Alm. Thymusdrüse (f), Fr. Thymus (m), İng. Thymus thymus gland. Kalbin üstünde göğüs kemiğinin arkasında bulunan bir iç salgı bezi. Yeni doğmuş çocuklarda nispeten büyük bir organdır (11-12 gr). İki, üç yaşına kadar büyümeye devam eder; ağırlığı 36-38 grama kadar çıkar ve büluğ çağına kadar bu durumunu muhâfaza eder. Sonra asıl fonksiyon gören kısım (parankima) azalmaya başlar ve yerini gittikçe çoğalan yağ dokusu alır. 20-25 yaş arasında parankimayla yağ dokusu arasında ağırlık bakımından nispet aynıdır. Bundan sonra parankimanın azalması daha hızlı seyreder ve sonunda tamâmiyle kaybolur. Fakat timus artıkları şekillerini…
Read MoreAy: Ocak 2021
Timurlular
Orta Asya ve İran’da büyük bir İslâm devleti kuran hânedânlık. Dünyânın en büyük hükümdarlarından Tîmûr Han tarafından 1370’te kuruldu. Mâverâünnehr ve İran dâhil Çin ve Delhi’ye kadar bütün Asya’ya Irak, Suriye ve İzmir’e kadar Anadolu’ya hâkim oldular. Moskova ve Astırhan’a kadar ilerlediler. Tîmûr Han, askerî fetihler yanında İslâm âlimlerine ve mübârek makamlarına hürmet ederek, hâkimiyetini çok genişletti. Çok harp edip, hep gâlip geldi. Hânedanın kurucusu Tîmûr Hanın Çin’e giderken vefât etmesiyle, ülke oğulları ve torunları arasında bölüşüldü. (Bkz. Tîmûr Han) Tîmûr Hanın torunu şehzâde Halil Sultan bin Mîrânşah, 1409 yılına…
Read MoreEmir Timur (Timur Han)
Türk-İslâm dünyâsının büyük hükümdarlarından. Târihin en büyük cihangirlerinden biridir. Babası Moğol Barlas Aşireti reislerinden Emir Turgaya, annesi Tigin Hatundur. 1336 senesinde Mâverâünnehr’de Semerkand’la Belh arasında Keş kasabasında doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven babası Emir Turagay, Tîmûr’a aklî ve naklî ilimleriyle kumandanlık bilgilerini ehil hocaların elinden öğretti. Tîmûr, babasının vefâtından sonra emirler arasında geçimsizlikler yüzünden memlekette anarşinin hâkim olması üzerine siyâsete karıştı. Mâveraünnehr Hâkimi Emir Hüseyin ile birlikte Doğu Türkistan Hükümdarı Tuğluk, Tîmûr’a karşı mücâdele verdiler. 1370’te Emir Hüseyin ile arası açılan Tîmûr, onun ölümünden sonra Mâverâünnehr’e tek başına…
Read MoreTimsah (Crocodilus)
Alm. Panzerechte, Fr. Crocodile, İng. Crocodile. Familyası: Timsahgiller (Crocodilidae). Yaşadığı yerler: Sıcak bölgelerde bataklıklar ve su kenarlarında. Özellikleri: Yapısı kertenkeleyi andırır. Vücûdu kemiksi pullarla örtülüdür. Suda iyi yüzerler. Balık, kuş ve memelilerle beslenirler. Ömrü: Yüz yıl kadar. Çeşitleri: 23 türü vardır. Nil timsahı (Crocodilus vulgaris), Amerika timsahı (C.americanus), Mississippi alligatoru (Alligator mississippiensis) meşhurlarıdır. Sıcak bölgelerdeki akarsularda yaşayan, Timsahgiller âilesinden iri yapılı, kalın ve kabuksu derili sürüngen türlerinin genel adı. Uzaktan bakıldığında kertenkeleye benzerler. Vücutlarının üzeri, sert kemiksi plakalarla örtülüdür. Ön ayaklarında beşer, arka ayaklarında dörder parmak bulunur. Parmak araları tamâmen…
Read MoreTimar
Osmanlı Devletinin; geçimlerine ve hizmetlerine âit masrafları karşılamak üzere bir kısım asker ve memurlara, muayyen bölgelerde, kendi nâm ve hesaplarına tahsil selâhiyetiyle birlikte tahsis etmiş olduğu vergi kaynaklarına verilen umûmî isim. İktâ ve dirlik diye de terminolojide anılır. Bu sistemde arâzî, timar verilen kimsenin mülkü değildir. Timar sâhibi (sâhib-i arz), arâziyi, reâyâya (vergi vermekle mükellef olan vatandaşa) işletmek üzere verir, mahsûlden ve reâyânın şahsından devletin alacağı vergileri toplar. Timar müessesesi, yâni eski İslâm devletlerinde kullanılan ismiyle iktâ; sünnet, icmâ ve Hulefâ-i Râşidînin tatbikatıyla sâbittir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem…
Read MoreTilki (Vulpes vulpes= Canis vulpes)
Alm. Fuchs (m), Fr. Renard (m), İng. Fox. Familyası: Köpekgiller (Canidae). Yaşadığı yerler: Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da. Amerika kıtasında yaşayan türleri de vardır. Özellikleri: Kulakları sivri ve büyük, kuyruğu uzun, zekâ ve hilesiyle meşhur etçil bir hayvan. Ömrü: 15-20 yıl. Çeşitleri: Birçok türü vardır. Kızıl tilki (V. vulpes), yarasa kulaklı tilki (Otocyon megalotis), kutup tilkisi (V. lagopus) meşhurlarıdır. Dünyânın hemen hemen her yerinde yaşayan, Köpekgiller familyasından bâzı türlere verilen genel ad. Etçil memelilerdir. Büyük kulakları ve uzun kuyrukları vardır. Burnu sivridir. Koku alma ve işitme duygusu çok güçlüdür. Boyu…
Read MoreRodos’un Fethi
Kânûnî Sultan Süleymân Hanın, Rodos şövalyelerinin elindeki Rodos ada ve şehrini 29 Aralık 1522’de ele geçirmesi. Anadolu’nun güneybatısında bulunan Rodos Adası, ilk olarak 672 yılında hazret-i Muâviye zamânında Bizanslılardan alındı. Ada, 680’de tekrar Bizanslılara geçti. Daha sonra Akka’dan kovulan Hospitalier şövalyeleri buraya yerleştiler (1291). Hıristiyanların en kuvvetli ileri karakolu oldu. Anadolu ve Mısır’a yönelik Haçlı seferlerinde üs olarak kullanıldı. Fethi için birçok seferler düzenlendiyse de muvaffak olunamadı. Fâtih Sultan Mehmed Han zamânında fethe yaklaşıldı ise de yine muvaffak olunamadı (1480). Cem Sultan’ın Rodos şövalyelerinin eline geçmesi, onları daha da azgınlaştırdı.…
Read MoreTifo
Alm. Typhus (m), Fr. Fièvre (f) typhoide, typhoide (f), İng. Typhoid fever, typhoid. Salmonella typhosa adı verilen bir mikrop tarafından meydana getirilen, ağız yolundan besin maddeleri ile bulaşarak barsak lenf dokusunda doku ölümüne yol açan genel bir lenf sistemi enfeksiyonu. Salmonella typhosa mikrobu, 1 ilâ 3,5 mikron uzunluğunda olup, hareketli, sporsuz ve kapsülsüz bir bakteridir. Tifo bütün dünyâda yaygın bir hastalık olmakla birlikte; gerekli korunma tedbirlerini alan, çevre sağlığı şartlarını eksiksiz yerine getiren, temiz su ve alt yapı tesisleriyle ilgili problemleri olmayan, yâni gelişmiş ülkelerde salgınlar yapamamaktadır. Tifo, özellikle yaz…
Read MoreTicâret
Alm. Handel (m), Fr. Commerce (m), İng. Trade, commerce. Kazanç gâyesiyle yapılan alım-satım faaliyeti. İktisâdî malların elden ele geçerek sâhip değiştirmesidir. Geniş anlamda ticâret, parayla temsil edilen bütün malların kendi veya başkası hesâbına nakden veya hesâben sürekli olarak alınıp satılma faaliyetidir. İnsan sonsuz ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların elde edilmesini sağlayan içgüdüler, akıl, zekâ ve rûhî kuvvetlerle birlikte yaratılmıştır. İhtiyaçların çok çeşitli olması insanları birlikte yaşamaya, birbirinden faydalanmaya, ticârete itmiştir. Kısacası insan, medenî yaratılmıştır, insanla birlikte ticâret var olmuştur. İlk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâm zamânında ticâretin vâsıtası olarak…
Read MoreTicâniyye
Ebü’l-Abbâs Ahmed bin Muhammed et-Ticânî’nin tasavvufta tâkip ettiği yol, tarikat. Halvetiyye yolunun kollarından olan Ticâniyye, Kuzey Afrika’da yayılmıştır. Ebü’l-Abbas Ahmed bin Muhammed’in dedelerinden Seyyid Muhammed, Berberî kabilelerinden biri olan Ticanlılardan bir kadınla evlenmişti. Bu soydan geldiği için Ebü’l-Abbas Ahmed’e Ticânî, yoluna da Ticâniyye denildi. Ticâniyye yolunun kurucusu Ahmed et-Ticânî 1737 (H.1150) senesinde Cezâyir’in güneyinde Ayn-ı Mâdî denilen yerde doğdu. Peygamber efendimizin soyundan olup seyyiddir. Yedi yaşında Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Yirmi yaşına varmadan dînî ve edebî ilimleri öğrendi. Yirmi yaşına gelince tasavvufa yöneldi. Pekçok âlim ve velîyle görüşüp onlardan faydalandı. Sahrâ…
Read MoreTibet
Çin’in kendi kendini idâre eden yüksek ve geniş bir alanı. “Dünyânın Çatısı” ve “Kar Ülkesi” gibi kendine has isimleri olan bu bölge asırlar boyunca etrâfını çeviren büyük dağlardan dolayı insan yaşamayan vahşî hayvanların bulunduğu bir yer olmuştur. Tibet 27°20’ ve 36°30’ kuzey paralelleriyle 78°24’ ve 98°57’ doğu meridyenleri arasında yer alır. Târihi Tibet’in bilinen târihi M.S. 520 yılında bir kabile reisi olan Songstan Campo’nun, Tsangpo Nehri vâdisinde bir krallık kurmasıyla başladı. Kısa zamanda güçlenerek Çin için bir tehlike hâline geldi. Daha sonraları da güçlenmeye devam eden Tibet, 8. yüzyılda Orta…
Read MoreTırnak
Alm. Nagel (m), Fr. Ongle (m), İng. Nail. El ve ayak parmaklarının ucunda yer alan oval şekilli, sert, hafifçe eğri, parlak, yarı saydam boynuzsu yapı. Bir yandan parmakların uç kısmına dayanıklılık verirken, dokunma hissinin alınmasını da kolaylaştırır. Tırnak, anatomik olarak kök, gövde ve serbest uçtan meydana gelir. Kök kısmı deriyle örtülüdür. Gövdenin üst yüzü serbesttir ve şeffaflığı sebebiyle pembe bir görünüm arzeder. Üzerinde uzunlamasına çizgiler vardır. Dip taraftaki beyazlık “Lunula (ayça)” adını alır ve altındaki matriks (özel madde) tırnak büyümesinde önemli rol oynar. Normalde tırnak, serbest ucu boyunca deriden ayrılarak…
Read MoreTıp
Alm. Medizin (f), Fr. Médecine (f), İng. Medicine. İnsanları hastalıklara karşı korumaya, hastaların acılarını dindirmeye, hastalıklarını iyi etmeye çalışan bilim dalı. Allahü teâlâ kimi peygamberlere kitap, kimi peygamberlere de suhuf (küçük kitapçık) göndererek, bunları insanlara tebliğ etmelerini istemiştir. Bu kitaplarda insanların dünyâda rahat ve huzur içinde yaşamaları, âhirette de ebedî saâdete kavuşabilmeleri için çeşitli ilimleri ihtivâ eden bilgiler vardı. İşte bu bilgilerden biri de sağlık bilgileri yâni tıptır. Çünkü Allahü teâlâ insanın dünyâdaki bedenini, hastalanıp ölecek şekilde yaratmıştır. İlk insan ve ilk peygamber olan hazret-i Âdem’e, Allahü teâlâ tarafından gönderilen…
Read MoreTezkire
Alm. 1. Biographienwerk (n), 2. Vermer (m), 3. Bescheinigung, Schein (m), Fr. 1. Livre (m) de biographies, 2. Billet (m), 3. Permis (m), officiel, İng. 1. Biographical memoir, 2. Short note or letter, 3. Official certificate, 4. Soldier’s discharge papers. Çeşitli kimselerin biyografilerini veren kitap. Kısa pusula. Herhangi bir iş için izin verildiğini bildiren hükümetin verdiği kâğıt. Askerin görevini bitirdiğini terhis olduğunu bildiren belge. Özellikle şâirlerin hayatlarıyla şiirlerinden söz eden eser. Bunlardan başka mânâlara da gelen bu kelimenin günümüzde kullanılışı çok azalmış ve daha çok izin tezkiresi, mâzeret tezkiresi, terhis…
Read MoreTeyp
Alm. Tonband (n), Fr. Magnétophone (m), İng. Tape recorder. Sesi manyetik işlemlerle önce elektrik sinyalleri hâline çevirerek saklayan, gerektiği vakit elektrik sinyallerini ses hâline geri çeviren bir bilgi muhâfaza kayıt cihazı. Teybin kaydedeceği ses bir konuşma veya müzik sesi olabileceği gibi kompüterlerde kullanılan darbeli sinyaller, televizyonda kullanılan video sinyaller şeklinde de olabilir. Kayıtlar manyetik teyp bantlarına yapılır, gerektiğinde silinerek yeni kayıtlar alınabilir. Sesi elektrik sinyalleri hâline çevirerek 1898’de manyetik bir ortama ilk kaydeden Danimarkalı kâşif Valdemir Poulsen’dir. Manyetik ortam olarak manyetik çelik tel kullanmıştır. Pek pratik olmayan bu keşfi 1927…
Read MoreTeyemmüm
Dînimizde bildirilen namaz ve gusül abdesti alma şekillerinden biri. Teyemmüm, lügatta “kastetmek, niyet etmek” demektir. Dînimizde teyemmüm, suyun bulunmadığı veya kullanılmasının mümkün olmadığı durumlarda toprak cinsinden olan her temiz şeyle namaz ve gusül abdesti almak demektir. Dînimizde, namaz kılmak için abdestsiz olan kimsenin abdest alması, cünüp olanın da gusül etmesi farzdır. Abdestsizlikten ve cünüplükten kurtulmak için suyla temizlenmek esastır. Suyun bulunmaması veya kullanılamaması hâllerinde temiz toprakla teyemmüm etmeyi de dînimiz temizlik kabul etmiştir. Bu husus, dînimizin Müslümanlara gösterdiği kolaylıklardan biridir. Demir, bakır, tunç, kalay, altın, gümüş ve bütün mâdenler, yanıp…
Read MoreTevrât
Alm. Thora (f), Pentateuch (m); Altes Testament (n), Fr. Thora (f), Pentateuque (m), l’Ancien Testament (m), İng. Torah, The Pantateuch; the old Testament. Allahü teâlâ tarafından, Mûsâ aleyhisselâma gönderilen semâvî (ilâhî) kitap; Mûsevîlik dînini açıklayan kitabın adı. Allahü teâlânın, Peygamberler vâsıtasıyle insanlara gönderdiği ve böylece emirlerini ve yasaklarını bildirdiği semâvî kitapların hepsi yüz dörttür. İnsanlara bildirilen yüz dört semâvî kitaptan yüzüne suhuf ve dördüne de büyük kitap denir. Bunlardan on suhuf Âdem aleyhisselâma, elli suhuf Şis (Şît) aleyhisselâma, otuz suhuf İdrîs aleyhisselâma, on suhuf İbrâhim aleyhisselâma indirildiği meşhurdur. Tevrât Mûsâ…
Read MoreTevkif (Tutuklama)
Alm. Verhaftung, Festnahme (f), Fr. Arrestation (f), İng. Detention, custody; arrest. Durdurma, alıkoyma, hapsetme, tutma ve tutuklama. Bir kişiyi görüldüğü suçla ilgili tutuklama. Hürriyetin zorla mahrumiyeti (kısıtlanması) şeklinde uygulanan tedbir. Tevkif, geçici bir tedbir olup, mahkûmiyet veya tahliyeyle son bulur. Kânunun gösterdiği şartlarda, hâkim kararına göre, henüz mahkûm olmamış sanığın hürriyetinin zorla mahrumiyetidir. 1982 Anayasası’nın “Kişi Hürriyeti ve Güvenliği” başlığını taşıyan 19. maddesinin 4. fıkrası ve devâmı tevkifi düzenlenmiştir. “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak kaçmalarının, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan…
Read MoreTevfik Rüştü Aras
Türk siyâset adamı ve diplomat. 1883’te Çanakkale’de doğdu. İlk ve Orta öğrenimden sonra Beyrut Tıbbiyesini bitirdi. İzmir, Selânik ve İstanbul’da askerî hekimlik yaptı. İttihat ve Terakki fırkasına üye oldu. Teceddüt Fırkası’nın kuruluşuna katıldı. İlk TBMM’ye Menteşe (Muğla) milletvekili olarak girdi. Kastamonu İstiklâl mahkemesinde vazife alarak Türkiye’de yeni kurulan rejime karşı çıkan pekçok kimsenin cezâlandırılmasında aktif rol aldı. TBMM adına Bolşevikliğin (Komünizmin) temel esas ve uygulamalarını incelemek üzere Sovyetler Birliğine gönderilen heyette yer aldı. Dönüşünde Mustafa Kemal Paşanın isteği üzerine resmî Türkiye Komünist Fırkası (Partisi) kurucuları arasında yer aldı. 1923’te İzmir…
Read MoreTevfik Fikret
Servet-i fünun devri şâiri. 1867 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmed Tevfik’tir. Babası Çankırılı Hüseyin Efendi, annesi Sakızlı bir âilenin kızı olan H. Refia Hanımdır. Fikret, ilkokuldan sonra Galatasaray Sultânîsini bitirerek tahsilini tamamladı. Liseden sonra çok az okumuş, tahsiline devam etmemiştir. On dört yaşında şiir yazmaya başlayan Fikret’in Nazmi mahlasıyla yazdığı ilk şiirleri, gazel, tevhid, nazire gibi divan şiiri tarzında manzumeleridir. Galatasaray Sultânîsini bitirdikten sonra Bâbıâlîde birkaç sene kâtiplik yaptı. Daha sonra Galatasaray’a ve Robert Amerikan Kolejine öğretmen oldu. Bu arada Mirsad Mecmuası’nda aşk, tabiat gibi konularda şiirleri neşredildi. Mirsad’ın…
Read MoreTevessül
Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak; onların hatırı, hürmeti için, diyerek duâ etmek. Buna istigâse, yâni yardım istemek de denir. Tevessülün lügat mânâsı; bir şeyi, bir maksadın hâsıl olması için vesîle, sebep yapmaktır. Peygamberler, evliyâ gibi Allahü teâlânın sevdikleri, duânın kabûlü için sebep yapılmaktadır. Allahü teâlâ sebeplere yapışmayı emretmekte, her şeyi sebepler altında yaratmaktadır. Âdet-i ilâhiyyesi, ilâhî kânunu böyledir. Nitekim bulut vâsıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur; ilâç içerek şifâ; bomba, füze, uçak kullanarak zafer beklenmektedir. Bunların hepsi sebeptir. Dilekler, sebeplerden değil, Allahü teâlâdan istenmektedir, O’ndan beklenmektedir. Onun için tevessülde; şirk, Allahü teâlâya…
Read MoreTevekkül
Dînimizde Müslümanların, bütün işlerinde Allahü teâlâyı vekil etmeleri; bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra Allahü teâlâya güvenmeleri; bütün işlerini Allahü teâlâya ısmarlamaları; kalben O’na îtimât etmeleri. Lügatta “vekil etme” mânâsına gelir. Tevekkül, kalbin yapacağı bir iştir ve îmândan meydana gelir. Öğrenilmesi güç, yapması ise daha güçtür. Çünkü dînimizin bildirdiği tevekkülün hem akla, hem dîne, hem de tevhide uyacak şekilde anlaşılması lâzımdır. Bu ise, akla âit bilgilerle din bilgilerinin ve engin bir deryâ olan tevhid bilgilerinin doğru öğrenilmesi, tam anlaşılması ve günlük hayatta doğru olarak tatbik edilmesiyle mümkün olabilir. Bir kimse,…
Read MoreTevâzu
Alm. Bescheidenheit (f), Fr. Humilité, modestie (f), İng. Humility, modesty. İslâm ahlâkında güzel huy olarak bildirilen hasletlerden biri. Büyüklük göstermemek, kibirlenmemek, alçak gönüllü olmak. Tevâzu, makam ve rütbe îtibariyle kendinden aşağıda olanlara büyüklük göstermemektir. Tevâzunun aşırı miktarına aşağılık, bayağılık denir. Dünyâda ele geçen nîmetler, mallar, rütbeler, mevkiler, insana Allahü teâlânın lütfu ve ihsânıdır. Mevki ve servet sâhiplerinin tevâzu göstermeleri, onların olgunluklarını gösterir. Bir menfaata kavuşmak veya bir zarardan korunmak için tevâzu göstermeye tabasbus, yaltaklanma denir. Dilencilerinki böyledir. Bu ise çirkin bir huydur. İnsanda bulunması güzel olan iyi huylardan bâzısı vardır…
Read More