Orhan Gâzi

Osmanlı sultanlarının ikincisi. 1281 yılında Söğüt’te doğdu. Babası Osmanlı Devleti ve hânedânının kurucusu Osman Gâzi, annesi Şeyh Edebâli’nin kızı Mal Hâtundur. İslâm terbiyesiyle yetiştirildi. İyi bir eğitim ve öğretim gösterilerek büyütüldü. Gâzilerin gazâlarını ve meşhur İslâm mücâhidlerinin, âlimlerinin, evliyâların menkıbelerini dinleyerek şuurlandı. Osman Gâzinin kumandanları ve arkadaşlarından silah tâlimi gördü. Devrin silahlarını mahâretle kullanmasını ve muhârebe taktiklerini öğrendi. Osmanlı Devletinin kuruluşunda hizmet aldı. Küçük yaştan îtibâren devletin teşkilâtlanıp müesseseleşmesinde lâzım olan tecrübelere sâhip oldu. Orhan Gâzi, gençliğinden îtibâren Bizans tekfurlarıyla yapılan gazâlara katıldı. Muhârebelerde gösterdiği muvaffakiyetle babasının ve gâzilerin takdirini…

Read More

Nakşibendiyye

Ehl-i sünnet tarîkatlerinden (tasavvuf yollarından) biri. Kurucusunun isminden dolayı bu ismi almıştır. Kurucusu Şâh-ı Nakşibend adıyla tanınan Behâeddîn Muhammed bin Muhammed Buhârî’dir (v. 1389) (Bkz. Şâh-ı Nakşibend). Nakşibendiyye, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ali vâsıtasıyle Peygamber efendimize ulaşır. Nakşibendiyye silsilesi, hazret-i Ebû Bekr’den, Bâyezîd-i Bistâmî’ye kadar Sıddîkîyye; Bâyezîd-i Bistâmî’den Abdülhâlık Gocdüvânî’ye kadar Tayfûriyye; Abdülhâlık Gocdüvânî’den Behâeddîn-i Buhârî’ye kadar Hâcegâniyye; Behâeddîn-i Buhârî’den Ubeydullah-ı Ahrâr’a kadar Nakşibendiyye; Ubeydullah-ı Ahrâr’dan İmâm-ı Rabbânî’ye kadar Ahrâriyye; İmâm-ı Rabbânî’den Mazhar-ı Cân-ı Cânân’a kadar Müceddidiyye; Mazhar-ı Cân-ı Cânân’dan Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî’ye kadar Mazhâriyye; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’den sonra…

Read More

Nakîbüleşrâf

İslâm devletlerinde seyyidlerin ve şerîflerin doğum ve vefât kayıtlarını tutan ve işleriyle ilgilenen müessesenin idârecisi. Hazret-i Fâtımâ ile hazret-i Ali’nin evlâdından hazret-i Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid; hazret-i Hasan’ın soyundan gelenlere şerîf denir. Evlâd-ı Resûl olan bu kıymetli insanlara Abbâsîler, Memlûkler gibi İslâm devletlerinde hürmet gösterilirdi. Osmanlı Devletinde de gösterilen hürmetin yanında, onlara âit işleri görmek için vazîfeli memur tâyin edilmiştir. Nakîbüleşrâf adı verilen ve sâdâttan (seyid ve şerîflerden) seçilen bu memûr, Peygamber efendimizin torunlarının işlerine bakar, neseplerini kayd ve zapteder, doğumlarını ve vefâtlarını deftere geçirir, onları âdî işlere ve şânlarına…

Read More

Neptün

Alm. Neptun (m), Fr. Neptune (m), İng. Neptune. Güneş sisteminin sekizinci ve büyüklük bakımından üçüncü gezegenidir. Çıplak gözle görülemez. Ekvatordaki Çapı      49.500 km Kütlesi 17,2 x dünyâ kütlesi Yoğunluğu     2,3 g/m3 Hacmi 42 x dünyâ hacmi Satıhtaki (yüzeydeki) çekim kuvveti 1,41 x dünyâ çekim kuvveti Kaçma hızı     23,9 km/sn Kendi etrâfındaki dönüşü    0,65 gün Ekvatorun yörünge ile açısı  28,8° Güneşten uzaklığı     4,497 x 106 km Güneş etrâfındaki dönüşü    164,83 sene Yörüngedeki hızı       5,4 km/sn Yörüngeden egzantrik kaçıklığı 0,009 Yörünge meyli         1,8° Uydu sayısı    2 Ortalama yüzey ısısı  220°C Neptün, güneş…

Read More

Mustafa Han – IV

Yirmi dokuzuncu Osmanlı Sultanı. İslâm halîfelerinin doksan dördüncüsüdür. Babası Birinci Abdülhamîd Han, annesi Âişe Sîneperver Vâlide Sultandır. İstanbul’da 8 Eylül 1779’da doğdu. Şehzâdeliğinde yüksek din ve fen bilgileri öğretilerek yetiştirildi. Amcası Sultan Selim Hanın ıslahat fikirlerine karşı çıkan bâzı devlet adamları yeniçerileri tahrik ettiler. Netîcede Kabakçı Mustafa’nın sevk ve idâresinde ayaklanan yamaklar Selim Hanı tahttan indirerek Şehzâde Mustafa’yı sultan îlân ettiler (29 Mayıs 1807). Devlet idâresini ele geçiren âsiler, Nizâm-ı cedîd kuvvetlerini dağıttılar. İsyânın teşvikçisi Köse Mûsâ Paşa, Sultan Selim taraftarlarını birer birer ortadan kaldırdı. İstanbul’daki isyan, Rus cephesindeki ordunun…

Read More

Mustafa Han – III

Yirmi altıncı Osmanlı sultanı. İslâm halîfelerinin doksan birincisidir. 28 Şubat 1717’de İstanbul’da doğdu. Babası Üçüncü Ahmed Han, annesi Mihrişâh Sultandır. Şehzâdeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, edebiyât, târih, coğrafya, askerî bilgileri devrin meşhur âlimlerinden tahsil etti. Üçüncü Mustafa Han, Üçüncü Osman Hanın vefâtıyla, 30 Ekim 1757’de hükümdâr oldu. Çalışkan ve azim sâhibiydi. Devlet işlerini iyi tâkip ederek, mâlî ve askerî sâhalarda ıslâhatlar yapmak istedi. Saltanatının ilk yılları sulh ve sükûn içinde geçti. İlk sadrâzamı Koca Râgıb Paşayı tahta çıkışından vefâtına kadar vazîfesinde tuttu. Avrupa devletleri arasında…

Read More

Mustafa Han – II

Osmanlı pâdişâhlarının yirmi ikincisi ve İslâm halîfelerinin seksen yedincisi. Sultan Dördüncü Mehmed’in Râbia Gülnûş Sultandan oğlu olup 5 Haziran 1664’te İstanbul’da doğdu. Devrin âlimlerinden iyi bir tahsil gördü. Devlet idâresi ve harp oyunlarını öğrendi. Mahâretli bir okçu ve silahşördü. İkinci Ahmed Hanın 6 Şubat 1695’te vefâtıyla tahta çıktı. Pâdişâh olduğunda, Osmanlı Devleti on iki yıldan beri Avusturya, Lehistan, Rusya ve Venediklilerle harp ediyordu. Gayretli ve kahraman ruhlu bir hükümdar olan Sultan Mustafa Hân, tahta çıkışının üçüncü günü sadrâzama gönderdiği fermânda; “Cenâb-ı Hak, bu âciz, bu günahkâr kuluna bir cihân pâdişâhlığı…

Read More

Mustafa Han – I

Osmanlı pâdişâhlarının on beşincisi ve İslâm halîfelerinin seksenincisi. 1591 senesinde Manisa’da doğdu. Her şehzâde gibi iyi bir eğitim gördü. Ağabeyi Birinci Ahmed Hanın vefâtı üzerine 22 Kasım 1617’de ilk defâ ekberiyet kâidesine göre, yâni hânedânın en yaşlı mensûbu olarak zorla tahta çıkarıldı. Sultan Mustafa Han, devlet meseleleriyle ilgilenmediğini ifâde ederek saltanatı kabul etmediyse de bu hâl devlet erkânınca göz önüne alınmadı. Ancak çok geçmeden devlet işlerinde Sultânın yabancı kalması ve işlerin karışması üzerine, durumun böyle devâm edemeyeceğini anlayan devlet adamları hal’ine fetvâ aldılar ve 26 Şubat 1618 günü Sultan Mustafa’yı…

Read More

Murâd Han – V

Otuz üçüncü Osmanlı sultanı. İslâm hâlîfelerinin doksan sekizincisidir. Babası, Osmanlı sultanlarından Abdülmecîd Han, annesi Şevkefzâ Kadınefendidir. 21 Eylül 1840 târihinde İstanbul’da doğdu. İyi bir eğitim ve öğretim gördü. Devrin büyük âlimlerinden ders görerek yetiştirildi. Devlet idâresi, fen ilimleri ve Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Okumayı çok sevdiğinden veliahtlığı devrinde yabancı ülkelerden de kitap getirtirdi. Babasının 25 Haziran 1861’de vefâtından sonra Abdülazîz Han pâdişâh olunca, veliaht oldu. Nezâketi, kibârlığı, çağına göre bilgisi ve yumuşak huyluluğu ile sevildi. Amcası Abdülazîz Hanın 1863 Mısır ve 1867 Avrupa seyâhatlerine katıldı. Bu gezilerde davranışları ile Osmanlı…

Read More

Niğbolu Meydan Muharebesi

Niğbolu önünde Osmanlı ve Haçlı orduları arasında 25 Eylül 1396 târihinde yapılan meydan muhârebesi. Osmanlı Devletinin Avrupa kıt’asındaki fetihleri, başta Papa olmak üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek, Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans Kayserliği küçültülüp, İstanbul ve çevresi surların içine sıkıştırılarak, Anadolu ve Trakya’dan kuşatılmış vaziyetteydi. Osmanlı akıncılarının, Bosna ve Arnavutluk’a yaptıkları akınlarla fethedilen bölgelere yerleşmeleri, Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru yayılmaları, Latinleri ve buralarda nüfûz sâhibi Venediklileri de telaşlandırdı. Bundan başka, Ege denizi sâhilindeki beylikleri elde ettikten…

Read More

Osman bin Maz’ûn

İlk Müslümanlardan. Künyesi, Ebû Sâib’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Hicretin ikinci yılında vefât ettiği rivâyet edilirse de bu durum ihtilâflıdır. Babası, Maz’ûn bin Habîb; annesi, Sahîle binti-Anbes’dir. Zevcesi, Havle binti Hakim’dir. Abdurrahmân ve Sâib isimlerinde iki oğlu vardı. Osman bin Maz’ûn “radıyallahü anh” temiz bir yaratılışa sâhipti. İslâmdan önce de düzenli ve ağırbaşlı bir yaşayışı vardı. Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” İslâm dînini gizli gizli anlatmaya başladığı ilk günlerde Osman bin Maz’ûn, Ubeyde bin Hâris, Abdurrahmân bin Avf, Ebû Seleme bin Abdi’l-Esed, Ebû Ubeyde bin Cerrâh “radıyallahü anhüm”, Peygamber efendimizin…

Read More

Mus’ab bin Umeyr

Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden. Künyesi Ebû Muhammed olup, annesi ve babası tarafından Kureyş’in asil ve zengin bir âilesine mensuptu. Mus’ab bin Umeyr hazretleri İslâmiyetin ilk yıllarında Müslüman oldu. Zengin bir âileden olduğu için gâyet rahat bir hayat süren Mus’ab bin Umeyr, çocukluğunda putlardan nefret ederdi. Annesi tarafından en iyi şartlar altında refah ve bolluk içinde yetiştirilmişti. Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Peygamber efendimiz; “Mekke’de Mus’ab’dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi.” buyurmuştur. Bütün bunlara rağmen kalbinde büyük bir…

Read More

Mûsâ Aleyhisselâm

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Peygamberler içinde üstünlükleri olan ve kendilerine “ulü’l-azm” denilen altı peygamberin üçüncüsüdür. Allahü teâlâ ile konuştuğu için, “Kelîmullah” denilmiştir. Benî İsrâil’e gelmiştir. Yâkûb aleyhisselâmın soyundandır. Hârûn aleyhisselâmın kardeşidir. Babasının ismi İmrân’dır. Annesinin ismi Nüceyb veya Nâciye veya Yuhâbil’dir. Hazret-i Yûsuf’tan sonra, Mısır’da, İsrâiloğulları iyice artıp çoğaldı. Bunlar hazret-i Yâkûb ve hazret-i Yûsuf’un bildirdikleri dîne inanıyorlar ve emirlerini yerine getiriyorlardı. Mısır’ın eski yerlisi Kıbtî kavmiyse yıldızlara ve putlara taparlardı ve İsrâiloğullarına hakâret gözüyle bakar, başlarında bulunan firavunlar onları esir gibi ağır işlerde kullanırlardı. Onların çoğalmasından endişe ederlerdi. Benî İsrâil,…

Read More

Nuh Aleyhisselâm

İdris aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberlerden. Allah korkusundan dâima ağladığı için adına, çok ağlayan, inleyen mânâsına gelen “Nuh” denilmiştir. İdris aleyhisselâm insanlara peygamber olarak gönderilip onlara doğruyu gösterdikten sonra diri olarak göke kaldırıldı. Onun göke kaldırılmasından sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar. Onu çok sevenler ayrılık acısına dayanamadılar. Resmini yapıp seyrettiler. Daha sonra gelenler, bu resimleri tanrı sandılar ve çeşitli heykeller yapıp, tapmaya başladılar. Böylece insanlar arasında putperestlik meydana çıktı. İnsanlar putlara tapmaya başladıktan sonra, gün geçtikçe aralarında, zulüm, zorbalık, fitne, ahlâksızlık gibi kötülükler artıp yayıldı. Hazret-i Nuh, böyle bir cemiyet içinde…

Read More

Münafık

İki yüzlü. İçi dışına uymayan. İnanmadığı hâlde inanmış gibi görünen ve Müslüman olduğunu söyleyen kâfir kimse. Nifak, münâfıkın sıfatı olup, İslâm dînince haram kılınmıştır. Münâfıklık, insanı dinden çıkaran ve çıkarmayan olmak üzere iki kısımdır. Allahü teâlânın dîninde şek ve şüphe etmek veya inanmadığı hâlde Müslüman görünmek, küfür olup, insanı dinden çıkarır. Böylelerinin âhiretteCehennemin en dibindeki Hâviye denilen yerde azap görecekleri âyet-i kerîme ile bildirilmiştir. Münâfıklığın ikinci kısmı gösteriş için iyi ahlâklı görünmek, söylediği şeyi kendisi yapmamak vb. gibi mürüvveti gideren, îtimâdı sarsan işler ve davranışlardır. Böyle olan kimse, günâh olan…

Read More

Mükellef

Alm. Steurpflichtiger (m), Fr. Contribuable, tenu, İng. Taxpayer. Bir şeyi yapmaya ve yerine getirmeye mecbûr akıllı ve bâliğ kişi. İslâm dîninin emirlerinden sorumlu olan. Vergi kânunlarına göre kendisine vergi borcu terettüb eden (düşen) kişi, yükümlü. Mükellef gerçek kişi veya kurum olabilir. Vergi mükellefiyetinin başlangıcı, medenî haklardan istifâde ehliyetine bağlıdır. İstifâde ehliyetine sâhip küçük ve mahcurların vergi ile ilgili yükümlülükleri velî veya vâsileri aracılığı ile yerine getirir. Vergi mükellefi olan kurumlarda, mükellefiyeti kurumun kânûnî temsilcileri îfâ ederler. Vergi kânunları yönünden mükellef kişiler, bu mükellefiyetlerini özel anlaşmalarla başkalarına devredemezler. Yukarıda açıklanan kânûnî…

Read More

Münker ve Nekir

Kabirde, ölüye suâl soracak iki meleğin adı. Lügatte, nasıl olduğu bilinmeyen mânâsınadır. Münker ve Nekir, bilinmeyen korkunç insan şeklinde mezara gelip suâl soracaktır. Kabir suâli haktır, doğrudur (Bkz. Kabir). Hadîs-i şerîfte, buyruldu ki: “Ölü kabre konulunca yanına iki siyah ve gök gözlü melek gelir. Birine Münker, diğerine Nekir denir. Peygamber olarak gönderilen Muhammed aleyhisselâm hakkında ne dersin, derler. Eğer mümin ise, Allahü teâlânın kulu ve resûlüdür, şehâdet ederim ki, Allahü teâlâ birdir. Muhammed (aleyhisselâm) O’nun Resûlüdür, der. Mezarını enine boyuna yetmiş arşın büyütürler. Nur ile doldururlar. Neşeli uyu, seni en…

Read More

Mürşid

Resûlullah efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” izinde giderek kemâle gelen ve bundan sonra insanları irşâd eden (doğru yolu gösteren) İslâm âlimi. İnsanlara doğru yolu gösteren rehber, kılavuz. Allahü teâlâyı seven ve insanları O’nun sevgisine kavuşturan sâlih, iyi bir kul. Mürşid, lügatte “İrşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran, olgun, üstün bir kimse” mânâlarına gelir. Allahü teâlânın tam, olgun ve insanlara her bakımdan faydalı olan tasavvufta yetişmiş ve yetiştirebilen evliyâ kullarına “Mürşid-i kâmil” denir. (Bkz. Evliya) Evliyânın çeşitli derecesi vardır. En yüksek derecede olanlara “Sıddîk” veya “Sâdık” denir. Mürşid-i kâmil demek,…

Read More

15. Cilt Fihristi

MURÂD HAN – V MÜDÂFAA-İ HUKUK CEMİYETİ MURÂD-I MÜNZÂVÎ MÜDERRİS MURÂD KARAYALÇIN MÜEYYEDZÂDELER MURÂD NEHRİ MÜEZZİN MURÂD PAŞA (KARA) MÜFESSİR MURÂD REİS MÜFETTİŞ MÛSÂ ALEYHİSSELÂM MÜFSİD MÛSA BİN NUSAYR MÜFTÎ (müftü) MÛSÂ KÂZIM MÜHENDİSHÂNE-İ BAHRÎ-İ HÜMÂYÛN MÛSÂ SAFVETÎ PAŞA MÜHENDİSHÂNE-İ BERRÎ-İ HÜMÂYÛN MUS’AB BİN UMEYR MÜHENDİSHÂNE-İ SULTÂNÎ MUSÂHİPZÂDE CELÂL MÜHENDİSLİK MUSAMMATLAR MÜHİMMAT (Cephâne) MÛSEVÎLİK MÜHLİYE MUSHAF MÜHR-İ HÜMÂYÛN MUSKA MÜHRÜSÜLEYMAN MUSLİHUDDÎN EFENDİ (Dimitrofçalı) MÜHÜR MUSSOLİNİ, Benito MÜKELLEF MUSTAFA ABDÜLCEMİL KIRIMLIOĞLU MÜLKİYE MUSTAFA BEHÇET EFENDİ MÜLKİYET MUSTAFA DAĞISTANLI MÜMİN MUSTAFA HAN – I MÜMTAZ TURHAN MUSTAFA HAN – II MÜNÂFIK MUSTAFA…

Read More

Namaz

İslâmın ikinci şartı. Akıllı ve erginlik çağındaki her Müslüman erkek ve kadına emredilen bir ibâdet. Bedenle yapılan ibâdetlerin en üstünü. Allahü teâlâya ve Peygamberine îmândan sonra, dînimizde en kıymetli ibâdetin namaz olduğu bildirilmiştir. İslâmın birinci şartı şehâdet kelimesini diliyle söyleyip kalbiyle tasdik ederek îmân etmektir. İkinci şartı da, dînimizin direği olan, beş vakit namazı vaktinde kılmaktır. İslâmın diğer şartları zekât vermek, oruç tutmak ve hacca gitmektir. Namaz kılmak îmânın şartı değilse de, namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Namaz, lügatta duâ demektir. Kur’ân-ı kerîm’de namaza salât denilmektedir. Salât, lügatta insanın…

Read More