehaveyn’den ve Molla Muhammed Hasanzâde’den tefsîr, hadîs, fıkıh ilimlerini öğrendi. Tasavvufa karşı oldukça ilgi duyup, Nakşîbendiyye…
Read MoreLâleli Câmii
Sultan Üçüncü Mustafa Han (1757-1774) zamanında yapılan, sanat değeri büyük bir câmi. Yapımına 1759 yılında başlanılan Lâleli Câmii 1763 yılında bitirildi. Kemerler üzerine kurulan bu ibâdethâneyi, Mehmed Tâhir Ağa yaptı. Merkezî kubbe sekiz sütuna dayalı kemerler üstünde olup, altı yarım kubbe ile çevrilidir. Câminin iç duvarı somaki mermerlerle kaplıdır. Yapım tarzı ve konuluş şekliyle ayrı bir özelliği olan 105 penceresi vardır. Hünkâr mahfili sol taraftadır. İç avlusunda kemerler, esas yapıda olduğu gibi kendini gösterir. Burada, 16 sütuna dayalı 18 kubbe bulunur. Ortada sekiz sütunlu şadırvan vardır. Tek şerefeli zarîf iki…
Read MoreHayır ve Şer
Alm. Wohltat und Bösetat, Fr. bien et mal, İng. good and evil. İyi ve kötü şeyler. Dînin ve aklın beğendiği şeyler “hayır”; dînin ve aklın beğenmediği şeyler “şer”dir. Hayır, iyilik anlamında da kullanılır. Kur’ân-ı kerîm’de meâlen; “Kim zerre mikdârı bir hayır işlerse, onun mükâfâtını (karşılığını) görür.” (Zilzâl sûresi: 7) buyrulmaktadır. Hayır iyilik yapmak, her toplumda teşvik edilmiştir. İyilik yapmanın belli bir ölçüsü, sınırı yoktur. İnsanlara güler yüz ile muâmele etmek de hayırdır, iyiliktir. Üzüntüsüne ortak olup teselli etmek, imkân nisbetinde maddî bir ihtiyâcını gidermek, hastalığında ziyâret etmek, ikrâmda bulunmak hep…
Read MoreHayât bin Kays bin Rahhâl bin Sultan el-Ensârî el-Harrânî
On ikinci yüzyılda Harrân’da yetişen evliyânın büyüklerinden ve âriflerin ileri gelenlerinden. İsmi, Hayât bin Kays bin Rahhâl bin Sultan el-Ensârî el-Harrânî’dir. Harrân şehrinde doğup, yetiştiği için Harrânî ismiyle ve Şeyhülkıdve lakabı ile meşhur oldu. Doğum târihi belli değildir. Ömrünün 50 senesine yakınını Harrân’da geçirmiştir. İnsanlar ve bâzı sultanlar, ziyâret edip duâsını alırlar ve yanında olmakla bereketlenirlerdi. Selâhaddîn-i Eyyûbî bunlardandı.Yüksek hâl ve kerâmet sâhibi olup, ehliyeti, ihlâsı, iffeti ve dînine çok bağlılığı ile tanınan bir zâttı. Cömertliğiyle meşhurdu. 1185 (H.581) yılında orada vefât etti. Harrân’ın dışına defnedildi. Kabri, ziyâret yerlerindendir. Büyük…
Read More