Peruze

Alm. Türkis (m), Fr. Turquoise (f), İng. Turquoise. Gök mavisinden yeşilimsi mâviye kadar değişen renklerde mücevheratta kullanılan değerli taş. Aslı Farsça firuze olup, süs taşı olarak kullanılır. Hidratlı tabiî alüminyum ve bakır fosfattır. Formülü CuAl6 (PO4)4(OH)84H2O, özgül ağırlığı 2.6 ile 2.83 arasındadır. Horasan ve Türkistan’da çıkar. Güzel renklisi ve lekesizi kıymetlidir. Hindistan’da bir mihracede mavi lekesiz peruzeden yapılan bir tesbih bulunduğu rivâyet edilmektedir. Peruze yağa dokunursa emer, rengi bozulur ve kıymeti düşer. Bu bakımdan bu taştan zînet eşyâsı olanların yağdan korunması gerekmektedir.

Read More

Panayır

Alm. Handelsmesse (f), Fr. Faire le Commerce (de), İng. Tradefair. Bir yerde belli zamanlarda birkaç gün veya daha fazla sürmek üzere ticâret maksadıyla kurulan büyük pazar. Cemiyet hâlinde yaşamaya mecbur olan insanlar, ellerindeki malları tanıtmak ve birbirleriyle değiştirmek için çok eski zamanlardan beri panayırlar kurardı. Eski kavimler birbirleriyle alış veriş yapabilmek için belli yerlerde toplanırlar, getirdikleri malları değiştirmek sûretiyle ihtiyaçlarını karşılarlardı. Kavimler, kabileler, panayır zamânında savaş hâlinde olsalar bile barış yapıp, alışverişte bulunurlardı. Peygamberimizden çok önceki yıllarda Mekke’ye dînî sebeplerle gelenler burada kurulan panayıra katılırdı. Büyük kervanlarla gelen mallar, burada…

Read More

Payton

Alm. Kutsche (f), Fr. Phaéton (m), İng. Phthon. Tek ve çift atla çekilen ve insan taşıyan dört tekerlekli körüklü araba. Osmanlılar zamânında insan taşıyan arabalara genellikle kupa adı verilirdi. Sonradan hinto, talika, kâtip odası, lando isimleri de verilen arabalar yapılmıştı. Lando ve kupalarda oturulacak yerler tamâmen kapalıydı. Paytonlarda ise arkadan öne doğru yarıdan fazlasını örtecek şekilde körükler vardı. Seyis denilen sürücülerin ön kısımda oturduğu yer daha yüksektir. Seyislerin iki yanında gece kullanıldıkları zaman yakılan iki fener bulunurdu. Zerafeti, atların bakım ve süsleriyle uzun zaman eski devrin sembolü olan paytonlar, otomobiller…

Read More

PEYGAMBER

Alm. Prophet (m), Fr. Prophéte (n), İng. Prophet. Allahü teâlâ tarafından insanlar arasından seçilmiş ve görevlendirilmiş, her bakımdan güvenilen, kusursuz, günâhsız kimse. İnsanlara, dînin hükümlerini tebliğ eden, duyuran, öğreten elçi, haberci. Peygamber, Farsça bir kelimedir. Lügatta, gönderilmiş zât ve haberci mânâsına gelir. Nebî ve Resûl ise Arapçadır. Türkçede her üçü de kullanılmaktadır. Resûl kelimesinin çoğulu Rusül, Nebi’nin çoğulu ise Enbiyâ’dır. Dinde inanılacak altı şeyden dördüncüsü, Allahü teâlânın Peygamberlerine inanmaktır. İnsanları, Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşturmak, doğru yolu göstermek için gönderilmişlerdir. İslâmiyette peygamber demek, yaratılışı, huyu, ilmi, aklı zamânında bulunan bütün…

Read More

Otuzbir Mart Vak’ası

Meşrutiyetin muhâfazası için Selanik’ten İstanbul’a getirilen Avcı taburlarının 13 Nisan 1909’da çıkardığı isyan. Rûmî takvimle 31 Mart 1325’te çıktığı için Otuzbir Mart Hadisesi denilmektedir. İsyânın sonucunda Sultan Abdülhamîd Han tahttan indirilmiş ve meşrutiyet örfîleşmiştir. Bu vak’anın tertip edilişi, teşvik edicileri bu güne kadar kesin olarak ortaya konamamıştır. Ancak Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın hiçbir ilgisi olmadığı kesindir. Bununla berâber Otuzbir Mart Vak’asının umûmî sebepleri târihçiler tarafından şöyle sıralanmaktadır: 1- Meşrutiyetin îlânından o güne kadar geçen zamanda İttihat ve Terakki Cemiyetinin baskısı ile güvensiz, karışık bir durumun ortaya çıkması. 2- Rum, Ermeni…

Read More

Pansuman

Alm. Verbinden (n), Fr. Pansement (m), İng. Dressing, bandaging. Yaraların mikroplardan temizlenmesi ve korunması için yapılan yıkama ve örtme işlemi. Yara iyileşmesinin iyi, çabuk ve iz bırakmadan olması için bölgenin ölü dokulardan ve mikroorganizmalardan temizlenmesi ve dış ortamın zararlı etkilerinden korunması gerekir. Böylece hem mikropların hem de tahriş edici maddelerin yaraya ulaşması engellenmiş olur. Yara kapalı ise tentürdiyot veya mersol kullanılarak temizlenir. Makat ve üreme organları çevresindeki yaralarla açık yaralarda, kendilerinin de tahriş edici etkileri sebebiyle kullanılmazlar. Açık yaralarda, ölü dokular temizlendikten sonra ilk pansuman yapılır: Tuzlu su serumu (serum…

Read More

Paratoner

Alm. Blitzableiter (m), Fr. Paratonnerre (m), İng. Lightning conductor, lightning rod. Mesken yerlerini, sanâyi tesislerini, yıldırımdan koruyan, en kısa yoldan toprağa akmasını sağlayan cihaz. Yıldırım, toprakla bulut arasında elektrik yüklerinin süratli bir şekilde yer değişmesi olarak izâh edilebilir. Bulut yükünün pozitif veya negatif olmasına, şimşeğin buluttan veya yerden kopmasına göre, dörde ayrılabilir: 1) Negatif inişli. 2) Negatif çıkışlı, 3) Pozitif inişli, 4) Pozitif çıkışlı. Bununla berâber, yıldırım darbelerinin % 90’ı negatif inişlidir. Bu 16 ülkenin uzmanları tarafından yapılan araştırmalar neticesinde belirlenmiştir. Her hangi bir bulutun potansiyeli belirli bir değere geldiğinde,…

Read More

Preveze Zaferi

Kaptan-ı deryâ Barbaros Hayreddîn Paşanın, Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması ile yaptığı deniz savaşı. 27 Eylül 1538’de Adriyatik Denizinin Arta Körfezi kıyısında Preveze Kalesi önündeki açık sularda yapılan savaş. Osmanlı donanmasının zaferiyle sonuçlanmıştır. Başlangıçta Osmanlı Devletinin emrinde olmayan Barbaros Hayreddîn ve arkadaşlarının, Akdeniz hâkimiyetinde rolü çok büyüktür. Bu kahraman Türk denizcileri, Cezâyir ve Tunus’ta yerleşmeye çalışan Avrupalıları oralardan söktüler ve denizlerin arslanı oldular. Yavuz Sultan Selim, bu kahramanlara asker ve top göndererek yardım etti. Kânûnî Sultan Süleymân Macaristan’da zaferler kazanırken, onlar da aynı yılda, yâni 1525’teAkdeniz’in kuzey sâhillerini vuruyor, Hıristiyan…

Read More

32 Farz

İslâm dîninde, mükellef yâni akıl bâliğ, akıllı ve yetişkin kadın erkek her Müslümanın, en önce öğrenmesi gereken, otuziki dîni emir. Allahü teâlânın, İslâm dîni ile insanlara bildirdiği emir ve yasakları çoktur. Bunlardan îmân etmek, bütün insanlara emredilmiştir. Herkes için îmân zaruridir. Dinde, îmân eden herkes, farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya memur edilmiştir. Bunun için müminlere, îmân edenlere; farzları ve haramları öğrenmek, bilmek de farzdır. Otuziki farz meşhurdur. Bunlardan dördü esas olup, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hac etmektir. Îmân ile berâber bu dört farz, İslâmın şartıdır. Îmân edip…

Read More

Osmân-ı Zinnûreyn

Eshâb-ı kirâmın en büyüklerinden ve Peygamberimizin “aleyhisselâm” dâmâdı, üçüncü halifesi. 577 senesinde Mekke’de doğdu. Babası Affân olup, Kureyş kabîlesinin Benî Ümeyye kolundandır. Annesi ise Ervâ binti Küreyz’dir. Hem ana hem baba yönünden soyu, Abdülmenaf’ta Peygamber efendimizin temiz nesebiyle birleşir. Dünyâdayken Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hazret-i Rukayye’den Abdullah isminde bir oğlu olmuş, bu sebeple Ebû Abdullah künyesiyle tanınmıştır. Osmân-ı Zinnûreyn, ilk Müslüman olanların beşincisidir. Müslüman olmadan önce ticâretle uğraşırdı. Zengin bir tüccar olup, mükemmel ve zarif bir cemiyet insanı idi. Kabîlesi arasında geniş bir çevresi ve büyük îtibârı vardı. İslâmiyet gelmeden önce, hazret-i Ebû Bekr…

Read More

Ömer bin Hattâb

Eshâb-ı kirâmın en büyüklerinden ve Peygamberimizin ikinci halîfesidir. Hulefâ-i Râşidînden ve Aşere-i mübeşşereden yâni Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hicretten kırk sene önce Mekke’de doğdu. Dokuzuncu dedesi olan Ka’b’da soyu Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” soyu ile birleşir. Babası Hattâb Kureyş kabîlesinin ileri gelenlerinden, annesi Hanteme binti Hişam Ebû Cehl’in kızkardeşiydi. Dâimâ re’yi isâbet ettiği, doğru söylediği veya hakkı bâtıldan ayırdığı için “Fârûk” ismi verildi. Künyesi Ebû Hafs’tır. İslâmdan önceki Mekke toplumunda doğup büyüyen hazret-i Ömer, soy kütüğü ilmini (ilmi neseb) iyi bilirdi. Gençliğinde ata biner ve güreş yapardı. Hicaz bölgesinin o zaman en meşhur ve büyük…

Read More

Alfa Işınları, Radyoaktivite

Alm. Radioaktivität (f), Fr. Radioactivité (f), İng. Radioactivity. Bâzı elementlerin çekirdeklerinin şua yayarak parçalanması. Dış etki olmaksızın kendi kendine bir parçalanma sonucu durmadan şuâ (ışın, radyasyon) şeklinde enerji veren maddelere radyoaktif maddeler, neşredilen şuâlara radyoaktif şuâ denir. Radyoaktifliğin keşfi: Fizikokimyâ sahasında en önemli keşif olup, bu keşifle birlikte kimyevî elementler hakkındaki düşünceleri temelinden değiştirdi. Aynı zamanda atomun çekirdeğindeki muazzam enerjinin kullanılmasını mümkün kıldı. Radyoaktivite, 24 Şubat 1896’da Henri Becquerel tarafından keşfedildi. Radyoaktivite, flüoresan kılınmış maddelerin X ışınları verip vermedikleri araştırılırken bulundu. H. Becquerel, X ışını elde etmek maksadıyla flüoresan olan…

Read More

Piyale Paşa

Osmanlı târihinin büyük denizcilerinden. Doğum târihi kesin olmamakla birlikte, 1515 olarak tahmin edilmektedir. 1526 Mohaç Seferi dönüşünde saray hizmetine alınarak Enderunda yetiştirildi. Kapıcıbaşı ve Gelibolu Sancakbeyliği vazîfelerinde bulunduktan sonra Bahriye Beylerbeyliğine yükseltilerek, kırk yaşlarında Kaptân-ı deryâ oldu. Bu devirde donanma-yı hümâyûn ve Cezâyir donanması yılın on iki ayında Akdeniz’de seyredip, kuş uçurtmuyordu. Osmanlılar, Avrupa’da büyük devletler arasındaki dengenin bozulmaması için, Fransa Kralı İkinci Fransuva’nın annesinin yalvaran yardım taleplerini karşılamak üzere, Piyâle Paşa kumandasında büyük bir donanma gönderdi. Piyâle Paşa, 1555’te İstanbul’dan hareket etti. Turgut Reis’in de katıldığı donanma yardımda ve fetihlerde bulunarak, geri döndü. 1556-1557 deniz mevsiminde tekrar Akdeniz’e açılan Piyâle Paşa,…

Read More

Öşür

Alm. Zehntenabgab, Fr. La dime, İng. Fithe. Toprak mahsullerinin zekâtı. İslâm dîni, dört çeşit mala sâhip olup, nisap miktarına ulaşınca zekât verilmesini emretmektedir. Bu dört çeşit zekât malından biri de toprak mahsulleridir. Diğer üçü altın, gümüş ve para zekâtı, ticâret mallarının zekâtı ve hayvan zekâtıdır. (Bkz. Zekât) Yağmur suyu veya nehir, dere suyu ile sulanan, harac olmayan bütün topraklardan (öşürlü toprak olmasa bile) ve vakıf topraktan çıkan şeylerin zekâtına (uşr) veya öşür denir. Uşr veya öşür, lügatte “onda bir” demektir. Arapça “aşere (on)” kelimesinden türemiştir. Öşür vermek farzdır. Kur’ân-ı kerîm’de,…

Read More

Plüton

Alm. Pluto (m), Fr. Pluton (m), İng. Pluto. Güneş sisteminin dokuzuncu ve sonuncu yörüngesinde bulunan en küçük gezegen. Ekvatordaki çapı 2284 km Kütlesi 0,110xdünyâ kütlesi Yoğunluğu 2 gr/cm3 Hacmi  Bilinmiyor Satıhtaki çekim kuvveti 0,60xdünyâ çekim kuv. Kaçma hızı 5.3 km/sn Kendi etrafındaki dönüşü 6.3867 gün Ekvatorun yörünge ile açısı  Bilinmiyor Güneşten uzaklığı 5912×106 km Güneş etrâfındaki dönüşü 248.4 sene Yörüngedeki hızı 4.84 km/sn Yörüngeden egzantrik kaçıklığı 0.25 Yörünge meyli 17.17° Uydu sayısı 1 Yüzey sıcaklığı 230°C Plüton güneş etrafında elips biçiminde bir yörüngede döner. Güneşe en yakın mesafesi 4.49 milyar…

Read More

Osman Han – III

Osmanlı sultanlarının yirmi beşincisi veİslâm halîfelerinin doksanıncısı. Sultan İkinci Mustafa Hanın oğlu olup, 2 Ocak 1699’da Şehsüvar Sultandan doğdu. Şehzâdeliğinde mükemmel bir eğitim görerek büyüdü. Zamânını, din, edebiyât ve tıb kitaplarını okuyarak kendisini yetiştirmekle geçiren Üçüncü Osman, 13 Aralık 1754 târihinde ağabeyi Birinci Mahmûd Hanın vefâtı üzerine sultan oldu. Sultan Üçüncü Osman, 2 Ocak 1755’te Eyüp Câmiinde kılıç kuşandı. O devre kadar, yeni pâdişâh tahta çıktığı zaman mukâtaa, timar ve zeâmet sâhiplerinin beratları yenilenerek bir cülûsiye vergisi alınırdı. Hazîne dolu olduğu için, Sultan Osman bu vergiyi affetti. Ayrıca emeklilere de…

Read More

Osman Han – II

Osmanlı sultanlarının on altıncısı ve İslâm halîfelerinin seksen birincisi. Babası Sultan Birinci Ahmed Han, annesi Mahfiruz Hadîce Sultandır. 1604 senesinde İstanbul’da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. Kuvvetli bir edebiyât, târih, coğrafya ve matematik tahsili gördü. 26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinciMustafa’nın rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultânı oldu. İkinci Osman’ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış antlaşması imzâlanarak harbe son verildi. 1620 yazında Halil Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması İyonya Denizini kuzeye…

Read More

Osmanlı Devleti

On dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedânın kurduğu devlet. Asr-ı seâdet ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen Müslüman Türk Devleti. Osmanlı kudretinin doğuşu Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan, yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı hânedânının ortaya çıkışı meselesi, Batı Anadolu’nun Uç bölgesinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu ile sıkı sıkıya bağlıdır. Osmanlı hânedânının mensup bulunduğu Oğuzların sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyu, dokuzuncu milâdî asırdan îtibâren Selçuklularla beraber Ceyhun Nehrini geçerek…

Read More

Osman Gâzi

Osmanlı sultanlarının ilki. Dünyânın en uzun ömürlü hânedanının ve en büyük devletlerinden Osmanlı Devletinin kurucusu. 1258 tarihinde Söğüt’te doğdu. Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundan Ertuğrul Gâzinin oğludur. İslâm terbiyesiyle yetiştirildi. İslâmî ilimler öğretildi. Devrin örf ve âdetince mükemmel bir askerî tâlim ve terbiyeyle yetişti. Ertuğrul Gâzinin silâh arkadaşı ve kumandanlarından kılıç kullanmayı, kargı savurmayı, ata binmeyi öğrendi. Onların gazâlarını dinledi. Yaptıklarından ibret alarak, gençliğinden îtibâren gazalara katılıp, zaferler kazandı, kumandanlık vasıflarını geliştirip kuvvetlendirdi. Bizans’ın hâkimiyetindeki Batı Anadolu cihat memleketi olduğundan, bölgede gazâ niyetiyle pekçok kumandan mücâhid, derviş ve her biri…

Read More

Örf ve Âdet

İnsanlar arasında tekrar tekrar yapılarak yerleşmiş olan davranışlar, kurallar. Örf, lügatte (sözlükte) “tanıma, bilme, tanınan, bilinen” mânâlarına gelir. Âdet ise, îtiyat, yâni alışkanlık demektir. Örf, işle ve sözle; âdet yalnız işle ilgilidir. Âdete teâmül de denir. Örf ve âdete an’ane, gelenek ve görenek de denilmektedir. İslâm hukûkunda, yalnız dînin ve aklın güzel gördüğü, beğendiği örf ve âdetler mûteberdir. Örf ve âdetler, devletin herhangi bir müdâhalesi olmaksızın, müşterek ihtiyaçların baskısı altında, belli ictimâî (sosyal) münâsebetleri, tanzim için lâzım olup, kendiliğinden meydana gelmektedir. Örf ve âdet, toplum içinde bulunduğu şartlarla çok yakından…

Read More

16. Cilt Fihristi

OSMAN BİN MAZ’ÛN ÖDEM OSMAN BEDREDDÎN (Bkz. İmâm Efendi) ÖDEMELER DENGESİ OSMAN BÖLÜKBAŞI ÖDÜNÇ (Karz-ı hasen) OSMAN CEMAL KAYGILI ÖGLENA (Euglena) OSMAN DAN FODYO ÖĞRETİM (Bkz. Eğitim) OSMAN GÂZİ ÖĞRETMENLİK OSMAN HAN-II ÖKALİPTUS (Eucalyptus) OSMAN HAN-III ÖKSEOTU (Viscum album) OSMAN HULÛSİ ATEŞ ÖKSÜRÜK OSMAN TURAN ÖKSÜRÜKOTU (Tussilago farfara) OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ ÖKÜZ (Bkz. Sığırlar) OSMÂN-I ZİNNÛREYN ÖLÇEK OSMANLI DEVLETİ ÖLMEZ ÇİÇEK (Helichrysum) OSMANLI TÜRKÇESİ (Osmanlıca) ÖLÜM OSMANLI TÜRKÇESİ EDEBİYATI (Bkz. Türk Edebiyatı) ÖMER ALTAY EGESEL OSMANZÂDE TÂİB ÖMER BEDREDDİN UŞAKLI OSMOTİK BASINÇ (Bkz. Osmoz (Geçişme) Olayı) ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ OSMOZ…

Read More