DEVLETİN ADI Gabon Cumhûriyeti BAŞŞEHRİ Libreville NÜFÛSU 1.253.000 YÜZÖLÇÜMÜ 267.667 km2 RESMÎ DİLİ Fransızca DÎNİ İslâmiyet, Hıristiyanlık PARA BİRİMİ A.F.T. Frangı Ekvator Afrikasında, Atlas Okyanusu kıyısında bir devlet. Afrika kıtasında, Ekvator çizgisinin çevresinde 2° kuzey enlemi ile 4° güney enlemi arasında toprakları bulunan ve nispeten küçük bir memleket olan Gabon, batıda Atlas Okyanusu, doğu ve güneyde Kongo ile çevrilidir. Kuzeyde ise Ekvator Ginesi ile Kamerun vardır. Târihi On beşinci yüzyıl sonlarına doğru keşfedildiği sanılan Gabon’un bilhassa kıyı kesimi, uzun müddet Portekizli gemicilerin faaliyet gösterdiği birköle ticâreti merkezi oldu. Avrupa’da köle…
Read MoreGün: 11 Ağustos 2023
Mahpeyker Sultan
Sultan Birinci Ahmed Hanın zevcesi, Sultan Dördüncü Murâd ile Sultan İbrâhim Hanın anneleri. Kösem Sultan da denen Mahpeyker Sultan, 1592’de doğdu. Sultan Birinci Ahmed’le evlenen Mahpeyker Sultanın, Şehzâde Murâd, Şehzâde Kâsım, Şehzâde İbrâhim adlı oğulları ile Fatma Sultan isimli bir kızı oldu. Sultan Birinci Ahmed’in genç yaşta ölmesi ile yirmi yedi yaşında dul kaldı. Sultan Dördüncü Murâd’ın tahta geçmesi ile Vâlide Sultan oldu. Zekâsı, kâbiliyeti, devlet işlerindeki ince anlayışı ile iki oğluna da yardım etti. Otuz sene devletin idâresinde başarılı hizmetleri görüldü. Aklı ve zekâsı, güzelliği, hayrat ve hasenâtı ile…
Read MoreEbüssü’ûd Efendi
On altıncı asrın meşhûr Osmanlı âlimlerinden. On üçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. Tefsir, fıkıh ve diğer ilimlerde büyük âlimdi. İsmi, Ahmed bin Muhammed’dir. Ebüssü’ûd el-İmâdî ismiyle meşhur olup, Hoca Çelebi adıyla da tanınmıştır. 1490 (H.896) senesinde İskilip’te doğdu. 1574 (H.982)te İstanbul’da vefât etti. Bazı kaynaklarda İstanbul yakınlarındaki Müderris köyünde doğduğu da bildirilmektedir. Âlimler yetiştiren bir âileye mensuptur. Dedesi, Ali Kuşçu’nun kardeşi Mustafa İmâdî’dir. Semerkand’dan Anadolu’ya gelip yerleşmiştir. Babası âlim ve kâmil bir zât olup, Hünkâr şeyhi olarak bilinirdi. Ebüssü’ûd Efendi, önce babasından ilim öğrendi. Gençlik çağında da babasının derslerine devâm ile icâzet…
Read MoreGümrük Târifeleri ve Ticâret Genel Anlaşması (GATT)
İngilizce (General Agreement Trade and Tariff) kelimelerinin baş harfleriyle tanınan milletlerarası bir kuruluş. Milletlerarası ticâretin dünyâ ölçüsünde düzenlenmesi ve dış ticâret politikalarında himâyeciliğin kaldırılarak, liberalleşmenin temini gâyesiyle, batılı ülkeler İkinci Dünyâ Savaşından sonra, milletlerarası kuruluşların teşkili için hummalı bir çalışma içine girdiler. Bu maksatla Birleşmiş Milletler içinde öncelikle bir “Hazırlık Komitesi” kuruldu. Hazırlık Komitesinin yaptığı çalışmalar sonucu, 1947 yılında Cenevre’de GATT anlaşması imzâlanarak geçici uygulama protokolü ile birlikte 10 Ocak 1948’de yürürlüğe konuldu. GATT çok taraflı bir anlaşma olup, 1973 yılı îtibâriyle 79 devlet bu anlaşmaya katıldı. Bu sayı bugün…
Read MoreF Harfi
Türk alfabesinin yedinci harfi. Birçok dil grup ve âilelerinde aslî seslerden olmamış, fakat bu dillerin alfabe sistemlerinde yer almıştır. F harfi, ana Türkçede sâdece tabiat taklidi seslerde kullanılmıştır. Bugün normal olarak yalnız yabancı kelimelerde kullanılır. Fal, fırın, fiğ, fikir gibi F, fizikte Farat, Fahranhayt, merceklerde odak noktası, kimyâda flüor’un sembolü olarak kullanılır.
Read MoreGaben
Alm. Betrug (m), Metrugerei; übervorteilung (f), Fr. Faute (f), İng. Fraud overcharge. Alışverişte çok aldanmak. Gaben lügatte, “bir şeyi tam olarak bilmediğinden, işin hakîkatini anlayamamak” anlamındadır. Ticârette ise, tarafların karşılıklı olarak yerine getirmeleri îcâb eden konuda, ıvâzlarda (bedellerde) aşırı bir nisbetsizlik bulunmasıdır. Gabene mâruz kalan tarafın zarârına sebeb olan bu nisbetsizlik, hîleyle, yalan söylemekle (tagrîrle) olmuşsa, sözleşmenin bozulmasına yol açar. İslâm hukûkunda alım-satım ve ticârî sözleşmelerde iki türlü gaben vardır: Gaben-i fâhiş: Bir alışverişte veyâhut ticârî anlaşmada taraflardan birisinin nisbetsiz şekilde çok aldanmasıdır. Bunun miktârı, Mecelle’nin 165. maddesinde şöyle bildirilmektedir:…
Read MoreG Harfi
Türk alfabesinin sekizinci harfi. Arap alfabesinin on dokuzuncu (gayın) ve yirmi ikinci (kef) harfleri. Osmanlıcada gayın yirmi ikinci, kef ise yirmi beşinci harftir. G sesi bütün dünyâ dillerinde yaygın olarak kullanılan aslî bir harftir. Çekçe ve Fincede aslî g sesi bulunmayıp yabancı asıllı kelimelerde kullanılır. G, güneyin kısaltılması; askeriyede G günü, harekâtın başlayacağı özel gün olarak kullanılır. Matematikte sıra işâreti olarak G, yedinci sıra veya hâneyi gösterir. Meteorolojide ise G tabakası, iyonosferin 400 km ve daha üstünde uzanan bölgesidir.
Read MoreFüzyon (Hukuk)
Alm. Verschmelzung (f), Zusammenschluss (m), Vereinigung (f), Fr. Fusion, réunion (f), İng. Merger, amalgamation, union, joining up together. Hukukta, küçük bir mal varlığının büyük bir mal varlığının içine alınmak sûretiyle, iki grup mal varlığının birleşmesi; işletmecilikte, iki veya daha çok ticârî şirketin alacak ve borçlarını birleştirerek, yeni bir ticârî ünvan altında birleşmeleridir. Füzyonu diğer birleşmelerden ayıran en önemli özelliği, işletme sâhipliğinin birleşmesidir. Bu yüzden füzyon; tek sâhiple işletmelerin bir araya gelerek şirket şeklinde birleşmeleri, bir şirketin kendinden küçük bir şirketi satın almak sûretiyle birleşmesi, birkaç ticârî şirketin bütün faaliyetlerinde birleşmeleri…
Read MoreFüzyon Nükleer Enerji
Alm. Fusion, Fr. Fusion (f), İng. Fusion. İki atom çekirdeğinin birleşmesi olayı. Küçük çekirdeklerin birleşerek, büyük bir çekirdeği meydana getirmeleri. (Bkz. Nükleer Enerji)
Read MoreFok Balıkları (Phocidae-Monachiae)
Alm. Robben, Seehunde (f), Fr. Phoques pl., İng. Seals. Familyası: Fokgiller (Phocidae), (Monachiae). Yaşadığı yerler: Kuzey Kutbu, Atlantik ve Pasifik okyanusları, Marmara ve Akdeniz’de de vardır. Özellikleri: Yüzgeç ayaklı etcil memeliler, 90 kilogramdan 40 tona kadar değişen çeşitleri vardır. Gri fok iki metre, deniz fili altı metre uzunluktadır. Ömrü: 25-30 yıl. Çeşitleri: On sekiz türü bilinmektedir. Hem denizlerde hem karalarda yaşayan yüzgeç ayaklı etcil memeliler. “Denizköpeğigiller” veya “ayıbalığı” olarak da bilinirler. Yuvarlak başlı, iri gözlü, dudakları sert ve iri kıllarla örtülüdür. Gerçek fokların (Phocidae familyası türlerinin) dış kulakları yoktur. Ön…
Read MoreFobi
Alm. Phobie, İng. Phobie, Fr. Phobia. Belli nesne veya şartlardan ferdin kaçmasına sebeb olan ve kaçılamadığında şiddetli heyecâna, bütün bedenin irkilmesine, bir fâcianın gelmekte olduğunu hissetmeye, derin bunalım ve depresyona, kalp çarpıntısı, tam bir halsizlik, terleme ve diğer heyecan belirtilerine sebeb olan bir hâl. Korkulan nesne ve şartlara göre isimler verilmiştir. Meselâ kapalı yerler korkusu (klostrofobi), açık alanlar korkusu (agorafobi), yüksek yerlerden korku (akrofobi) vardır. Yaşanmış korkulu hâdiseler sonradan fobilere sebeb olabilirlerse de, korkulan şeyin üstüne gitmek korkuyu azaltmakta, kaçmak ise korkuyu arttırmaktadır. Bu prensip tedâvide kullanılmaktadır. Ayrıca heyecan yatıştırıcı…
Read MoreFluor
Alm. Fluor (n), Fr. Fluor (m), İng. Fluorine. Sembolü F olan, reaksiyon verme kâbiliyeti oldukça yüksek bir kimyâsal element. Özellikleri: Çürütme özelliği yüksek, zehirli, soluk sarı renkli, keskin kokulu gazdır. Peryodik cetvelde 7A grubunda bulunur. Halojenler sınıfının en küçük üyesidir. Atom numarası 9, atom ağırlığı 18,9984’tür. Serbest haldeyken iki atomlu moleküler yapıya sâhib olup, formülü F2 dir. Molekül ağırlığı 37,9968’dir. -219,62°C’da erir ve -188,14°C’de kaynar. Fluor, elektron alma arzusu (elektronegativite) en büyük olan elementtir. Bâzı soy gazlar hâriç, bütün elementlerle birleşir. Oksijen ile verdiği bileşiklerde oksijen (+) değerlikli olur ki…
Read MoreFloroskopi
Alm. Fluoroscopie, Fr. Fluoroscopie, İng. Fluoroscopy. X ışınlarını direk olarak görüntüye çevirme tekniği. Kullanılan cihazlara ise floroskop denir. Normalde X ışınları bir fotoğraf filminden geçirildikten sonra görünür hâle gelmektedir. Fakat floroskopi tekniğinde filim yerine floresan bir ekran kullanılmakta ve görüntü devamlı olarak tâkip edilebilmektedir. Bu ekranda bâzı kimyevî maddeler vâsıtasıyla X ışınları devamlı görüntüye çevrilir. Sistemin bir mahzuru, röntgen çekilirken hastanın devamlı X ışınına mâruz kalmasından dolayı rahatsızlık verebilmesidir. Diğer bir mahzuru görüntünün zayıf olmasıdır. Fakat bu televizyon kamerasıyla giderilebilmektedir. Tıp, sanâyi ve araştırma olmak üzere üç kullanım sahası vardır.…
Read MoreFloresans
Alm. Fluoreszenz (f), Fr. Fluorecence (f), İng. Fluorescence. Floresans maddeler denilen bir takım cisimler üzerine gelen belli dalga boyundaki ışık ışınlarının, başka dalga boyundaki ışık ışınları hâlinde yansıması olayı. Floresans ve fosforesans olayları lüminesans olaylarındandır. Floresans maddelere örnek olarak çinko silikat, çinko berilyum silikat, kadmiyum silikat, kadmiyum borat, magnezyum volfromat ve kadmiyum volfromat bileşikleri verilebilir. Dalga boylarının değişmesi, ışık ışınları kesildikten sonra da sürerse, bu olaya da fosforesans denir. Floresans olayından faydalanarak floresan lambalar yapılmıştır. Bunlar yüksek miktarda morötesi ışın veren alçak basınçlı civa buharlı lambalardır. Böyle bir lambanın iç…
Read MoreFleming, Alexander
Penisilini bulan bakteriyolog. 1881-1955 yılları arasında yaşayan Fleming İngiltere’de bakteriyoloji profesörüydü. Londra’da hastahânede bulunduğu 1924-1948 yılları arasında ilmî çalışmalarda bulundu. 1927 yılında başlayarak penicillium cinsi içinde bir küfün özellikleri üzerinde incelemeler yaptı. Çıbanlara sebeb olan bakterilerin üretilmesi sırasında havadan gelen bâzı sporların saf kültürü mavi-yeşil renkli bir küf lekesi gibi çevrelediğini ve bakterileri öldürdüğünü tesbit etti. Aynı sene penicillium üzerindeki bakteriyolojik tetkiklerini bitirmesine rağmen maddeyi üretmek için maddî imkânı olmadığından 1939 yılına kadar bekledi. Sir Howart Florey, Ernest Boris Chain adlı bilginler kendisine yardımda bulundular ve beraberce penisilinin formolojik ve…
Read MoreFlaş Lambası
Alm. Blitzlicht (n), Blitzlampe (f), Blitzer (m), Fr. Lampe-éclair (f), flash (m), İng. Flashlight. Yüksek yoğunlukta ve güneş ışığı renginde ışık veren ve fotoğrafçılıkta kullanılan ışık kaynağı. Amatör ve profesyonel fotoğrafçılar tarafından yaygın olarak kullanılır. Bu tür lambalar çok kullanışlıdır ve iyi sonuç verirler. İlk defa 1930’da ticârî olarak piyasaya arz edilmiştir. Bir cam lamba ve içinde tungsten flaman, zirkonyum tozu ve ince alüminyum tel bulunmaktaydı. Lambanın içinde saf oksijen vardır. Çalışma sırasında elektrik akımı flamanı ısıtır ve o da zirkonyum tozunu ateşler. Bundan sonra alüminyum tel ateşlenir. Işık âni…
Read MoreFlamankuşu (Phoenicopterus ruber)
Alm. Flamingo (m), Fr. Flamant (m), İng. Flamingo. Familyası: Flamangiller (Phoenicopteridae). Yaşadığı yerler: Tropik bölgelerin acı ve tuzlu su kenarlarında sürüler hâlinde. Türkiye’de de vardır. Özellikleri: Uzun pembe bacaklı, perde ayaklı, gövdeleri mekik biçimli, beyaz pembemsi tüylü, ince uzun boyunlu, gagası içe doğru kıvrık ve ucu siyahtır. Çeşitleri: Avrupa, Afrika, Şili, Amerika flamanı gibi türleri vardır. Tropik bölgelerin, acı ve tuzlu göl, bataklık ve sığ okyanus kıyılarında sürüler hâlinde yaşayan bir su kuşu. “Flamingo” da denir. Uzun boyunlarının “S” gibi kıvrık oluşu tipiktir. Çamurdan yapılmış 15-45 cm yükseklikte kesik koni…
Read MoreFlama
Alm. Wimpel (m), Fähnchen (n), Stander (m), Fr. Fanion (m), flamme (f), İng. Signal flag; streamer, pennant. Silâhlı kuvvetlerde, bölük, alay, birlik ve komutanlıklarında birliği tanımak ve haberleşmede kullanmak için yapılan çeşitli renk ve biçimdeki bayrak. Gemilerde milletlerarası kod sinyallerini belirlemek maksadıyla da flamalar kullanılır. Bunlar rakam, özel ve tehlike flamaları olarak çeşitlere ayrılır. Yavrukurt ve izci gibi kuruluşlar kendine has flama kullanırlar. Oba, yuva, oymak flaması gibi. Flamaların bir yüzünde oymaklarda izci işâreti, yavrularda ise yavrukurt işâreti vardır. Diğer yüzlerinde ise kendilerinin kabul ettikleri renkler ile nereye aid oldukları…
Read MoreFizyoloji
Alm. Physiology (f), Fr. Physiologie (f), İng. Physiology. Canlının hayâtî fonksiyonlarını ve sistemlerinin işleyişini inceleyen bilim. Fizyoloji; canlılığın, yaşamanın mekanizmalarını, en ince ayrıntılarıyla insan vücûdunda veya canlılarda vukû bulan hâdiselerin esâsına inerek araştırır. Bu sebeple bakteri fizyolojisi, hücre fizyolojisi, insan fizyolojisi ve daha birçok fizyoloji dalları vardır. İnsan fizyolojisi, insan vücûdunda yer alan fonksiyonların her çeşidini açıklamaya çalışır. Hücrelerde meydana gelen kimyasal reaksiyonları, sinir sisteminin çalışma şekil ve prensipleri, uyarıların vücut tarafından nasıl alınıp, nasıl değerlendirildiğini, kasların çalışma mekanizmalarını, kanın damarlarda dolaşmasını, dokularda kanın kullanılma özelliklerini, kalbin ve beş duyumuzun…
Read MoreFizyokratlar ve Fizyokratizm
Alm. Pysiokraten und Physiokratie (f), Fr. Physiocrates et Physiocratie (f), İng. Physiocrats and Physiocratism. Ortaçağ Avrupasında merkantilizmden sonra ortaya çıkan bir fikir hareketi. Teorisyeni Quesnay’dır. Quesnay, 1694-1774 yılları arasında yaşamıştır. Onunla beraber diğer mühim temsilcileri de Victor Riquieti de Mirebeau, Merciere de la Riviere, Dupont de Nemours ve Gournay’dır. Fizyokratlar, John Locke ve Grotius gibi düşünürlerin de tesiriyle, tabiatın âhengiyle insanların nizâmı arasında uyumsuzluklar bulunduğu, bunun giderilerek tabiî hukuk kurallarının geçerlilik kazanması gerektiğini savunmuşlardır. Onlara göre kâbiliyetler ve vâsıtalar insanların kendisine ve başkasına zarar vermeden, akıl ve vicdanlarına göre serbest…
Read MoreFizikokimyâ
Alm. Pysikalische Chemie (f), Fr. Physico-chimie (f), İng. Physical chemistry. Kimyâsal sistemlerin özelliklerini ve davranışlarını incelemek amacıyla fiziksel teorilerin ve tekniklerin uygulandığı bir bilim dalı. Fizikokimyânın amacı kimyâsal maddelerin ölçülebilen bütün özelliklerini incelemek, ölçüm yapmak için gerekli olan deneylerin metotlarını ve cihazlarını tasarlayıp geliştirmek, yapılan ölçümleri yorumlayıp, matematiksel ifâdelerle verilebilecek bağıntı veya teoriler geliştirmektir. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında fizikokimyâ ayrı bir bilim dalı olduktan sonra saf veya karışım hâlindeki maddelerin incelenmesinde daha gelişmiş matematik metotlar ve ölçme teknikleri kullanılmaya başlanmıştır. Bugün bu bilim dalı artık eskiden olduğu gibi fizikle…
Read More