Hayâtîzâdeler

On yedi ve on sekizinci yüzyıllarda yaşamış ve Osmanlı sarayına hizmet etmiş doktor âilesi. Hayâtîzâde Feyzi Efendi (Büyük): Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. Mûsevî asıllı olup, Müslüman olmakla şereflendi. Süleymâniye Tıb Medresesinde müderrislik yaptı. Hassa (saray) hekimliğine, sonra Sultan Dördüncü Mehmed Han tarafından hekimbaşılığa getirildi. İkinci Süleymân Han zamânında da bu vazîfede kalan Feyzi Efendi, Sultan İkinci Ahmed zamânında bu vazîfeden ayrıldı. 1692 (H.1104) senesinde İstanbul’da vefât etti. Eserleri: Hamse-i Hayâtîzâde: En tanınmış eseridir. Kendisinin Resâil-ül-Müşfiye li-Emrâz-il-Müşkile adını verdiği bu eseri eski tıp kitaplarından ve kendi şahsî tecrübelerinden faydalanarak yazmıştır.…

Read More

Hayat

Alm. Leben (m), Fr. Vie (f), İng. Life. Canlıların yaşama hâli. Hayat, kâinâtın en mühim sırlarından biridir. İnsanoğlunun, bugün dahi yalnız aklı ve fen bilgisi ile çözemediği bu sır hakkında yapılan bütün târifler eksik ve hattâ yanlış olmaktadır. Hayatın nasıl başladığı, mânâsının ne olduğu filozoflar ve fen bilginleri tarafından yüzyıllardır araştırılmıştır. Filozofların öne sürdüğü hayâlî izahlar, bilginlerin tecrübe ve teorileri “Hayat nedir?” ve “Nasıl başlamıştır?” sorularının cevaplarını vermekten çok uzak kalmıştır. Canlı varlıkların vücûdundan hücreye, hücrenin iç yapısına, iç yapıyı meydana getiren elementlere kadar uzanan çalışmalar, hayatı izaha yetmemekte, tersine…

Read More

Hayâlî

On altıncı yüzyıl divan şâiri. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde şöhrete erişerek pâdişâhın teveccüh ve iltifatını kazanan şâir. Asıl adı Mehmed’dir. Vardar Yenicesi’nde doğmuştur. Şiir sanatına çocuk denecek bir yaşta başlamış ve daha, genç yaştayken güzel şiirler söylemiştir. Memleketinde Haydarî Şeyhi Baba Ali Mest’in talebesi olmuş, tasavvufu bu zâttan öğrenmiştir. Daha sonra hocasıyla birlikte İstanbul’a gelmiştir. Hayâlî, İstanbul’da bâzı tesadüflerle şiir ve sanat hâmilerinin dikkatini çekmiş, sırasıyla Defterdar İskender Çelebiye, Sadrâzam İbrâhim Paşaya intisâb etmiş ve İbrâhim Paşa vasıtasıyla da Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından tanınmıştır. Böylece şâir pâdişâhın kendisiyle…

Read More

Hayâ

Alm. Scham (-gefühl n) (f), Verschamtheit (f), Fr. Honte, pudeur (f), İng. Shame. Sâdece insana mahsûs olan utanma duygusu, Allahü teâlânın râzı olmadığı çirkin şeyleri yapmaktan sakınma, başkalarının kötülemelerinden korkma, kötü iş yapınca utanma; utanmak, sıkılmak. Dinde hayâ; Allah korkusu sebebiyle günâh işlemekten kaçınmak demektir. İslâm dîninde hayâ sâhibi olmak üzerinde önemle durulmuştur. Tam bir hayâ sâhibi olmak için Allah’a inanmak, O’nun emir ve yasaklarını öğrenip yapmak ve O’nun azâbından korkmak lâzımdır. Bunun için de din, îmân ve ahlâk bilgilerinin öğrenilmesi ve çocuklara, gençlere öğretilmesi gerekir. Aksi hâlde hayâlarının ve…

Read More

Havvâ

Âdem aleyhisselâmın zevcesi (hanımı). İnsanoğlunun annesidir. Cenâb-ı Hak, Âdem aleyhisselâmı topraktan yarattıktan sonra, göğüs kemiğinden hazret-i Havvâ’yı yarattı. İkisini Cennet’e koydu. Cennet’te bin yıl kadar yaşadılar. İblisin (şeytanın) yalan yeminine inanarak yasak edilen meyveden önce Havvâ, sonra da unutarak Âdem aleyhisselâm yedikleri için Cennet’ten çıkarıldılar. Âdem aleyhisselâm Hindistan’da Seylan (Serendip) adasına, Havvâ ise Cidde’ye indirildi. İki yüz sene ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duâları kabûl olup, hazret-i Âdem ile Arafat Ovasında buluştu. Sonra Şam’a geldiler. Burada İbn-i İshak’a göre 40 kız ve 41 erkek oldu. Kitapların çoğuna göre ise yirmi…

Read More

Harem

Yabancının girmesine izin verilmeyen yer. Müslümanların evlerinde kadınlara ayrılan kısım. Osmanlı sarayında, pâdişâhın annesinin nezâretinde, sarayın hanım, çocuk ve hizmetçilerinin kaldığı bölüm. İslâmiyetin tesettür emriyle sistemleşen harem, Müslümanların evlerinin en ferah ve güzel bölümlerini işgâl etmiş, erkekler için de selâmlık kısmı inşâ edilmişti. Bütün Müslüman devlet başkanlarının evlerinde bulunan harem, Resûlullah efendimiz ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular ile diğer İslâm devletleri ve nihâyet Osmanlı saraylarında daha teferruâtlı ve teşkîlatlı bir hâle geldi. Osmanlılarda pâdişâh haremine “Harem-i Hümâyûn” adı verilmişti. Osmanlı Devletinin gelişmesine paralel olarak, pâdişâhların oturduğu saraylar…

Read More

Haremeyn

İslâm dininin doğup yayılmaya başladığı, Hicaz’da bulunan Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere şehirlerinin ikisine birden verilen ad. Bu iki şehrin çevresinde belli bir sınıra kadar olan yerlere “Harem” denildiği için bu şehirlere iki harem bölgesi anlamında “Haremeyn” veya “Haremeyni’ş-Şerîfeyn” denilmiştir. Mekke-i mükerreme şehrinden biraz daha geniş, sınırları Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesiyle İbrâhim aleyhisselâm tarafından çizilmiş ve yine onun tarafından dikilen taşlarla gösterilmiş olan alana “Mekke Haremi” veya “Haremü’ş-Şerif” adı verilmiştir. Hacda ihrama girme yerleri olan ve mikat denilen yerlerle Mekke şehri yani Harem arasındaki alana da “Hill” denilmiştir. Harem bölgesi; Medine…

Read More

Hümâyûn Şah

Hindistan’daki Büyük Gürgâniyye Devleti (Babürlüler) hükümdarı. Lakabı Mîrzâ Nâsırüddîn Muhammed’dir. 6 Mart 1508 yılında Kâbil’de doğdu. 26 Ocak 1556 yılında vefat etti. Gürgâniyye Devleti (1526-1858)nin kurucusu Bâbür Şahın Mâhım Begüm’den doğan büyük oğludur. Hümâyûn Şah, âilesinden aldığı mükemmel terbiye sâyesinde iyi bir asker, âlim ve şâir olarak yetişti. Gençliğinden îtibâren, babasının bütün askerî harekâtına katıldı. Eyâlet vâliliği yaptı. Bâbür Şah (1526-1530)ın 21 Mayıs 1526 târihinde Hindistan’ın Lûdî Sülâlesine son veren Pânipüt Savaşında Hümâyun Şah en ön safta çarpışıp büyük kahramanlıklar gösterdi. Lûdîlerin yenilip, Gürgâniyye Devletinin kurulmasını sağlayan Pânipüt Zaferi sonrasında,…

Read More

Hidrokarbon

Alm. Kohlenwasserstoffverbindung (f), Kohlenhydra, Fr. Hydrocarbone (m), İng. Hydrocarbon. Sâdece karbon ve hidrojen atomları ihtivâ eden organik bileşikler. Hidrokarbonlar çok çeşitlidir. Birçok üyesi endüstriyel bakımdan önemlidir. Meselâ metan tabiî gazların temel maddesidir. Benzin hidrokarbonlar karışımı olduğu gibi benzen, naftalin ve asetilen de birer hidrokarbondur. Hidrokarbonlar teorik bakımdan da önemlidir. Çünkü organik bileşiklerin birçok sınıfının sistematik olarak adlandırılmasında hidro karbonların adlandırılması esastır. Hidrokarbon Tipleri Hidrokarbonlar yapılarına bağlı olarak alifatik, aromatik ve alisiklik bileşikler olarak tasnif edilebilir. Alifatik ve alisiklik bileşikler de doymuş ve doymamış olarak sınıfandırılır. Doymuş hidrokarbon, mümkün olan en…

Read More

İbrâhim bin Edhem

Tâbiînin meşhur âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden. İsmi, İbrâhim bin Edhem bin Mansûr olup, künyesi Ebû İshâk’tır. Nesebi hazret-i Ömer’e “radıyallahü anh” dayanır. Babası Edhem, Belh şehrinin hükümdârıydı. 714 (H.96)te Belh şehrinde doğdu. 779 (H. 162)da Şam’da vefât etti. Burada büyük türbesi, câmii ve pekçok vakfı vardır. Fudayl bin İyâd’dan feyz aldı. İmrân bin Mûsâ bin Zeyd Râî ve Şeyh Mansûr Selâmî’nin sohbetinde bulunmuş, Veysel Karânî hazretlerinin rûhâniyetinden istifâde etmiştir. Bağdat, Şam veHicaz’da meşhur oldu. Üç kıtanın âlimlerinin çoğundan ilim öğrendi. İmâm-ı A’zam’ın sohbetleriyle olgunlaştı. İmâm-ı A’zam hazretleri onu medh edip;…

Read More

İbrâhim Han

Osmanlı pâdişâhlarının on sekizincisi ve İslâm halîfelerinin seksen üçüncüsü. Birinci Ahmed Han ile Mahpeyker Kösem Sultanın oğlu olup, 1615 yılında doğdu. Bu adı taşıyan tek Osmanlı hükümdârıdır. Ağabeyi Dördüncü Murâd’ın ölümünde, hayatta kalan tek Osmanlı şehzâdesiydi. Ağabeyinin genç yaşta ölümüne bir türlü inanamadı. Sultan olduğunu bildiren annesine ve paşalara; “Allahü teâlâ, pâdişâh kardeşimin ömrünü uzun etsin. Bize sultanlık lâzım değildir. Pâdişâh kardeşimin ömrüne duâcıyız.” dedi. Ancak annesi ve devlet adamlarının ısrası ile ağabeyi Sultan Dördüncü Murâd’ın nâşını gördükten sonra taht odasına geçti, Hırka-i Saâdet Dâiresinden getirilen hazret-i Ömer’in sarığı besmele…

Read More

Huzeyfe-tül Yemânî

Eshâb-ı kirâmdan. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin sırdaşı olup, künyesi Ebû Abdullah’tır. Babasının ismi Huseyl olup, Yemânî lakabı ile meşhurdur. 656 (H.36) senesinde hazret-i Osman’ın şehid edilmesinden kırk gün sonra vefât etti. Huzeyfe-tül-Yemânî, Hayber ile Teyme arasında yaşayan ve İran Kisrâsı Nûşirevân zamânında Hıristiyanlığı kabul eden Benî Abs Kabîlesindendi. Hicretten sonra çok yaşlanmış olan babasını da yanına alarak Medîne’ye gelip, Müslüman oldu. Ensâr’dan sayıldı. Müslüman olduktan sonra, ilk olarak Uhud Savaşına katıldı. Huzeyfe, Hendek Savaşından sonra yapılan bütün savaşlar ile Benî Kureyzâ Gazvesinde, Hayber’in ve Mekke’nin fethinde, Huneyn Gazvesinde,…

Read More

Hüseyin bin Ali

Resûlullah’ın torunu, hazret-i Ali’nin ikinci oğlu. On iki imâmın üçüncüsü. Hüseyin adını, Resûlullah efendimiz vermiştir. Künyesi, Ebû Abdullah’tır. Lakabı Seyyid ve Şehîd’dir. Soyundan gelenlere “seyyid” denir. 627 (H.6) senesinde Medîne’de doğdu. 680 (H.61)senesinde Kerbelâ’da şehid edildi. Bir gün sabah namazından sonra, Resûlullah efendimiz mübârek yüzünü Eshâb-ı kirâma çevirmeden hazret-i Ali’yi çağırdılar. Berâber mescidden çıktılar. Eshâb-ı kirâm nereye ve niçin gittiklerini anlayamadılar. Tekrar döner, diye oturdular. Birlikte hazret-i Fâtımâ’nın evine gittiler. Hazret-i Ali’ye, kapıda durup, kimseyi içeri sokmamasını emir buyurdu. Zîrâ hazret-i Hüseyin dünyâya gelmişti. Resûlullah efendimiz, hazret-i Hüseyin doğduğu zaman,…

Read More

Hind binti Utbe

Kadın sahâbîlerden. Mekke müşriklerinden Utbe bin Rebîa’nın kızı, Ebû Süfyân’ın hanımı ve sevgili Peygamberimizin hanımlarından Ümmü Habîbe “radıyallahü anhâ” ile hazret-i Muâviye’nin annesidir. Mekke’de doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Hicretin 13. yılında hazret-i Ebû Bekr’in babası Ebû Kuhâfe ile aynı günde vefât etti. Önce Mekke müşrikleri arasında yer alan Hind binti Utbe, Bedr Savaşında hazret-i Hamza tarafından öldürülen babasının intikâmını almak üzere Uhud Savaşına katılıp müşrik askerlerine cesâret vermeye çalıştı. Hazret-i Hamza’nın şehid edilmesine sebeb oldu. Mekke’nin fethinde, kocasından bir gün sonra Müslüman oldu. Kadınlar adına Resûlullah ile sözleşme yaptı. Hayır…

Read More

Hîfâ Hâtun

Kadın sahâbîlerden. Medîne-i münevverede güzelliği ve ahlâkı ile meşhurdu. Tevekkül sâhibi, kazâya rızâ gösteren ve Resûlullah efendimize ziyâdesi ile bağlı olup sözünden çıkmayan bir sahâbiye idi. Âhireti çok düşünüp, hiç aklından çıkarmaz, onun için hazırlanıp sâlih ameller işlemeye çalışırdı. Hîfâ Hâtun, bir gün Peygamber efendimizin huzûruna gelerek; “Ey Allah’ın Resûlü! Bana, beni Cennet’e götürecek bir iş (amel) öğret.” dedi. Bu arzu ve isteği üzerine Resûlullah efendimiz; “Önce bir erkekle evlenmen lâzımdır. Bununla dîninin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resûlü! Küfvüm (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistân Hükümdârı…

Read More

Hazkîl Aleyhisselâm

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden veya Allahü teâlânın velî kullarından. Yâkûb aleyhisselâmın oğullarından Lâvi’nin neslindendir. Mûsâ aleyhisselâmın vefâtından sonra gönderilen üçüncü peygamberdir. Birçok müfessirler (tefsîr âlimleri) Mü’min (Gâfir) sûresi 28-45. âyetlerinde bildirilen Firavun’un sarayındaki vazîfelilerden olup, Mûsâ aleyhisselâmı ve ona inananları müdâfaa eden ve Firavun’un kızının saç tarayıcısı Mâşitâ Hâtun’un kocası olan kimsenin Hazkîl aleyhisselâm olduğunu bildirmişlerdir. Allahü teâlâ onun duâsı bereketiyle ölen binlerce kişiyi diriltti. Çocukluğu ve gençliği Mısır’da geçen Hazkîl aleyhisselâm, Firavun’un sarayında hazînedârlık (mâliye bakanlığı) yaptı. Mûsâ aleyhisselâma inanmış olup, îmânını gizlemişti. Sarayda olduğu ve Firavun’un herkese kendini ilâh…

Read More

İbni Kemâl Paşa

On beşinci ve on altıncı asırda yetişmiş olan Osmanlı âlimlerinin en meşhûrlarından. İsmi, Ahmed bin Süleymân bin Kemâl Paşadır. Lakabı Şemseddîn’dir. Dedesi Kemâl Paşaya nisbetle İbn-i Kemâl veya Kemâl paşazâde diye meşhur olmuştur. 1468 (H.873) senesinde Edirne’de doğdu. 1534 (H.940)’de İstanbul’da vefât etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır. Dedesinin ve babası Süleymân Çelebi’nin ümerâ sınıfından olması sebebiyle, zamânın geleneği îcâbı önce askerî sınıfa girdi. Sultan İkinci Bâyezîd Hanın seferlerine sipâhî olarak katıldı. Sonra ilmiye sınıfını seçti. İbn-i Kemâl, bu sınıfa geçişini şöyle anlatır: “Sultan İkinci Bâyezîd Hanla bir sefere çıkmıştık. O zaman…

Read More

İdrîs Aleyhisselâm

Kur’ân-ı kerîm’de ismi geçen peygamberlerden. Şit aleyhisselâmın torunlarındandır. Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh’tur. Kur’ân-ı kerîm’de İdrîs diye bildirildi. Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için “Müselles bin-Ni’me” (kendisine üç nîmet verilen) de denilmiştir. Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet’tir. Bâbil’de veya Mısır’da Mûnif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir. Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi. Diri olarak göğe kaldırıldı. Âdem aleyhisselâmdan ve Şît aleyhisselâmdan sonra insanlar madden ve mânen bozuldular. İdrîs aleyhisselâm, içinde yaşamış olduğu, Kâbil’in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi. Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği…

Read More

Hûd Aleyhisselâm

Yemen’de bulunan Âd kavmine gönderilen peygamber. Nûh aleyhisselâmın oğlu Sâm’ın neslindendir. Bir ismi de Âbir olup, lakabı Nebiyyullahtır. Kur’ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerdendir. Yemen’de Aden ile Umman arasında bulunan Ahkâf diyârında doğup yetişti. Çocukluğundan îtibâren Allahü teâlâya ibâdet etmekle meşgul oldu. Ara sıra ticâretle de uğraşan Hûd aleyhisselâm, gayet şefkâtli ve çok cömertti. Nûh tûfânından sonra torunlarından biri olan Âd, Yemen’de Hadramut civârında Ahkâf denilen yerde yerleşti. Âd’ın neslinden gelen insanlar çoğalarak büyük bir kavim oldular. Bunlara Âd kavmi denildi. Bulundukları belde bereketli bir yerdi. Bağlar, bahçeler her tarafı sarmış…

Read More

Hızır Aleyhisselâm

İbrâhim aleyhisselâmdan sonra yaşamış bir peygamber veya velî. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselâmın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü’l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselâmın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır aleyhisselâmın İsrâiloğullarından olduğunu söylemişlerdir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahîh-i Buhârî’de bildirilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz; “Hızır (aleyhisselâm), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.” buyurdu. Mûsâ aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat…

Read More

İbrâhim Aleyhisselâm

Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden, ülülazm adı verilen altı peygamberden biri olup, Keldânî kavmine gönderilmiştir. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra peygamberlerin ve insanların en üstünüdür. Allahü teâlâ ona Halîlim (dostum) buyurduğu için Halîlullah veya Halîlürrahmân olarak bilinir. Babası mümin olan Târûh olup, annesi Emile’dir. İbrâhim aleyhisselâm, Peygamber efendimizin dedelerindendir. Çünkü, ilk oğlu İsmâil aleyhisselâm Arapların, ikinci oğlu İshâk aleyhisselâm da İsrâiloğullarının ceddi yâni dedesidir. Keldânî memleketi olan Bâbil’in doğu tarafında ve Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki bölgede doğdu. Yüz yetmiş beş yaşındayken Kudüs’te vefât etti. İbrâhim aleyhisselâma annesi Emîle veya…

Read More

9. Cilt Fihristi

HAVÂÎ HAT HELİKOPTERBÖCEKLERİ (Bkz. Kızböcekleri) HAVAKİRLİLİĞİ HELSİNKİ ANLAŞMALARI HAVÂLE HELVA SOHBETİ HAVÂLE (Tıp) HELYUM HAVAN HEMİNGWAY, Ernest Miller HAVAN TOPU HEMMÂM BİN MÜNEBBİH HAVÂRÎLER HEMOFİLİ HAVLICAN (Alpinia officinarum) HEMOGLOBİN HAVUÇ (Daucus carota) HEMOROİD (Bkz. Bâsur) HAVUZ HEMŞİRELİK HAVUZBALIĞI (Carassius auratus) HENDEK SAVAŞI (Ahzâb Gazâsı) HAVVÂ HENTBOL HAVYAR HEPATİT HAWAİ TAKIMADALARI HEPTATLON (Bkz. Atletizm) HAYÂ HERDEMTÂZE (Helichrysum) HAYÂLÎ HERODOT HAYÂLÎ İHRÂCÂT HERSEKLİ ÂRİF HİKMET HAYAT HESAP HAYÂT BİN KAYS EL-HARRÂNÎ HESS KÂNUNU HAYÂTÎZÂDELER HESS, Rudolpf HAYBER GAZÂSI HEYBE HAYDAR MİRZÂ HEYELAN HAYDAR PAŞA (Koca) HEYET-İ ÂYÂN (Bkz. Âyân Meclisi) HAYDARÂBÂD NİZAMLIĞI…

Read More

Hayır ve Şer

Alm. Wohltat und Bösetat, Fr. bien et mal, İng. good and evil. İyi ve kötü şeyler. Dînin ve aklın beğendiği şeyler “hayır”; dînin ve aklın beğenmediği şeyler “şer”dir. Hayır, iyilik anlamında da kullanılır. Kur’ân-ı kerîm’de meâlen; “Kim zerre mikdârı bir hayır işlerse, onun mükâfâtını (karşılığını) görür.” (Zilzâl sûresi: 7) buyrulmaktadır. Hayır iyilik yapmak, her toplumda teşvik edilmiştir. İyilik yapmanın belli bir ölçüsü, sınırı yoktur. İnsanlara güler yüz ile muâmele etmek de hayırdır, iyiliktir. Üzüntüsüne ortak olup teselli etmek, imkân nisbetinde maddî bir ihtiyâcını gidermek, hastalığında ziyâret etmek, ikrâmda bulunmak hep…

Read More