Mücâhid bin Cebr

Tâbîinin yâni Eshâb-ı kirâmı gören büyüklerin en meşhûr âlimlerinden. İsmi, Mücâhid bin Cebr, künyesi Ebü’l-Haccac’dır. Mahzûm kabilesine mensup olduğu için Mahzûmî nisbesiyle bilinir. 645 (H. 24) senesinde doğdu. 723 (H.104) senesinde namaz kıldığı bir sırada secdede iken Mekke’de vefât etti. Oraya defnedildi. Tefsir, hadis, fıkıh ve kırâat ilimlerinde zamânının ileri gelen âlimlerinden olan Mücâhid bin Cebr’in en başta gelen hocası Eshâb-ı kirâmdan Abdullah bin Abbâs’tır. Tefsir İlminde yüksek derece sâhibi olan ve tefsirde imâm olarak bilinen Mücâhid bin Cebr; Abdullah bin Abbas’tan tefsir, kırâat ve hadis ilmini öğrendi. Kırâat ilmini…

Read More

Mûsâ Kâzım

On iki imâmın yedincisi. Eshâb-ı kirâmın sohbetinde bulunmakla şereflenen Tâbiîn devrinin yüksek âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. Câfer-i Sâdık’ın oğlu, İmâm-ı Ali Rızâ’nın babasıdır. Annesinin ismi Humeyde-i Berberiyye’dir. Resûlullah efendimizin torunu olup, hazret-i Ali ile hazret-i Fâtıma’nın neslindendir. Hazret-i Hüseyin’in çocuklarından olduğu için seyyiddir. Asıl adı, Mûsâ bin Câfer-i Sâdık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynelâbidîn bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib’dir. Künyesi, “Ebü’l-Hasan” ve “Ebû İbrâhim”dir. Kâzım, Sâbır, Sâlih, Emîn gibi lakapları da vardır. En meşhuru Kâzım’dır. Hilminin (yumuşaklığının) çokluğundan, kötülük yapanlara kızmayıp bağışladığından ve gazabına hâkim olduğundan kendisine…

Read More

Mûsâ bin Nusayr

Kuzey-Batı Afrika ve İspanya’yı fetheden İslâm kumandanı. 640 yılında Şam’da doğdu. Babası Nusayr, hazret-i Mâviye’nin “radıyallahü anh” yakınlarındandı. İyi bir tahsil gören Mûsâ bin Nusayr, Tâbiînden olmakla şereflendi. Eshâb-ı kirâmdan Temîm-i Dârî’den (radıyallahü anh) hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden de Yezîd bin Mesruk el-Yahsubî hadîs-i şerîf rivâyet etti. Hazret-i Muâviye zamânında yapılan Kıbrıs Seferine komutan olarak katıldı. Basra âmilliğinde bulundu. Mısır’a gitti. Halîfenin kardeşi ve Mısır Vâlisi Abdülazîz bin Mervan tarafından Kuzey-Batı Afrika Vâliliğine tâyin edildi. 705 yılında Afrikiyye’ye doğru yola çıktı. Kayrevân şehrini merkez yaptı. Berberîleri itâata alıp onlar…

Read More

MÜSLİM

Hadis âlimlerinin en üstünlerinden ve Kütüb-i Sitte adıyla bilinen meşhûr altı hadîs kitabından ikincisinin yâni Sahîh-i Müslim’in müellifi. İsmi, Müslim bin Haccâc bin Müslim el-Kuşeyrî en-Nişâbûrî, künyesi Ebü’l-Hüseyin’dir. 821 (H.206) senesinde Nişâbûr’da doğdu. 875 (H.261) târihinde burada vefât etti. Nişâbûr’un bir mahallesi olan Nasrâbad’da defnedildi. Büyük hadis imâmlarından olup, Arapların Benî Kuşeyr kabîlesine mensuptur. İmâm-ı Müslim “rahmetullahi aleyh”, zamânının büyük hadis âlimlerinden hadîs-i şerîf dinlemek ve öğrenmek için, Hicâz, Irak, Şam ve Mısır’ı dolaştı. Yahyâ bin Yahyâ en-Nişâbûrî, Ahmed bin Hanbel, Kuteybe bin Sa’îd, Ebû Bekr bin Ebî Şeybe, Osman…

Read More

Ornitorenk (Gagalı memeli: Ornithorhynchus anatinus)

Alm. Schnabeltier (n), Fr. Ornithorhynque (m), İng. Ornithorhyncus, duckbill. Familyası: Gagalımemeligiller (Ornithorhynchidae). Yaşadığı yerler: Avustralya ve Tasmanya nehirlerinde. Özellikleri: Vücûdu sık siyah kıllarla örtülü, tavşan iriliğinde bir memeli. Ağzı ördek gibi gagalıdır. Yumurtlayarak çoğalır. Yavrularını sütle besler. Çeşitleri: Yaşayan tek türdür. Tasmanya ve Avustralya akarsularında yaşayan, tekdelikliler (Monotremata) takımından yumurtlayan bir memeli. Boyu 60 cm kadardır. “gagalı memeli” veya “ördek gagalı platipüs” olarak da bilinir. Vücûdu susamuru veya köstebek gibi kürklüdür. Avustralya yerlileri buna “su köstebeği” adını verirler. Ağzı bir ördek gibi gagalı ve ayak parmaklarının arası kaz ayağı gibi…

Read More

Müşebbihe

Allahü teâlâyı cisim ve varlıklara benzeten, Kur’ân-ı kerîm’deki müteşâbih âyetleri zâhir (görünüşteki) mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el, yüz gibi organlarının olduğunu iddiâ eden sapık fırka. Bid’at fırkalarından biri olan müşebbihe, esasta ikiye ayrılır. Birincisi, Allahü teâlânın zâtını insana benzetenlerdir (Bkz. Mücessime). İkincisi ise, Allahü teâlânın sıfatlarını insanların ve diğer yaratılmışların sıfatlarına benzetenlerdir. Eshâb-ı kirâm ve Tâbiîn; Kur’ân-ı kerîm’deki Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili âyet-i kerîmelerin ilâhî kelâm olduğuna hükmederek ona îmân etmişler, tevîline, yorumuna girişmemişler, bununla berâber teşbîhi de düşünmemişler; “O âyetleri nasıl geldiyse öyle okuyunuz. Yâni onların…

Read More

Müceddid

Unutulmuş olan din bilgilerini meydana çıkaran, dîni bid’at ve hurâfelerden (dinde sonradan ortaya çıkarılan şeylerden) temizleyen, dîni kuvvetlendiren. Müceddid lügatte yenileyici demektir. İlk Peygamber hazret-i Âdem’den “aleyhisselâm” sonra, insanlara her bin senede yeni din getiren bir resûl (peygamber) gelir, evvelki dinde yapılan değişiklikleri bildirirdi. Her yüz senede ise bir nebî (peygamber) gelir, din sâhibi peygamberin getirdiği dîni değiştirmez, kuvvetlendirirdi. Son peygamber Muhammed aleyhisselâm gelinceye kadar böyle devâm etti. O’nun getirdiği İslâmiyet son din oldu. Kur’ân-ı kerîmde Âl-i İmrân sûresi seksen beşinci âyetinde meâlen; “Muhammed’in (aleyhisselâm) getirdiği İslâm dîninden başka din…

Read More

Müctehid

Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin yüksek mânâsını anlayan ve anlamak için bütün gücüyle çalışan büyük İslâm âlimi. Müctehid, ictihad eden kimse demektir. İctihad, sözlükte gücü, kuvveti yettiği kadar zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak demektir. Dinde ictihaddan maksat, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden, mânâları açıkça anlaşılamayanları açıkça bildirilen diğer dînî hükümlere kıyas ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya, uğraşmak, çalışmak demektir (Bkz. İctihad). Müctehid âlimlerin her birisi, mezhep imâmıydı. Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş işleri yapmakta da, birbirlerine uygundular. Kur’ân-ı kerîm’de ve hadîs-i şerîflerde açık bildirilmemiş bir şeye inanmayı dînimiz…

Read More

Oniki İmâm

Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” nesebinden olup, ilim, takvâ, ahlâk, şecâat, soy bakımından zamânındaki insanların en üstünlerinden olan, yüksek şahsiyet sâhibi oniki mübârek zât. Herbiri büyük âlim ve velî olan oniki kişi. Hazret-i Ali’den başlayıp aynı soydan (hazret-i Fâtıma’dan) gelerek Muhammed Mehdî’ye kadar devâm eden oniki din büyüğüne verilen isim. Bunlara Arapça, “Eimme-i İsnâ Aşere” de denir. İmâm, lügatte önder, lider demektir. İlimde önde olana imâm dendiği gibi, namaz kıldıranlara da cemâatın önünde bulunmasından dolayı imâm denilmiştir. Devlet başkanları halkın önderi olduğu için devlet başkanlarına ve söylediği söz kânun kabul…

Read More

Oniki Eylül Harekâtı

Türk Silahlı Kuvvetlerinin idâreye el koymak üzere 12 Eylül 1980’de emir komuta zinciri içinde giriştiği harekât. Oniki Eylül Harekâtı öncesinde Türkiye’de siyâsî ve ekonomik bunalım hüküm sürüyordu. Ayrıca, 1974 senesinde çıkarılan genel afla daha önce devleti yıkmaya kast etmiş, devletin güvenlik kuvvetlerine kurşun sıkmış olan anarşistler de affedilmişti. Aftan faydalanan kimseler devletin temel nizâmını yıkmaya yönelik şiddet hareketlerine başladılar. Şiddet olayları bilhassa fakülte ve yüksek okularda olmak üzere orta dereceli okullara kadar sıçradı. Devletin devâmını isteyen ve okullarda okuyup milletine faydalı olmayı gâye edinen kimseleri rahatsız eden şiddet olayları karşılıklı…

Read More

NESEFÎ

On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda yetişmiş büyük fıkıh ve tefsir âlimi. İsmi, Abdullah bin Ahmed bin Mahmûd’dur. Künyesi Ebü’l-Berekât, lakabı Hâfızüddîn’dir. Nesefî nisbesiyle meşhur oldu. Doğum yeri ve târihi kesin olarak bilinmemektedir. 1310 (H.710) senesinde Bağdat’ta vefât etti. Ebü’l-Berekât Abdullah Nesefî, zamânının büyük âlimlerinden Şemsü’l-eimme Muhammed bin Abdüssettâr el-Kerderî, Hamîdüddîn ed-Darîr, Bedrüddîn Hâherzâde gibi zâtlardan aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Fıkıh, usûl, tefsir, hadis ve diğer ilimlerde derin ilim sâhibi oldu. Müteahhirîn (sonra gelenler) diye isimlendirilen büyük âlimlerden olup, fıkıh ve usûlde üstâd oldu. Çok kimseler ondan fıkıh ve…

Read More

İmâm-ı Nevevî

Şâfiî âlimlerinin büyüklerinden. İsmi Yahyâ bin Şeref, lakabı Muhyiddîn, künyesi Ebû Zekeriyyâ’dır. 1233 (H.631) senesinin Muharrem ayında, Şam’ın güneyindeki Nevâ kasabasında doğdu. Doğduğu yere nisbetle Nevevî denmiştir. 1277 (H.676) yılının Receb ayında vefât etti. Muhyiddîn Ebû Zekeriyyâ Yahyâ’yı, babası küçük yaşta Kur’ân-ı kerîm öğrenmesi için mektebe gönderdi. Kısa zamanda Kur’ân-ı kerîm’i ezberledi. Zamânının âlimlerinden çeşitli ilimleri tahsil etti. On dokuz yaşına gelince, babası, tahsil için, Şam’daki Revâhiyye Medresesine götürdü. Önce tıp okudu, sonra tamâmiyle din ilimleri üzerinde çalıştı. Şâfiî mezhebinin temel kitaplarından olan Et-Tenbîh ile Mühezzeb’in dörtte birini, dört buçuk…

Read More

Necâset

Pislilik, kirlilik, leke, toz veya kirle kaplı olma, murdarlık, necs sayılma. Çeşitli dinler, bâzı canlı ve cansızları necis ve pis kabul ederek bunlara dokunmayı bunları yemeyi, kullanmayı yasak etmiştir. Meselâ bütün ilâhî dinlerde şarap ve domuz necis olup, yemesi, içmesi haramdı. İslâmiyette necâset; namaza zarar veren pislik, namazın sahih (doğru) olmasına mâni olan pislik. Namaz kılanın bedeninde, elbisesinde ve namaz kılacağı yerde, necâset bulunursa bunu temizlemeden kılınılan namaz sâhih olmaz. Namaz kılacak kimse necâsetten temizlenmiş olmalıdır. İki türlü necâset vardır: 1- Kaba necâset (necaset-i galîze): İnsandan çıkınca abdest veya gusle…

Read More

Nato

Alm. NATO (f), Fr. O.T. A.N. (f), İng. N. A.T.O. (North Atlantic Treaty Organization). İkinci Dünyâ Harbinden sonra, kendisiyle işbirliği yapan devletlerin yardımları ile harpten güçlü çıkan komünist emperyalizminin muhtemel saldırılarına karşı, hür milletlerin, istiklâl ve toprak bütünlüğünü savunmak niyetiyle dayanışmaları neticesinde, 4 Nisan 1949’da kurulan savunma teşkilâtı. KuzeyAtlantik Antlaşması Teşkilâtı anlamına gelen İngilizce (North Atlantic Treaty Organization) kelimelerinin baş harfleridir. NATO’nun kuruluş gâyesi ve işleyiş şekli, antlaşmanın beşinci maddesinde; “Üyelerden birine yapılan saldırı, bütün üyelere yapılmış kabul edilmektedir. NATO; hürriyetleri ve hukukun üstünlüğünü tanıyan milletlerin, medeniyetlerini, barış ve güvenliğini…

Read More

Oruç

Alm. Fasten (n), Fr. Jeûne (m), İng. fast. İslâmın beş şartından biri. Diğerleri; kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek ve hacca gitmektir. İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek ramazan ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, Hicretten on sekiz ay sonra, şâban ayının onuncu günü, Bedir Gazâsından bir ay evvel farz oldu. “Ramazan”, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günâhları yanar, yok olur (Bkz. Ramazan). Oruca Arapçada savm denir. Oruç tutmaya ve orucun başladığı vakte “imsak”, orucu açmaya da iftar adı verilir (Bkz. İftar). Oruç tutmak için…

Read More

Normanlar

Alm. die Normannen (pl), Fr. les Normands (pl), İng. The Normans. Vikingler olarak da tanınan Avrupalı eski bir kavim. Kuzey insanları, mânâsındadır. İskandinavya bölgesinde yaşarlardı. Sekizinci yüzyılda Avrupa kıtasını istilâ etmek istemeleriyle, târih sahnesine çıktılar. Denizci bir kavim olup yağmacılıklarıyla tanınırlar. Normanlar, Danimarka, İsveç, Norveç ülkelerinin bulunduğu İskandinavya’da, sekizinci yüzyıla kadar oturdular. Bu yüzyılda, iklim şartları, nüfusun artması, siyasî ve iktisadî sebeplerle güneye açıldılar. Denizci bir kavim olduklarından, devirlerine göre üstün bir gemi yapma tekniğine sâhiptiler. Okyanusa da açıldılar. İzlanda Adasını keşf edip, Grönland’da sömürge kolonileri kurdular. Avrupa kıtasına açılan…

Read More

Nazım Şekilleri

Alm. Dichtungsform (f), Fr. Forme (f) de versification, İng. Versification forms. Bir şiiri meydana getiren mısraların kendi aralarında toplanış ve kâfiyeleniş düzeni. Şiir, belli bir vezin ve kâfiye düzenine bağlı anlatım yoludur. Şiir, Arapça olan “nazm” kelimesiyle birlikte veya birbirlerinin yerine de kullanılır. Nazım, lügatte “dizme, sıralama ve düzene koyma” anlamındadır. Şiir ise, edebî değeri olan nazımlı sözdür. Bir şiirin, nazmın ahenkli ve tesirli söylenmesi için vezin, kâfiye ve nazım şekli gibi üç ana dış unsura ihtiyaç vardır. Vezinli (ölçülü) mısraların, belli bir kâfiye düzeni ile kümelendiği (toplandığı, dizildiği, örüldüğü)…

Read More

Nükleer Enerji

NÜKLEER ENERJİ Alm. Atomenergie (f), Fr. Energie (f) nucléaire, İng. Nuclear energy. Atom çekirdeğinin değişimiyle ortaya çıkan enerji. Çekirdek değişimi başlıca fisyon veya füzyon olarak ortaya çıkar. Bir ağır elementin çekirdeğinin daha küçük iki çekirdeğe ayrılması, olayına “nükleer fisyon” denir. Buna karşılık hafif elementlerin  iki çekirdeğinin, daha büyük bir çekirdek ortaya çıkarmak için kaynaşmasına “nükleer füzyon” denir. Nükleer fisyon ilk defa İkinci Dünyâ Savaşında kullanılmış ve daha sonra pekçok nükleer reaktörün çalışmasını sağlamıştır. Günümüzde bilim ve endüstride pekçok uygulaması mevcuttur. Kontrolsüz nükleer füzyon, bir atom bombasının başlattığı hidrojen bombasında ortaya…

Read More

Müseylemet-ül Kezzâb

Yalancı peygamberlerden biri. Peygamber efendimizin sağlığında Yemâme’de ortaya çıkıp, peygamberlik iddiâsında bulundu. Önce Medîne’ye gelerek Müslüman olmuştu. Sonra peygamberlik iddiâsında bulunarak dinden çıktı, mürted oldu. Müseyleme Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem); “Senden sonra yerine beni seçersen sana tâbi olurum.” deyince, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem; elinde bulunan hurma dalını göstererek; “Bu hurma dalını istesen vermem. Allahü teâlânın takdir ettiği şey, elbette meydana gelir. Benden sonra kalırsan, Hak teâlâ seni helâk eder. Zannederim, bana, (rüyâda) gösterdikleri sensin.” buyurdu. Yemâme’de ortaya çıkıp hokkabazlık ve sihirbazlık yaparak, birçok kimseyi aldatarak etrâfında toplamıştı. Müseyleme’ye…

Read More

Noel (Christmas)

Hazret-i Îsâ’nın doğum günü olduğu iddia edilerek 25 Aralıkta kutlanan Hıristiyan yortusu (bayramı). Lâtincede doğumla ilgili olan anlamına gelen bu yortuyu, bir kısım Hıristiyanlar 6 Ocakta kutlamaktadır. Hazret-i Îsâ’nın doğumundan çok önce güneşe tapan putperestler, tanrı saydıkları Güneş’in her gün biraz daha erken kendilerini terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralıkta günler tekrar uzamaya başlayınca, Güneş’in kendileriyle kalmaya râzı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı. Bu kutlamalar sırasında dans, içki, ışıklandırma, yaparlardı. Ayrıca hindi kesme, domuz başı, kaz kızartması yemeyi de gelenek hâline getirmişlerdi. Bir de aralarında çeşitli hediyeler verirlerdi. Ayrıca güneşe tapan ve…

Read More

Mürûr-ı Zaman

Alm. Fälligkeit (f); Verjährung (f), Fr. Prescription (f), İng. Prescription, limitation. Zaman aşımı; kânunî şartlar altında belli bir sürenin gelmesiyle bir hakkın kazanılması veya bir borçtan kurtulma yolu. Lügatte, zamanın geçip gitmesi mânâsınadır. Mürûr-ı zaman, hakkın kendisini değil, sâdece dâvâ açmayı düşürür. Bir dâvâ için kânunda belirtilmiş sürenin geçmesi durumunda, hak sâhibi kişi normal olarak dâvâ hakkını kaybetmiş demektir. Fakat bu sürenin geçip geçmediğini hâkim, re’sen (vazifesi icâbı) dikkate almaz. Dâvâlının zaman aşımı süresinin geçtiğini ve hakkın mürûr-i zamana uğradığını ileri sürmesi gerekir. Zaman aşımı sonunda şâyet bir hak kazanılıyorsa…

Read More

Nergis (Narcissus)

Alm. Narciss (us) (m), Fr. Narcisse (m), İng. Narcissus. Familyası: Nergisgiller (Amaryllidaceae) Türkiye’de yetiştiği yerler: Anadolu. 20-60 cm boylarında, soğanlı bitkiler. İlkbaharda çok güzel kokulu çiçekleriyle baharın müjdecisi olarak bilinirler. Çiçekleri kuvvetli kokulu, sarı veya beyaz renkli, tek tek veya birkaçı bir arada bulunurlar. Her bir çiçeğin ortasında beyaz veya sarı renkli bir tacı vardır. Organik maddelerce zengin, nemli, kumlu, tınlı toprakları sever. Soğanlariyle üretilir. Nergis türleri daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fulya, beyaz nergis, yabânî zerren gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Bitki, zehirli alkaloitler taşır. Kusturucu ve ishal…

Read More

Necib Fâzıl Kısakürek

Son dönem şâir, yazar ve fikir adamlarından. 1904’te İstanbul Çemberlitaş’ta, bir konakta dünyâya geldi. Babası hukukçu Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanımdır. Âilesi, baba tarafından Kahramanmaraş’ın köklü âilelerinden Kısakürekzâdelere dayanır. Yazara verilen Ahmed Necib ismi, dedelerinden birinin adıdır. 1912’de Gedikpaşa’da bir Fransız Mektebine yazıldı. Sonra yine, aynı yerde bulunan Amerikan Kolejine, Büyükdere’de Emin Efendinin Mahalle Mektebine devam etti. Annesinin hastalığı dolayısıyla taşındıkları Heybeliada’da (1915) Nümûne Mektebini bitirerek oradaki Bahriye Mektebine girdi. İlk şiirlerini burada yazmağa başladı. Mektepte arkadaşları arasında lakabı “şâir”di. Bahriye Mektebini son sınıftayken terk ederek, 1917’de Dârülfünûnun Felsefe Bölümüne…

Read More