BIYIKLI MEHMED PAŞA

Yavuz Sultan Selim devri beylerbeyilerinden. Enderunda yetişti. Çeşitli saray hizmetlerinde yetiştikten sonra baş mirahur oldu. Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Seferine giderken Bıyıklı Mehmed Paşayı Bayburt’u almakla görevlendirdi. Bayburt zaptedildikten sonra Erzincan beylerbeyliğine bağlandı. 1515’te Kemah’ı kuşattı. Yavuz Sultan Selim’in de kuvvetleriyle gelerek muhasaraya iştiraki üzerine kale kumandanı şehri padişaha teslim etti. Bundan sonra Yavuz onu Safevi Devletinin batı hududunda elinde tuttuğu kalelerin en mühimi olan Diyarbekir üzerine serdar tayin etti. Büyük alim İdris-i Bitlisi ile birlikte hareket eden Bıyıklı Mehmed Paşa, şehri sulhen zaptetti. Bu arada şehrin kurtarılması için gelen…

Read More

BILDIRCIN (Conturnix Conturnix)

Alm. Wachtel, Fr. Caile des blés, İng. Quail. Familyası: Sülüngiller (Phasianidae). Yaşadığı yerler: Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya, Amerika, Yeni Gine’nin ekin, çayırlık ve fundalık alanlarında. Özellikleri: 18-20 cm boyunda, küçük başlı, narin ve sert gagalı, eti için avlanılan göçmen bir kuş. Ömrü: 15-20 yıl. Çeşitleri: Boyalı, dağ, mavi, tepeli, bataklık ve Japon bıldırcınları. Tombul vücutlu, sırtı pas sarısı çizgili, kirli beyaz karınlı bir kuş. Başı koyu kahverengi ve gözlerinin çevresi beyaz halkalıdır. Otlar, tahıl tarlaları ve bodur ağaçlıklı alanlarda gezinerek tohum, kurtçuk ve böceklerle beslenir. Yuvasını çalılıklar altında eştiği bir…

Read More

BHUTAN

DEVLETİN ADI Bhutan BAŞŞEHRİ Thimphu NÜFUSU 1.476.000 YÜZÖLÇÜMÜ 47.000 km2 RESMİ DİLİ Tibetçe DİNİ Budist, Hind, Animizm PARA BİRİMİ Ngultrum Himalaya Dağlarının doğusunda, küçük bir devlet. Kuzeyinde Tibet, güneyinde Hindistan vardır. 321 km uzunluğunda ve 145 km genişliğindedir. Tarihi Bhutan’ın tarihi hala karanlıktır. Ancak bilinen tarihine göre 1630 yılında Tibet’ten kovulan Dukba Lama burada ilk rajalığı kurdu. On yedinci yüzyılda İngilizler buralara el atmaya ve sık sık gelerek iyi ilişkiler kurmaya başladı. İngilizlerin gayesi ülkeyi elde edip zenginliklerinden faydalanmaktı. Bhutan zamanla, yavaş yavaş İngilizlerin egemenliği altına girdi ve 1865’te İngilizler…

Read More

BEZM-İ ALEM VALİDE SULTAN

İkinci Mahmud Han’ın hanımı, Abdülmecid Hanın annesi. Oğlu Abdülmecid padişah olunca (1839), valide sultan oldu ve “Mehd-i ulya” ünvanını aldı. Akıllı, tedbirli, şefkatli, cömert, dinine bağlı bir hanımdı. 1852 senesinde vefat edip Sultan Mahmud Hanın türbesine defnolmuştur. Bezm-i Alem Valide Sultan, fakirlerin yatıp tedavi edilmesi için yüz yataklı Guraba Hastahanesini inşa ettirdi. Ayrıca Bezm-i Alem Valide  Sultan Mektebi (bugünkü İstanbul Kız Lisesi) ve Beşiktaş’ta büyük bir çeşme, Yahya Efendi dergah ve mescidine ilaveler ile Mekke ve Medine’de pekçok hayır işleri yaptırdı. Bu hayır eserlerin giderleri için zengin vakıflar bağışladı. Bezm-i…

Read More

BEZELYE (Pisum Sativum)

Alm. Erbse, Fr. Petits pois, İng. Green Pea. Familyası: Baklagiller (Leguminosae). Yetiştiği yerler: Geniş çapta sebze olarak bütün Türkiye’de yetiştirilir. Tırmanıcı, uzun ve ince gövdeli, beyaz çiçekli, yuvarlak taneli bir bitki. Ana yurdu Avrupa ve Batı Asya’dır. Ortaçağdan günümüze geniş ölçüde yetiştirilmekte ve sebze olarak kullanılmaktadır. Meyveleri bakla ve fasulye meyveleri gibidir. Türkiye’nin yıllık bezelye istihsali ortalama 40.000 ton kadardır. Memleketimizde en çok bezelye, İstanbul, İzmir, Zonguldak ve Kastamonu illerinde yetiştirilir. Bezelye, bahçe ve tarla bezelyesi olmak üzere ikiye ayrılır. Bahçe bezelyesi: Çiçekleri beyaz ve taneleri yuvarlaktır. Tane renklerine göre,…

Read More

BEYZBOL

Alm. Baseball, Fr. Baseball, İng. Baseball. Bir top ve sopayla oynanan oyun. İki takım halinde oynanır. Takımlar dokuz kişi olup, oyuncunun topa her vuruştan sonra koşması gereken yol kazıklarla belirlenir. 1865 yılından beri oynanmakta olan beyzbol, günümüzde Amerika’da çok yaygındır. Oyunun esası kriket oyunudur. Bu spor amatör olarak çok oynandığı gibi profesyonel kulüpleri de kurulmuş olup, profesyonel oyunculara çok yüksek ücret ödenir. Oyun sopası, birbirini dik kesen çizgilerle hazırlanır. Oyun başladığı zaman yalnız bir takımın oyuncuları yerlerini alır. Öteki takımdan top çelici diye adlandırılan bir oyuncu elinde beyzbol sopası ile…

Read More

BEYZADE MUSTAFA AHISKALI

Osmanlılar zamanında İstanbul’da yetişen alimlerden. İsmi, Mustafa’dır. Künyesi Ebü’l-İşrak olup, seyyiddir. Babası, Artvin’in kazalarından Şavşat’ta sancakbeyliği hizmetinde bulunduğu sırada, Ahıska’da doğdu. Doğum tarihi belli değildir. Beyzade Mustafa Efendi, ilk tahsilini Erzincanlı Şeyh Ömer Efendiden yaparak icazet (diploma) aldı ve tahsiline devam etmek üzere İstanbul’a gitti. Sahn-ı seman medreselerine girdi. Tahsilini tamamladıktan sonra oturduğu semtte bulunan medresede müderrisliğe başladı. Daha sonra Fatih Camii Medresesine müderris tayin edildi. On sekiz senelik hocalık hayatından sonra üç sene de tasavvuf yolunda ilerlemek için, Nakşibendi yolunun büyüklerinden Hafız Muhammed Efendinin sohbetlerine devam ederek kemale ulaştı.…

Read More

BEYTÜLMAL

Alm. Staatsschatz (m.), Fr. Trésor public (m.), İng. Public treasury. İslam devleti maliye teşkilatı, gelir ve giderlerinin toplandığı hazinesi. Asr-ı saadette gelirlerin toplanması ve dağıtılmasıyla bizzat Peygamber efendimiz ilgilenirdi. Gelen mallar, mescide götürülür, hak sahiplerine dağıtılırdı. Hazret-i Ebu Bekir devrinde ise, gelirler depo olarak kullanılan bir evde toplanır ve buradan hak sahiplerine dağıtılırdı. Bir mikdar da ihtiyat olarak saklanırdı. Hazret-i Ömer devrinde fetihlerin artması, gelirlerin de çoğalmasına sebeb oldu. Gelir ve giderlerin defterlere yazılması, fazlalığın tesbiti zarureti ortaya çıktı. Bunun için divan adı verilen defterler tutuldu. Böylece beytülmal kurulmuş oldu.…

Read More

BEYŞEHİR GÖLÜ

Türkiye’nin üçüncü büyük gölü. İç Anadolu’nun batısına yakın, Akdeniz bölgesinin kuzey kısmında olup, Beyşehir, Seydişehir arasındadır. Yüzölçümü 651 km2, uzunluğu 45 km, en geniş yeri 25 kilometredir. Suları tatlı olup, derinliği en çok 10 m civarındadır. Çevresi, yüksekliği 2000 metreyi aşan dağlarla çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği ise 1115 metredir. Fazla gelen sular, yapılan bir kanalla doğrudan Çarşamba Suyuna verilir. Konya Ovasının sulanması için Beyşehir kazası yanında büyük bir regilatör yapılmıştır. Gölün tabanı neojen göl tortuları ile doludur. Gölün bir özelliği de içinde pekçok adanın bulunmasıdır. Bunlardan bazıları; İğdeli, Akburun, Kızkulesi,…

Read More

BEYRUT

Lübnan’ın başşehri. Nüfusu 1,5 milyonun üzerinde olan Beyrut, deniz etkisinden biraz korunan bir körfezin kıyısındadır. Beyrut’ta tipik bir Akdeniz iklimi görülür. Uzun yıllar Ortadoğu’nun ekonomik, fikir ve kültür merkezi olan Beyrut, 1970’lerden sonra başlayan toplumsal ve siyasal karışıklıklar sonucu bu özelliğini kaybetmiştir. Beyrut, Osmanlı döneminde planlı bir gelişme göstermişti. 1943’te Lübnan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra gelişigüzel ve hızlı bir büyüme dönemine girmiştir. Beyrut nüfusu içinde Hıristiyan ve Müslümanların sayısı hemen hemen eşittir. Halkın büyük çoğunluğunu meydana getiren Araplar, Filistinli mültecileri, Suriyelileri ve başka göçmen cemiyetleri de içine alır. En büyük etnik…

Read More

Boğaz İltihabı

Alm. Halsentzündung (f.), Fr. Infection (f.) de la gorge, İng. Throat infection. Genellikle boğazın kızarması, şişmesi, ağrılı yutma ve boğazda ifrazat artması ile seyreden bir hastalık. Boğaz iltihapları genellikle “Farenjit” olarak adlandırılabilir. Farenjit kendi başına bir hastalık olabildiği gibi; kızıl, nezle, kızamık gibi hastalıkların belirtileri arasında da bulunabilir. Tütün kullanmak, çok tozlu yerlerde kalmak, duman, tahriş edici gazlar, hava değişiklikleri, çok kuru hava ve benzeri atmosfer durumları boğazı tahriş ederek iltihap meydana gelmesine sebeb olabilmektedir. Belli yiyeceklere karşı hassas olan kişiler, bu yiyecekleri yedikleri zaman yine boğazları tahriş olabilir. Boğazın…

Read More

Bid’at Fırkaları

Eshab-ı kiramın, Peygamber efendimizden “sallallahü aleyhi ve sellem” bildirdikleri doğru itikad olan Ehl-i sünnet yolundan ayrılanlar. Bid’at fırkalarının aslı dokuzdur: 1) Şia, 2) Mutezile, 3) Havaric (Hariciler), 4) Cehmiyye, 5)Mürcie, 6) Neccariye, 7) Dırariyye, 8) Kilabiyye, 9) Müşebbihe. Bunlar kollarıyla birlikte yetmiş iki kısım oldular. Asr-ı seadetde Peygamber efendimizin sohbetleri bereketiyle Müslümanların imanları tertemizdi. Eshab-ı kiram (Peygamber efendimizin arkadaşları), herhangi bir konuda müşkülleri (problemleri) olursa, Resulullah’a sorarlar, cevabını öğrenirlerdi. Akaid hususunda (inanılacak şeylerde) aralarında hiç ayrılık yoktu. Peygamber efendimizin vefatlarından sonra, İslam düşmanları, Müslümanların arasındaki iman birliğini bozmak istedi. Abdullah…

Read More

Busayrî (Muhammed bin Abdullah es-Senhâcî)

İslâm âlimlerinin meşhûrlarından ve tasavvuf büyüklerinden. İsmi, Muhammed bin Abdullah es-Senhâcî’dir. Künyesi Ebû Abdullah, lakabı Şerefüddîn’dir. Busayrî diye meşhûr olmuştur. Aslen Mağripli olup, dedeleri Mısır’da yerleşmişti. 1211 (H.607) veya 1213 senesinde Mısır’ın Busayr şehrinde doğdu. 1295 (H. 695) senesinde İskenderiyye’de vefât etti. Kabri İskenderiyye’de sâhile yakın, kendi adıyla anılan câminin içindedir. Busayrî, Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerinin, o da, Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî’nin talebesidir. Hadîs ilminde derin bir âlim olup, hattâtlıkta pek mâhir, bilhassa şiirde ifâdesi çok tatlı ve derin mânâlıydı. Dinleyenlere çok tesirli olurdu. Metânet ve mahâreti pek fazla olup, evliyâlık yolunda çok…

Read More

Cazgır

Karakucak ve yağlı güreşlerde, pehlivanları önüne alarak duâlar ve coşturucu sözlerle onları seyircilere tanıtan, durmadan konuşan çenesi kuvvetli kişi.  Cazgırlar, genellikle eski meşhur pehlivanlardandır. Güreş başlamadan önce vakûr bir şekilde ağır ağır yürüyerek meydanın tam ortasına gelir. Müsâbakaya katılacak bütün pehlivanları önüne dizerek adları, şanları, mahâretleri ve tehlikeli oyunlarını sayıp seyircilere tanıtır. Daha sonra güreşi başlatmak için iki pehlivanı yanına çağırır. Yönlerini kıbleye çevirtir. Elini her ikisinin sırtlarına vurarak rükûa varır gibi eğilip, ellerini diz kapaklarına koymalarını söyler. İki pehlivanın arkasında duran cazgır, sağ elini sağdakinin sırtına, sol elini soldakinin…

Read More

Cin

Her şekle girebilen, ateşin alev kısmından yaratılmış, gözle görülmeyen mahlûklar. Lügatta cin, cinnet, cinân, cennet, cenân ve cenin gibi Arapçada (C, N) harfinden meydana gelen kelimeler “örtülü” demektir. Cennet denilen yer, meyveler, çiçekler, güzel kokularla örtülü olduğundan, bu isim verilmiştir. Delilere, mecnûn denilmesi de, aklı örtülü olduğundandır. Cin denilen mahlûklar da, gözden örtülü olduğu, görülmediği için, cin denilmiştir. Cin, cinnîler demektir. “Peri”, Farsçada cin demektir. Bütün mahlûklar, elementlerden yapılmış olup, enerji taşırlar. Mahlûklar görülen ve görülmeyen diye ikiye ayrılır. Normal fizik şartlarında, katı, sıvı hâlinde bulunan varlıkları ve renkli gazları…

Read More

CEMAL ABDÜNNÂSIR

Mısır cumhurbaşkanlarından. İskenderiye’de 1918 yılında doğdu. Hukuk Fakültesine girdi. Mısır’da ordu kurulması üzerine, Hukuk Fakültesinden ayrılarak Harp Okuluna girdi. 1938 yılında mezun olarak teğmen rütbesiyle orduya katıldı. Mısır ile Filistin arasında 1948 yılında yapılan savaşa subay olarak katıldı. Bu savaş, tecrübelerinin artmasına vesîle oldu. Daha önce arkadaşlarıyle birleşerek İngiliz aleyhtarı “Hür Subaylar Cemiyeti” ni kurmuşlardır (1942). Bu cemiyet sonraları kuvvetlenerek tesirini artırdı. 1952 yılında aralarına General Necib’i de alarak krallık aleyhine ayaklandılar. Bu ayaklanma başarıya ulaşarak Kral Fâruk, Mısır’ı terk etmek zorunda kaldı. Böylece krallık rejimine son vererek Cumhûriyet idâresi…

Read More

Cerbe Muharebesi

1560’ta vukû bulan ve Haçlı donanmasının hezîmetiyle sonuçlanan, deniz muhârebesi. Preveze yenilgisinin izlerini silmek isteyen Avrupalılar, Türkleri Batı Akdeniz’den çıkarabilmek için, Turgut Reisi Cerbe’de vurup askerini imhâ etmek gâyesindeydiler. Ancak bu sâyede Tunus ve Trablus, İspanya’nın eline geçerdi. Türklerin burayı yeniden ele geçirmeleri ise yılları alırdı. Mehdiye Kalesinin yıkılmasından sonra Turgut Paşanın elindeki en müstahkem kale, Cerbe Kalesiydi. Turgut bilhassa son yıllarda burasını iyice tahkim etmişti. Cerbe Adası, Trablus’la Tunus’un arasında bulunduğundan, buradan her iki ülkenin de kontrolü kolay oluyordu. Bunun içindir ki, Haçlıların ilk saldırı noktası Cerbe Adası idi.…

Read More

Cağalazâde Sinan Paşa

Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinin sadrâzam ve büyük devlet adamlarından. Aslen İtalyan olup, Temmuz 1560 Cerbe Deniz Harbinde babasıyla birlikte Kaptân-ı Deryâ Piyâle Paşaya esir düşerek İstanbul’a getirildi. Müslüman olup ilim tahsil eden Sinan Paşa, Yûsuf Sinan adını aldı.  Önceleri Kapıcıbaşılık ve Silahtarlık hizmetlerinde bulundu. 1575’te Yeniçeri Ağalığı vazîfesiyle saraydan ayrıldı. Bu arada Mihrimah Sultânın torunu ile evlenerek hânedâna intisab etti. Sultan İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murad Han devirlerinde Erzurum, Bağdat, Van vesâir eyâletlerin vâliliklerinde bulundu.  17 Eylül 1583’te Revan muhâfızı oldu. Özdemiroğlu Osman Paşa ile birlikte İran muhârebelerine…

Read More

Tâcîzâde Câfer Çelebi

On beşinci asır divan edebiyâtı şâir ve yazarlarından ve bu asrın meşhûr âlimlerinden. Tâcîzâde Câfer Çelebi adıyla tanınır. Doğum târihi ve yeri belli değildir. 1515 yılında bir iftirâya kurban giderek hayâtından olmuştur.  Daha ziyâde nesirleriyle tanınan Tâcizâde Câfer Çelebi, Türkçe, Farsça kasîde ve gazeller de söylemiştir. Ayrıca 15. asrın kuvvetli bir mesnevî şâiridir. İkinci Bâyezîd ve Yavuz Sultan Selîm zamanlarında Nişancılık ve Kazaskerlik vazîfeleri görmüş, Yavuz’un Şah İsmâil’e gönderdiği mektup ve Çaldıran Fetihnâmesi bunun tarafından kaleme alınmıştır. İlmine çok hürmet ve iltifât eden Yavuz Sultan Selim, onu sohbet meclislerinde bulundurduğu…

Read More

Câbir bin Hayyân

Modern kimyânın kurucusu meşhûr İslâm âlimi. Tebe-i tâbiîndendir. İsmi Câbir bin Hayyân Abdullah el-Ezdî olup, künyesi Ebû Abdullah’tır. Horasanlı, Tuslu, Harrânlı ve Kûfeli olduğu söylenen Câbir’in âilesi hakkında çok az bilgi vardır. İslâm âleminde Sûfi, Avrupa’da Al-Geber ismiyle şöhret buldu. Doğum târihi kesin olarak bilinmemekte ve yaklaşık 815 (H. 200) yılında vefat ettiği kabul edilmektedir. Aslen Türk olan Câbir bin Hayyan, Abbâsî Halîfesi Hârûn Reşîd’in sarayında yaşadı. Vezir Yahyâ bin Hâlid el- Bermekî’den himâye gördü. Asrının fen âlimiydi. Bütün İslâm âlimleri gibi, fen ilmini, İslâmî ilimlerle berâber okudu. Tıp, astronomi,…

Read More

Câbir bin Eflah

Endülüs’te yetişen büyük Müslüman astronomi ve matematik âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, Avrupa’da Geber ismiyle şöhret buldu. Bu zât, kimyâcı Câbir bin Hayyân es-Sûfî ve Muhammed bin Câbir Bettânî ile ekseriyâ karıştırılmaktadır. Câbir bin Eflah, Endülüs’te, Sevilla’da doğmuştur. Doğum târihi ve yaşadığı târih kesin bilinmemesine rağmen, 12. asrın ortalarında vefât ettiği tahmin edilmektedir.  Câbir bin Eflah, Batlamyüs’ün bâzı görüşlerini tenkid etti. Özellikle güneşe takrîben 3 dakikalık bir ihtilâf-ı manzar (dünyâ üzerinde duran bir gözlemcinin gözünden herhangi bir yıldıza giden hat arasındaki açı, paralaks) kabul ettiği hâlde, dünyâya güneşten daha yakın…

Read More

Ca’ber Kalesi

Sûriye’nin kuzeyinde, Fırat Nehrinin sol kıyısında eski bir kale. Bugün harâbe hâlinde olan bu kale, Rakka şehrinde Balis’e giden yol üzerinde, Rakka’nın 50 km batısında, Halep şehrinin 110 km doğusunda yer almaktadır.  İslâmiyetten önceki devirde ve İslâmiyetin başlangıcı sırasında buranın ismi Davsara idi. Müslüman coğrafya âlimleri burası için “Davsen” adını kullandılar. Hicri 5. asırda Benî Kuşeyrli Ca’ber tarafından zaptedildiği için bu isimle şöhret bulmuştur. Bu kale 1087’de Sultan Celâleddîn Melikşah tarafından zaptedilmiş ve Halep’teki Ukaylilerin sonuncusu Sâlim’e verilmiştir. 1146’da Musul Emîri Atabeg Zengi tarafından kuşatılmış ise de, ölümü üzerine zaptedilememişti.…

Read More

Cezzâr Ahmed Paşa

Fransız Kralı Napolyon’a karşı Akka Kalesini başarı ile savunan büyük Türk kumandanı. Bosnalı olup doğum târihi bilinmemektedir. İstanbul’a gelerek Sadrâzam Hekimoğlu Ali Paşanın hizmetine girmiştir. Ali Paşa ikinci Mısır vâliliğinden azl edilince, Mısır’da kalarak meşhur Ali Beyin kölesi Abdullah Beyin hizmetine girdi. Bahire kâşifliğine atanan Ahmed, orada Bedevîlere karşı olan muhârebelerde gâlip gelmiş ve çok kan dökmüş olduğundan, kasap anlamına gelen “Cezzâr” lakabı verilmişti. Fakat bir müddet sonra Ali Beyin öc almasından korkarak, İstanbul’a kaçtı. Sonra da Şam Vâlisi Osman Paşanın hizmetine girerek Tâhir Ömer, Zeydan ve Şahab âileleriyle yapılan…

Read More