Mezhep

Bir müctehidin dînî kaynaklardan çıkardığı hükümlerin hepsi. Müctehid âlim tarafından, îmânda ve amelde (ibâdetlerde ve işlerde) Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaları için Müslümanlara gösterilen yol. Bir müctehidin, İslâmiyeti kaynaklardan anlamak ve anlatmak husûsunda tâkib ettiği usûller ve bu usûllere bağlı olarak çıkardığı hükümler. Mezhep, lügatte gitmek, tâkip etmek, gidilen yol mânâlarına gelir. Genel olarak görüş, doktrin, akım mânâlarına da kullanılmıştır. Mezhep kelimesi, bilhassa günümüzde dînî bir tâbir olarak kullanılmaktadır. Yahûdîlik ve Hıristiyanlık dinlerinde de mezhepler ortaya çıkmıştır. Yahûdîliğin mezhepleri (Sadûkîler, Essenîler, Talmutçular… gibi) kısmen unutulmuş, Hıristiyanlıkta ise her bir mezhep (Katolik,…

Read More

Ergenlik

Alm. Pubertät (f), Fr. Puperté (f), İng. Puperty. Bir çocuğun dış görünüş ve yapısının derece derece yetişkin bir gencin yapısına dönüştüğü dönem. Bu dönemde fizîkî büyüme umûmiyetle hızlıdır. Kızlar bu döneme erkeklerden önce girerler. Erkeklerde ergenlik (bülûğ) yaşının başlangıcı on iki, kızlarda dokuz yaşlarını doldurmaktır. Ergenliğin sonu ikisinde de on beş yaştır. Ergenlik yaşı kızlarda daha çok 11 yaş, erkeklerde ise 13 yaş civârındadır. Ergenlik döneminde boy uzaması en belirgin değişikliklerden birisidir. Boy uzaması, 14 yaşlarında nihâyete erer. Fakat 20 yaşlarına kadar uzayanlar da vardır. Bu süre daha çok iç…

Read More

Mizan

Alm. Balance (m), Fr. Balance (f), İng. Balance. Maddî ve manevî ağırlıkları tartan terazi. Mizan, Arapça bir kelime olup, lügatta, “terâzi, ölçü, tartı, akıl, muhakeme ve idrak” mânâlarına gelir. Bu kelime çeşitli ilim dallarında kullanılagelmiştir. Terâzi ve tartı âleti olarak mizan: İki kolu birbirine eşit olan hassas bir âlet olup, eski zamanda doğu ve batı memleketlerinde kullanıldığı gibi bugün de Anadolu’nun bâzı bölgelerinde pratik olarak kullanılan bir tartı âletidir. Buna “kabban” veya “kantar” da denir. Bilhassa Müslüman ülkelerinde, mizan (terâzi) kullanmaya çok ehemmiyet verilmiştir. Ticârî münâsebetlerde birbirlerinin hakkını yemek ve…

Read More

Haşir ve Neşir

Toplanma ve bir araya gelme ve dağılma. Kıyâmet koptuktan sonra diriltilen bütün varlıkların, dünyâda yaptıklarından hesap vermek üzere sevk olunacakları mahşer yerinde toplanmasına “haşir” ve hesaptan sonra Cennet’e veya Cehennem’e dağılmaya “neşir” denir. Âhirette haşir ve neşirin olacağına inanmak, îmânın şartlarındandır. Hiç şüphe etmeden inanmak İslâm dîninin emridir. Melekler, insanlar ve cinler, Allahü teâlâya îmân edip, ona ibâdet etmek için yaratılmıştır. Dünyâ, âhiretin tarlası gibi olup, burada yapılan bütün amellerin (işlerin) hesâbı, âhirette sorulacaktır. Allahü teâlâ kullarını, hangisinin daha güzel iş, kulluk ve ibâdet yapacağını imtihan etmek, denemek için yarattığını,…

Read More

Şehit

Alm. Märtyrer (m), Fr. Martyr (m), İng. Martyr. Allah yolunda canını fedâ eden, dînini, vatanını, bayrağını, nâmusunu müdâfaa ederken ölen, haksız yere öldürülen Müslüman. Şehit; harp meydanında düşman tarafından, hükümete karşı gelen âsiler tarafından veya yol kesiciler tarafından kılıç, top, tüfek gibi silâhlarla ve bunlara benzer herhangi bir âletle öldürülen, yangın veya boğulmakla, vebâ (tâûn) gibi salgın hastalıkla ölen, yâhut harp meydanında üzerinde ölüm alâmeti olduğu hâlde bulunan kimsedir. Böyle bir kimseye şehit denilmesi, ölürken bir takım rahmet melekleri hazır bulunduğu veya Cennete gireceğine şehâdet olunduğu, yâhut kendisi Allahü teâlânın…

Read More

Mahşer

Alm. Auferstehung(f), Fr. Résurrection (f), İng. Resurrection. Toplanma yeri. Kıyâmette bütün canlıların tekrar diriltilip bir araya toplanarak hesâba çekileceği yer. Mahşer yerine “Arasat meydanı” ve “Mevkıf” da denir. Mahşer, Arapça bir kelime olup, “Haşr” kelimesinden türemiştir. Haşr, kıyâmette bütün canlıların beden ve ruhları ile bir arada hesap yerinde toplanmasıdır. (Bkz. Haşr ve Neşir) Mahşer, âhiret hayâtından bir safhadır. Âhiret hayâtı bu dünyâ hayâtına benzemez. Âhiret işleri, akıl ile anlaşılamaz ve bulunamaz. Çünkü akıl ancak dünyâ işlerini anlayabilecek şekilde yaratılmıştır. Âhiret hakkında bilinenler ise Allahü teâlânın ve peygamberlerinin bildirdikleridir. Buların dışında…

Read More

Mehdî aleyhirrâhme

Kıyâmete yakın gelerek, İslâmiyeti yeryüzüne hâkim kılacağı, Peygamber efendimiz tarafından haber verilen zât. Peygamber efendimizin kızı hazret-i Fâtıma’nın oğlu hazret-i Hüseyin’in neslinden gelecek yâni Seyyîd olacak, Medîne-i münevverede doğacak ve Mekke-i mükerremede ortaya çıkıp tanınacaktır. İsmi Muhammed babasının ismi Abdullah olacaktır. İlimde ve evliyâlıkta derecesi çok yüksek olup, müceddid ve müctehid olacaktır. Kendi ictihâdı ile bir mezheb kuracaktır. Kuracağı mezhebin hükümlerinin, Hanefî hükümlerine uygun olacağını, büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretleri haber vermektedir. Bütün Müslümanlar, hazret-i Mehdî’ye tâbi olacak ve yeryüzünün tamâmına hâkim olacaktır. Hazret-i Mehdî’nin geleceğini ve yapacağı işleri…

Read More

Kıyâmet

Alm. Auferstehung, Fr. Jugement dernier, tin de monde, İng. Doomsday, day of r-surrection. Bütün canlıların öleceği, dünyânın ömrünün bitip, harab olacağı gün; dünyânın sonu, kıyâmet kopması. Ölülerin tekrar diriltileceği, hayat bulacağı güne de kıyâmet veya kıyâmet günü denir. Kıyâmet, bu dünyâ hayâtından sonra gelecek olan âhiret hayâtının başlangıcıdır. Âhirete inanmak ise îmânın (Müslüman olmanın) şartlarından biridir. Kıyâmet mutlaka kopacaktır. Ne zaman olacağını ancak Allahü teâlâ bilir. Kur’ân-ı kerîm’de A’râf sûresi 187. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Habîbim! Sana kıyâmet ne zaman kopar, diye sorarlar. De ki: Onu ancak Rabbim bilir. Onu kimse…

Read More

Kıble

Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu taraf. Müslümanlar namaz kılarken buraya yönelirler. Namazda kıbleye dönmek farz olup, Allahü teâlânın kesin emridir. Namazı kıbleye karşı kılmak, kıble için kılmak değildir. Allahü teâlânın emrine uymaktır. Müslümanların kıblesi önce Kudüs’tü. Hicretten on yedi ay sonra Şâbân ayının ortasında Salı günü öğle veya ikindi namazının üçüncü rekatindeyken Kâbe’ye dönülmesi emrolundu. Böylece Beytül-Makdis (Mescid-i Aksâ) e karşı kılma bırakılıp İbrâhim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâbe’ye dönüldü. Herhangi bir yerde kıble ciheti, hesapla bulunabilir. Bu hesapların formülleri İhlâs A.Ş. yayınlarından Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye kitabında geniş olarak bildirilmiştir. Türkiye’de bütün…

Read More

Necâset

Pislilik, kirlilik, leke, toz veya kirle kaplı olma, murdarlık, necs sayılma. Çeşitli dinler, bâzı canlı ve cansızları necis ve pis kabul ederek bunlara dokunmayı bunları yemeyi, kullanmayı yasak etmiştir. Meselâ bütün ilâhî dinlerde şarap ve domuz necis olup, yemesi, içmesi haramdı. İslâmiyette necâset; namaza zarar veren pislik, namazın sahih (doğru) olmasına mâni olan pislik. Namaz kılanın bedeninde, elbisesinde ve namaz kılacağı yerde, necâset bulunursa bunu temizlemeden kılınılan namaz sâhih olmaz. Namaz kılacak kimse necâsetten temizlenmiş olmalıdır. İki türlü necâset vardır: 1- Kaba necâset (necaset-i galîze): İnsandan çıkınca abdest veya gusle…

Read More

Gusül

Alm. Ganzwaschung (f), des Körpers, Abwandung (f), Fr. Ablution complete du corps, İng. Ablution (bodily). Boy abdesti. Âkıl ve bâliğ olan kadın ve erkeğin, cinsî münâsebetten sonra veya rüyâda veya uyanıkken menî denilen sıvının şehvetle gelmesiyle, kadın ve kızların âdet ve lohusalıklarının bitiminde İslâm dîninin emrettiği şekilde, vücûdun tamâmını yıkamalarına denir. Cünüp olan her kadının ve erkeğin, hayızdan ve nifastan kurtulan kadınların, namaz vaktinin sonunda o namazı kılacak kadar zaman kalınca, gusül abdesti alması farzdır. Hanefî mezhebine göre guslün farzı üçtür: 1) Ağzın içinde, ıslanmadık bir yer kalmamak üzere yıkamak,…

Read More

Ellidört Farz

Her Müslümanın öğrenmesi ve uyması gereken dînî emirlerden meşhur olanları. Çocuk bâlig olunca, inanmayan biri Kelime-i tevhîdi (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) söyleyince, bunun mânâsını bilip, inanınca, Müslüman olur. Bunların her Müslüman gibi, İslâmiyetin hepsine, yâni Muhammed aleyhisselâmın söylediği emirlerin ve yasakların tamamına, Allahü teâlânın bildirmiş olduğuna inandım, demeleri lâzımdır. Daha sonra karşılaştığı bütün işlerde, emirleri ve yasakları öğrenmesi, inanması ve yapması lâzımdır. Farzlardan meşhur olan elli dört adedini seçmişlerdir. Elli dört farz şunlardır: 1) Allahü teâlânın bir olduğuna inanmak, 2) Helâl yemek ve içmek, 3) Abdest almak, 4) Beş…

Read More

Mektûbât

971 [m.1563] de doğan ve 1034 [m.1624] de vefât eden, ikinci bin yılın müceddîdi, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendi hazretleri, Kur’ân-ı kerîm ve Hadîs-i Şerîflerden sonra, en kıymetli üçüncü kitâb olan (MEKTÛBÂT) kitâbını yazmışdır. İnsanoğlunun rûhî hastalıklarının tedâvî yollarını göstermiş, islâm dînine nasıl inanılacağı, ibâdetlerin ehemmiyyeti, Evliyâlık, Resûlullahın güzel ahlâkı, islâmiyyet, tarîkat ve hakîkatin ayrı ayrı şeyler olmadıklarını îzâh etmişdir. Üç cild ve aslı fârisî olan mektûbât kitâbında (536) mektûb vardır. http://www.hakikatkitabevi.net/book.php?bookCode=002

Read More

Fecr

Alm. Morgendammerung (f), Fr. Aube, aurore (f), İng. Dawn. Sabaha doğru, tan yerinin önce nokta ve sonra da ince bir iplik gibi ağarması ile başlayan vakit. Fecrin doğuş ânı, nehâr-ı şer’î (yâni İslâm dîninin gündüz kabul ettiği zaman) ile, imsâk vaktinin (oruca başlama zamânının) başlangıcıdır. Fecr sözü, tek başına kullanıldığında, Fecr-i sâdık (hakîkî fecr) kasdedilir. Erken sabah periyodunda meydana gelen bu olayda, doğudaki ufukta, bir noktada başlayan aydınlık, beyaz bir çizgi hâlinde başlayarak karanlık ufuk çizgisinin üzerinde yayılır. Sabaha yakın, gece karanlığının yerine aydınlığın gelmeye başlaması iki safha hâlindedir. Önce…

Read More

Sadaka

Alm. Almosen (n), Fr. Aumône (m), İng. Alms. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmayı niyet ederek ve kendilerinden bir karşılık beklemeksizin muhtaç olanlara, fakirlere verilen mal, para ve her türlü iyilikte, ihsanda bulunma. Sevap kazanmak için fakire hibe olunan, bağışlanan mala sadaka denir. Zengine sadaka diyerek verilen hediye olur. Sadaka; iyilik, ihsan, ikram demektir. Fakir olan kimsenin de sadaka vermesi kıymetlidir. Zenginin ise, sadaka vermesi Allahü teâlânın kesin emridir. Zengine, malının zekâtını emredilenlere vermesi farz; sadaka-ı fıtrını, yâni fitresini vermesi de vâciptir (Bkz. Zekât, Fıtra). Kur’ân-ı kerîmde zekât karşılığı olarak “sadaka” kelimesi…

Read More

Hurma (Phoenix dactylifera)

Alm. Dattelpalme (f), Fr. Dattier(m), İng. Date palm. Familyası: Palmiyegiller (Palmae). Türkiye’de yetiştiği yerler: Yerli bitkimiz değildir. Batı, Güney Anadolu ve Akdeniz bölgesinde yetişir. İnsanoğlunun yetiştirdiği en eski bitki çeşitlerinden biri. Bâbil’in en eski yerlileri Sümerler hurmayı en azından 5000 sene önce ilk defâ yetiştirmişlerdir. Kuzey Afrika ve Orta Doğu bölgelerinin ekonomisinde çok eskiden beri büyük bir rol oynar. Amerika’ya İspanyollar tarafından 19. yüzyılın başlarında getirilmiş ve Meksika civârında yetiştirilmiştir. İlk defâ Basra Körfezinde yetiştirildiği tahmin edilen hurma bitkisi yaklaşık 18-24 m boyundadır. Yapraklarının bir kısmı yere doğru sarkar ve…

Read More

İftâr

Oruçlunun oruç açması; oruç açma vakti, oruçlu bir kimseye orucunu açtırmak. İftâr; Allah rızâsı için farz veya nâfile oruç tutan bir Müslümanın, güneşin ufukta kaybolmasından tamâmen batmasından sonra bir şey yiyerek veya içerek oruç açmasına denir. İftâr vakti, duânın kabul olduğu mübârek bir vakittir. Dînimizde iftâr etmeye ve iftâr vaktine büyük kıymet verilmiştir. Asırlar boyunca Müslümanlar, iftâr vaktini tövbe ve istiğfâr ederek, duâ ve niyâzda bulunarak beklemişler, îtinâ ile hazırlanmış sofraların başında yiyip içmelerine hiçbir mâni yokken vaktin girmesini bekleyerek, Allah’ın emrine itâat ve ibâdet etmenin huzûr ve lezzetini yaşamışlardır.…

Read More

Sahur

Ramazan ayında, oruç tutmak niyetiyle, seher vaktinde yenilen yemeğin adı. Seher vakti, gecenin yâni güneşin batışından imsak vaktine kadar olan zamânın son altıda biridir. Seher Vaktinde yenilen yemeğe “sahur” denir. Oruç tutan bir kimsenin, güneşin ufukta kaybolmasından sonra, orucunu açmak için yediği yemeğe de “iftar” adı verilir (Bkz. İftar). Sahur, Arapça bir kelime olup, seher kelimesinden türemiştir. Sahurun son vaktine imsak denir. İmsak, yemenin içmenin kesildiği vakittir. İmsak vakti, İslâm astronomi âlimlerinin fıkıh kitaplarındaki târifleri esas alarak yaptıkları rasatlarla tespit edilmiş ve güneşin ufkun altına -19 derece yaklaştığı vakit hesap…

Read More