Hırka-i Şerîf

Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” tarafından büyük velî Veysel Karânî‘ye hediye edilen hırka. Peygamber efendimiz vefâtına yakın sırtlarındaki hırkanın Veysel Karânî’ye verilmesini hazret-i Ömer ile hazret- i Ali’ye vasiyet ettiler. Resûlullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtından sonra hazret-i Ömer ile hazret-i Ali bu mübârek emâneti götürüp Veysel Karânî’ye teslim ettiler. (Bkz. Veysel Karânî) Veysel Karânî’ye hediye edilen bu Hırka-i Şerîf Van civârında İrisân Beylerine kadar gelmiş ve bunlardan Şükrullah Efendi 1618 (H. 1027) senesinde Osmanlı Sultanı İkinci Osman Hana getirip hediye etmiştir. Sultan Abdülmecîd Han, bu Hırka-i Şerîf için, Fâtih…

Read More

Hırka-i Saâdet

Peygamber efendimizin “sallallahü teâlâ elyhi ve sellem” Topkapı Sarayında altın ve gümüş sandık içerisinde muhâfaza edilen hırkasına verilen ad. Yazdığı güzel kasîdesinden dolayı, Eshâb-ı kirâmdan Ka’b ibni Zübeyr’e “raddıyallahü anh” Peygamber efendimiz tarafından hediye edilmişti. Asırlardan beri İslâm devletleri tarafından büyük bir ihtimamla saklanan Hırka-i Saâdet, Mısır’ın fethi üzerine Mekke Şerîfi tarafından diğer mukaddes emânetler ile birlikte Yavuz Sultan Selim Hana teslim edildi. Peygamber efendimize âit mübârek eşyâlarının bütün Müslümanlarca çok büyük değeri ve bunların arasında bilhassa Hırka-i Saâdetin husûsî bir yeri vardır. Bunun sebebi, hırkanın halîfelik alâmeti sayılmasıdır. Yavuz…

Read More

Hıristiyanlık

Alm. Christentum (n), Fr. Christianisme (m), İng. Christianity. Îsâ aleyhisselâma gönderilen hak din Îsevîliğin bozulmuş hâline verilen ad. Aslı bozulmuş semâvî dinlerdendir. Semâvî din, değeri üstün ve yüce olan, ilâhî bir kaynağa dayanan ve tek Allah’a inanmayı kabul eden “hak din” demektir. Hıristiyanlığın aslı, ilâhî vahye dayanır. Bizzat Allahü teâlâ tarafından hazret-i Îsâ’ya gönderilmiştir. Hıristiyan sözü, Yunancadaki Khristianos kökünden gelir. Îsâ aleyhisselâmın adı “Khristos” olarak da geçtiği için, hazret-i Îsâ’ya (Khristos’a) bağlanan, onun yolundan gidenler mânâsında “Khristianos” veya “Khristiyan” kelimeleri kullanılmıştır. Günümüzde ise Hıristiyan sözü yaygın olarak kullanılmaktadır. Hıristiyan kelimesi…

Read More

Hıdırellez

Rûmî senede Nisan ayının 23., mîlâdî senede mayıs ayının 6. günü. Hıdırellez, Hızır aleyhisselâm ile İlyâs aleyhisselâmın isimlerinin birleştirilerek söylenmesinden doğan bir ifâdedir. Bir yıl, “Hızır” ve “Kasım” olarak ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6’sında Hızır ile yaz başlar ve 186 gün sürer. Kasım ayının 8’ine kadar devâm eder, bundan sonra kış başlar. 179 gün (şubatın 29 çektiği artık yıllarda 180 gün) sürer. Yazın ilk günü sayılan 6 Mayıs gününe Hıdırellez denmesinin sebebi ise; Hızır aleyhisselâmın kurak bir yere oturması ile o yerin yeşerip dalgalanmaya başlamasıdır. Bu sebeple, yaz başlangıcında ortalığın…

Read More

Hezârfen Ahmed Çelebi

Osmanlı Devleti zamânında yetişen ve dünyâda ilk olarak uçmayı başaran Türk bilgini. Ne zaman ve nerede doğduğu bilinmeyen Ahmed Çelebinin hayâtı hakkında mâlûmat yok denecek kadar azdır. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan Dördüncü Murâd zamânında yaşamış olup, meşhur gösterisini yine bu Sultan huzûrunda yapmıştır. Fen alanındaki geniş bilgi ve tecrübesi ile halk arasında “Hezârfen” yâni bin fenli diye bilinen Ahmed Çelebi; araştırma yapmaktan usanmayan, yiğit, akıllı ve bilgili bir kişiydi. Hezârfen Ahmed Çelebiden önce havacılık târihinde ilk olarak yine ünlü bir Türk bilgini olan İsmâil Cevher; kollarına kanat takarak…

Read More

Hersekli Ârif Hikmet

Osmanlı şâirlerinden. 1839 senesinde Hersek’in Mostar kazâsında doğdu. Babası Zülfikâr Nâfiz Paşadır. Hersek’te tahsile başladı. Dedesi ve babası ölünce Bosna’ya taşındı. Tahsil için İstanbul’a geldi. Özel hocalardan sarf, nahif, mantık, meânî, beyân dersleri aldı. Tahsilden sonra ilk olarak sadrâzamlık özel kalem müdürlüğünde vazîfe aldı. Yedi-sekiz sene çalıştıktan sonra kendi isteğiyle ayrıldı. 1868 senesinde Adliye Nezâretinde çalışmaya başladı. 1883 senesinde Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesi reisliğine, bir müddet sonra da Bursa Bidâyet Mahkemesi reisliğine tâyin edildi. Bursa’da üç sene kalan Ârif Hikmet Bey, annesi ölünce istifâ ederek, İstanbul’a geldi. Bir müddet sonra…

Read More

Hepatit

Alm. Leberentzündung, Hepatits (f), Fr. Hepatite (f), İng. Hepatitis. Karaciğerin iltihâbî hastalıklarına verilen isim. Genellikle sarılıkla kendini gösteren hepatitlerin seyrinde karaciğer yetmezliği belirtileri de ortaya çıkabilir. Hepatiti yapan birçok sebeb olabilir. Bunların başında virüsler gelir. Ayrıca parazitler, mantarlar, bakteriler, alkol, bâzı ilaç ve zehirler de hepatite yol açmaktadırlar. Hepatitlerin had ve müzmin şekilleri vardır. Had viral (virüs tarafından yapılan) hepatit: Bunu yapan üç tip virüs olduğu kabul edilir. Hepatit A Virüsü “Enfeksiyöz Hepatit”ini; Hepatit B Virüsü “Serum hepatiti”ni yapar. Ayrıca A veya B olmayan bir virüsle de hepatit belirtileri ortaya…

Read More

Hemoglobin

Alm. Hamoglobin (n), Fr. Hemoglobine (f), İng. Haemoglobin. Kırmızı kan hücrelerinde (alyuvarlarda) bulunan, kanın oksijen ve karbondioksit taşıma işini yapmasında görevli, demir ihtivâ eden solunum pigmenti. Alyuvarlara kırmızı rengini, sağlıklı kişilerin cildine pembe görünüşü veren bu maddedir. Omurgalılar ile bâzı omurgasız hayvanların gaz taşıma pigmentidir. Diğer hayvanlar başka pigmentlere sâhiptir. Hemoglobinin ana görevi dokular ile akciğer arasında oksijen ve karbondioksit taşınmasını temin etmektir. Nefes alma esnâsında akciğerlere giren havanın oksijeni kandaki hemoglobin tarafından bağlanır. Hemoglobinin oksijenle yaptığı bu gevşek bileşiğe “oksihemoglobin” denir. Dokulara ulaştığında ise, oksijeni bırakıp karbondioksiti alır. Bu…

Read More

Hemofili

Kanın pıhtılaşmasında rol oynayan elemanlardan bâzılarının doğuştan eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan kan hastalığı. Hemofili, bir yaralanmadan sonra kanın pıhtılaşmaması veya pek yavaş olarak pıhtılaşmasıdır. Hastalığa sebeb olan gen, resesif olup eşey kromozomu ile taşınır. Hastalık daha çok erkeklerde görülür. Kadınlar genelde taşıyıcıdır. Bir kadının hemofili olabilmesi için, hem anasından hem de babasından hemofililik genini alması îcâb eder. Hemofili olan kızların, bülûğ çağından sonra yaşaması güçleşir. Taşıyıcı bir kadın ile sağlam bir erkekten olan erkek çocukların yarısında hemofili, kız çocuklarında da yarısında taşıyıcı olma ihtimali vardır. Hemofili sonradan da olabilir.…

Read More

Hemmâm bin Münebbih

Tâbiîn’in meşhûrlarından. İsmi, Hemmâm bin Münebbih bin Kâmil olup, künyesi Ebû Ukbe’dir. Aslen Yemenli olduğu için Yemânî, San’a şehrinden olduğu için San’ânî, İslâmiyetten önce Yemen’e gelip yerleşen İranlıların soyundan olduğu için de El-Ebnâî nisbeleriyle bilinir. Doğum yeri ve târihi kesin bilinmemekte ve hayâtı hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. 749 (H.131)da vefât ettiği rivâyet edilmektedir. Ticâretle uğraşan ve bâzı gazâlara katılan Hemmâm bin Münebbih, uzun müddet Ebû Hüreyre’nin meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Ondan hadîs-i şerîf dinleyip rivâyet etti. Ebû Hüreyre’nin bizzat ona hadîs-i şerîf yazdırdığı da rivâyet edilir. Hazret-i Muâviye, İbn-i…

Read More

Hekimoğlu Ali Paşa

Osmanlı sadrâzamı. Venedikli mühtedîlerden (İslâmı kabul eden) Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu olup, Haziran 1689’da dünyâya geldi. İyi bir eğitim gördükten sonra Sultan Üçüncü Ahmed Han zamânında hassa silahşörlüğü ile saraya alınıp, sonra da dergâh-ı âlî kapıcıbaşıları arasına katıldı. 1713’te Zile voyvodalığına tâyin olunan Ali Bey, 1719’da Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşanın sadâreti zamânında beylerbeyi pâyesi ile Türkmen ağası, 1722’de Rumeli pâyesi ile Adana Vâlisi oldu. Bu görevdeyken çevredeki birçok aşîretin elebaşlarını sindirerek güvenliği sağlayıp, haklı bir ün kazandı. 1724’te tâyin edildiği Haleb vâliliği sırasında serasker Köprülüzâde Abdullah Paşa maiyetinde doğu seferine…

Read More

Hekimbaşılık

Osmanlı sarayının ve memleketin sağlık işleriyle uğraşan teşkilât. Bu teşkilâtın başındaki vazîfeliye “hekimbaşı” denilirdi. Bâzı kaynaklara göre Fâtih Sultan Mehmed Handan önce Sultan İkinci Murâd Han döneminde yerleşmeye başlayan bu kuruluş, sonraları daha da gelişti. Sultan İkinci Murâd Han döneminde Hekim Şeyhî’nin, hekimbaşı olarak tayin edildiği bilinmektedir. Hekimbaşı, pâdişâhın çevresinde çalışan kişilerin en büyüklerinden sayılırdı. Bu sebeple hekimbaşılığa tâyin edilenlere 18. yüzyıla kadar sadrâzamlar, sonraları da dârüssaâde ağaları, pâdişâh tarafından hediye edilen bir kürk giydirirlerdi. Hekimbaşı, dârüssaâde ağasına bağlı olmakla berâber her türlü yazışmaları sadrâzamla yapardı. Bütün sağlık personelinin tâyin…

Read More

Hekim

Alm. Arzt (m), Fr. Medecin (m), İng. Physician, doctor of medicine. İnsanların sağlık ve mutluluğunu amaçlayan ve bu yoldaki çalışmaları sanat edinen kişi, tabib. Günümüzde hekimler için yanlış olarak doktor kelimesi kullanılmakta veya doktor denilince akla önce hekim gelmektedir. Doktorluk veya doktora bir akademik kariyer olup her ilim dalında geçerli bir basamaktır. Âdem aleyhisselâmdan çoğalarak bütün dünyâya yayılan insanlar zamanla doğru yoldan ayrıldılar. Yaşayışlarında, inançlarında, ilimlerinde büyük değişiklikler oldu. İşte böyle doğru yoldan ayrılmış cemiyetlerde yaşayan insanların sağlık konusundaki bilgileri yalnızca gözlemlere dayanmaktaydı. Bu insanlar bâzı meyve ve bitkilerin zehirli…

Read More

Heisenberg, Werner Karl

Atomun yapısı ile alâkalı çalışmaları ile tanınmış, kuantum mekaniğinin kurucusu olan Alman fizikçisi. 1901’de Würzburg’da doğdu. 1 Şubat 1976’da Münih’te vefât etti. Münih Üniversitesinde Arnold Sommerfeld ile berâber araştırmalar yaptı. Daha sonra Max Born, David Hilbert ve Niels Bohr gibi meşhur fizikçilerle çalıştı. Heisenberg (1925’te) ve Evwin Schrödinger (1926’da) ayrı ayrı atomun kuvantum (dalga) mekaniğini farklı olarak, fakat matematik yönünden eşit şekilde formüllendirdiler. Bunların teorileri 1928 senesinde İngiliz teori fizikçisi Pal Dirac tarafından genişletilip geliştirildi. 1927’de Leipzig Üniversitesi fizik profesörlüğüne tâyin edildi. Aynı yıl meşhur belirsizlik prensibini ortaya koydu. Atom…

Read More

Hegel, George Wilhelm Friedrich

Alman filozofu. 27 Ağustos 1770’te Sututtgart Württemberg’te doğdu. İlk ve orta öğrenimden sonra Tübingen Üniversitesinde, felsefe, klâsik edebiyat ve ilâhiyat öğrenimi gördü. Tübingen’deki Protestan Stiftinde ilâhiyât öğrenimine devam etti. Schelling ve Hölderlin ile tanıştığı bu dönemde Fransız devriminin etkisinde kaldı. Kilisede vazife almak fikrinden vazgeçerek Bern’e yerleşti ve özel ders verdi. Kant felsefesini inceledi. Hıristiyanlık üzerine bir takım metinler yazdı. Çeşitli akımları incelemesi sebebiyle fikrî bunalıma düştü. Gittikçe artan hüznünün üstesinden gelmek için daha çok çalışmaya başladı. Yunan felsefesinin yanında çağdaş târih ve siyâsate yöneldi. İktisat öğrendi. Daha önce tesirinde…

Read More

Hediye

Alm. Geschenk (n), Gabe (f), Fr. Cadeau, (m), İng. gift, present. Karşılıksız olarak, bir başkasına mülk olarak verilen mal. Bir kimseye ikrâm olarak götürülen veya gönderilen mala da hediye denir. Türkçede, armağan kelimesi de hediye karşılığı olarak kullanılmaktadır. Hibe de, hediye demektir. Hediye; hibe etmek, bağışlamak, mânâsına gelir. Hediye, insanlar arasında bir yakınlaşma ve yardımlaşma vâsıtasıdır. Târih boyunca insanlar ellerindeki çeşitli mal ve eşyâları birbirlerine karşılık beklemeden verip hediyeleşmişlerdir. Toplumların din, örf, âdet, gelenek görenek ve ekonomik durumlarına göre çeşitli mal ve eşya hediye metâı olabilmiştir. Bunlar arasında mücevherlerden kumaşa,…

Read More

Hece Vezni

Bir nazım ölçüsü. Bir şiirdeki mısraların aynı sayıda heceden meydana gelmesi esâsına dayanır. Eskiden buna hesâb-ı benân (parmak hesabı) da denilirdi. Türklerin şiirde asıl olarak kendilerine has ölçüsü hece veznidir. Hece vezninin mâzisi, en eski Türk edebiyâtı vezinlerine kadar uzanır. Orta Asya devrinden kalma ve İslâmiyetten önceki devirlere âit Türk edebiyâtı örneklerinin ufak tefek aksamalar hâriç hece vezniyle yazıldığı görülür. Türkler, Müslüman olduktan sonra öğrendikleri Arap ve Fars (İran) dilleri ve edebiyatlarından bâzı ilmî, dînî ve içtimâî kelimelerle birlikte, aruz veznini de alarak bu veznin bahirleriyle mükemmel şiirler yazdılar ve…

Read More

Hâzinî

On ikinci yüzyılda Türkistan’da yetişen yer çekimi ve terâzilerle alâkalı çalışmalar yapan fizik, astronomi ve matematik âlimi. İsmi Abdurrahmân el- Mansûr el-Hâzinî olup,künyesi Ebü’l-Feth’tir. Doğum târihi belli değildir. Türkistan’ın Merv şehrinde yetişti ve 1118 (H.512) senesinden îtibâren tanınıp meşhur oldu. 1155 (H.550) senesinde vefât etti. Bâzan Ebû Ca’fer Ali Hâzinî adlı başka bir âlim ile karıştırılmaktadır. Ebû Ca’fer Ali el-Hâzinî de devrinin önde gelen âlimlerindendi ve bilhassa matematik ve astronomi ilimlerinde söz sâhibiydi. Ebü’l-Feth Hâzinî bu zâtın kölesi idi. Hâzinî’deki kâbiliyeti fark eden Ebû Ca’fer, ona ilim öğrettikten sonra âzâd…

Read More

Hazîne-i Hâssa

Osmanlı pâdişâhlarının şahsî gelir ve giderlerine âit işlere bakan teşkilât. Osmanlı Devleti mâliyesinde iki büyük hazîne vardı. Birincisi bütün devlet gelirlerini toplayıp muayyen kânunlarla mahallerine veren ve sarf eden Dîvân-ı Hümâyûn hazînesi yâni dış hazîne (Bkz. Hazîne); diğeri ise, muayyen kânunlarla toplanarak lüzûm ve ihtiyâç hâlinde Dîvân-ı Hümâyûn hazînesine yardım eden iç ihtiyât hazînesi olan hazîne-i hâssa veya diğer ismiyle hazîne-i enderûn. Hazîne-i hâssanın idâresi sarayda bulunduğu için, hazînedâr başının emrinde, Dîvân-ı Hümâyûn hazînesinin idâre ve mesûliyeti ise vazîriâzamın elinde bulunuyordu. Netîcede ise, her iki hazîne de pâdişâha bağlıydı. Pâdişâhın…

Read More

Hazîne-i Evrâk

Osmanlı devlet arşivi. Önceleri sarayda iki evrâk mahzeni vardı. Bunlardan biri Paşakapısı’nda, diğeri de eski Dîvânhâne yeri yakınındaydı. Bütün kânunlar, nizamlar ve mühim emirler âit oldukları kalem defterlerine kayıt olunurlar ve bu defterler dolduktan sonra saraydaki evrâk mahzenine gönderilirdi. Yeni kayıtlar ise Paşakapısı’ndaki (Bâbıâlî’deki) mahzende saklanırdı. 1846 yılından sonra sadrâzamlık (Paşakapısı) arşivi, Hazîne-i evrâk adıyla anılmaya başladı. Başta pâdişâh olmak üzere, Enderûn-ı Hümâyûnda tam bir disiplin ve âhenkli bir terbiye sistemiyle yetiştirilen üst kademe Osmanlı devlet adamları, tam bir tertip ve düzenle yazdıkları evrâkları usûlüne uygun bir şekilde saklamaya îtinâ…

Read More

Hazîne

Alm. Staatskass (f), Staatsschatz (m), Fr. Tresor (m), İng. Public treasury, treasury. Bütçenin gelir ve giderleri arasında yer ve zaman bakımından ortaya çıkan âhenksizlikleri gideren devletin eline geçen paraları muhâfaza ve idâre ile gerekli ödemeleri yapan kuruluş. Daha önce kurulmuş bütün İslâm memleketlerinde olduğu gibi Osmanlı Devletinde de hazîneye âit fonksiyonları Beytülmâl müessesesi yerine getirirdi (Bkz. Beytülmâl). Yurdumuzda hazine işleri, Hazine ve Dış Ticâret Müsteşarlığına bağlı Hazine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İktisâdî İşbirliği Teşkilâtı tarafından yürütülmektedir. Hazîne Genel Müdürlüğünün asıl görevi, hazîne işlemlerini yapmak, yâni gelirleri toplamak, giderleri ödemek, hazine…

Read More

Hazımsızlık

Alm. Verdauungsbeschwerden (pl), schlechte Verdauung (f), Fr. Troubles (m.pl.) de la digestion, İng. Indigestion. Genellikle yiyeceklerin alınmasından sonra ortaya çıkan ve karın boşluğundaki çeşitli şikâyetleri içine alan geniş mânâlı bir terim. Hazımsızlık olduğu zaman karında dolgunluk, basınç, ağrı, mîde yanması, geğirme, gerginlik veya şişkinlik bulunabilir. Çoğu zaman hazımsızlık şikâyetlerinin belli bir sebebi bulunamaz. Bunlar fonksiyonel hazımsızlık olarak nitelenirler ki, şahsın psikolojik sebeplerden kaynaklanan durumunu ifâde eder. Yemeklerden hemen sonra ortaya çıkan şikâyetler; safra kesesi yetmezlikleri, yemek borusu hastalıkları, gastritler, mîde kanseri ve ülseri durumlarında görülebilir. Yemeklerden birkaç saat sonra gelişen…

Read More

Hazım

Alm. Verdauung (f), Fr. Digestion (f), İng. Digestion. Vücûda karmaşık yapıda alınan besinleri, emilebilecek ve vücut dokularında kullanılabilecek hâle getirme işlemi. Besinlerde karbonhidratlar, proteinler ve yağlar olmak üzere üç ana gıdâ çeşidi bulunur. Vitaminler ve mineraller de mutlaka alınması gereken maddelerdir. Proteinler ve yağlar kaynaklarına göre nebâtî olanlar, hayvânî olanlar diye de ayrılabilir. Gıdâ, sindirim sistemi boyunca ilerlerken mekanik ve kimyâsal etkilerle giderek daha küçük parçalara ayrılır. Bu sırada besinler tükrük bezleri, mide, pankreas, safra kesesi ve ince barsaklardan salgılanan çeşitli ifrazatlar tarafından etkilenir. Emilemeyen artık parçalar son sindirim işlemlerinin…

Read More