Ehl-i Sünnet

Alm. Der Weg der Sünniten, Fr. la voie d ahl-i Sunnat, İng. The Sunni Path. İslam dîninde doğru îtikat üzere olanlara yani Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın ve Eshâbının “aleyhimürrıdvân” yolunda bulunanlar, bildirdikleri îtikat üzere inananlara denir. Eshâb-ı kirâmın, Peygamber efendimizden naklen bildirdiklerini, olduğu gibi, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan kabûl edip, böylece inanıp, onların yolunda olup, onlar gibi inananlara Ehl-i sünnet ve cemâat fırkası veya Fırka-i nâciye (yani kurtulan fırka); bu doğru ve asıl (hakîkî) İslâmiyet yolundan ayrılanlara da, bid’at fırkaları veya Fırâk-ı dâlle (dalâlet fırkaları, bozuk-sapık yollar) denildi. Ehl-i sünnet ve cemâat fırkasında olanlara kısaca Sünnî, bid’at fırkalarında olanlara Mübtedî, bid’at…

Read More

Şefâat

Alm. Fürsprache, Fürbitte (f), Fr. Intercession (f), İng. Intercession. Af için vesîle olmak, yalvarmak. Âhirette, günahı olan müminlerin günahlarının affedilmesi, günahı olmayanların da daha büyük derecelere erişmeleri için Peygamberlerle, sâlih kulların Allahü teâlâya yalvarmalarıdır. Kıyâmet günü önce peygamberler, sonra sâlih kullar yâni Evliyâ, Allahü teâlânın izniyle, günâhı çok olan müminlere şefâat edecektir. Peygamberimiz buyurdu ki: “Ümmetimden büyük günahları olanlara şefâat edeceğim.” Şefâat haktır. Tövbesiz ölen müminlerin küçük ve büyük günahlarının affedilmesi için, Peygamberler, velîler, sâlihler ve melekler ve Allahü teâlânın izin verdiği kimseler, şefâat edecek ve kabûl edilecektir. Mahşerde, şefâat…

Read More

Câfer-i Sâdık

On iki imâmın altıncısı ve İslâm âlimlerinin büyüklerinden. Eshâb-ı kirâmı görmekle şereflenen Tâbiîn devrinin ve evliyânın yükseklerinden. Kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlimlerin dördüncüsüdür. Künyesi, Ebû Abdullah’tır. Tâhir, Fâdıl gibi lakabları vardır. En meşhûru Sâdık’tır. Babası Muhammed Bâkır, onun babası İmâm-ı Zeynelâbidîn, onun babası hazret-i Hüseyin ve onun babası da hazret-i Ali’dir. Annesi Ümmü Ferve olup, hazret-i Ebû Bekr’in neslindendir. 702 (H.83)de Medîne-i münevverede doğdu. 765 (H. 148) senesinde aynı yerde vefât etti. Kabri, Cennet-ül-Bakî’de olup, babası ve dedesi yanındadır.  İmâm-ı Câfer, ilmi, babası Muhammed Bâkır’dan öğrendi. İlim ve fâzîlette…

Read More

Nakşibendiyye

Ehl-i sünnet tarîkatlerinden (tasavvuf yollarından) biri. Kurucusunun isminden dolayı bu ismi almıştır. Kurucusu Şâh-ı Nakşibend adıyla tanınan Behâeddîn Muhammed bin Muhammed Buhârî’dir (v. 1389) (Bkz. Şâh-ı Nakşibend). Nakşibendiyye, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ali vâsıtasıyle Peygamber efendimize ulaşır. Nakşibendiyye silsilesi, hazret-i Ebû Bekr’den, Bâyezîd-i Bistâmî’ye kadar Sıddîkîyye; Bâyezîd-i Bistâmî’den Abdülhâlık Gocdüvânî’ye kadar Tayfûriyye; Abdülhâlık Gocdüvânî’den Behâeddîn-i Buhârî’ye kadar Hâcegâniyye; Behâeddîn-i Buhârî’den Ubeydullah-ı Ahrâr’a kadar Nakşibendiyye; Ubeydullah-ı Ahrâr’dan İmâm-ı Rabbânî’ye kadar Ahrâriyye; İmâm-ı Rabbânî’den Mazhar-ı Cân-ı Cânân’a kadar Müceddidiyye; Mazhar-ı Cân-ı Cânân’dan Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî’ye kadar Mazhâriyye; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’den sonra…

Read More

Molla Fenâri

Osmanlı Devletinin ilk şeyhülislâmı. Adı Muhammed, lakabı Şemseddîn olup, babasının ismi Hamza’dır. 1350 (H. 751) senesi Safer ayında Fenâr köyünde dünyâya geldi. 1431 (H.834) senesi Receb ayında Bursa’da vefât etti. Fenâr adlı köyde doğduğundan veya babasının fenercilik sanatıyla meşgûl olmasından fenârî nisbesiyle meşhûr oldu. Ömrünü dînine ve devletine hizmetle geçirip, Kabr-i şerîfi Bursa’da, Keşiş Dağı eteğindeki Maksem adı verilen semtte yaptırdığı mescidin yanındadır. Câminin yanında bir medresesi ve pekçok hayır eseri vardır. Molla Fenârî, aklî ve naklî ilimlerde zamânın bir tânesiydi. Alâeddîn-i Esved’den, Cemâleddin Aksarâyî’den ve Mısır’da Ekmeleddîn-i Bâbertî’den ilim…

Read More

Tebe-i Tâbiîn

Hadîs-i şerîfle medhedilen üç nesilden üçüncüsü. İlki Eshâb-ı kirâmdır (radıyallahü teâlâ anhüm). İkincisi bu büyükleri görenlerdir. Bunlara Tâbiîn denir. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: İnsanların en iyisi benim asrımda bulunan Müslümanlardır (Eshâb-ı kirâm). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (Tâbiîn). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (Tebe-i tâbiîn). Onlardan sonra gelenlerde yalan yayılır. Bunların sözlerine ve işlerine inanmayınız. Tebe-i tâbiîn devrinde, Eshâb-ı kirâmdan Tâbiînin naklettiği hadîs-i şerîfler tasnif edilmiştir. Ayrıca Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiînin îzahları ve fetvâları da toplanmış kitaplara geçmiştir. Tebe-i tâbiînin en meşhûr âlimleri şu zâtlardır: Mâlikî…

Read More

Tâbiîn

Eshâb-ı kirâmı gören Müslümanlar, Peygamber efendimizi görmemiş, fakat Eshâb-ı kirâmın sohbetine kavuşan, onlarla görüşüp konuşanlar. Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde; “İnsanların en hayırlısı, benim asrımda olan Müslümanlardır (yâni Eshâb-ı kirâmdır). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (yâni Tâbiîndir). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra gelenlerde yalan yayılır. Bunların sözlerine ve işlerine inanmayınız.” buyurdular. Bu hadîs-i şerîfte Tâbiînin büyüklüğü, kıymeti bildirilmekte, âhiretteki üstün dereceleri müjdelenmektedir. Tâbiînin içinden pek büyük âlimler çıkmış, bütün insanlığa kıyâmet kopuncaya kadar yol gösterecek, ışık tutacak eserler bırakmışlardır. Çünkü onlar, Peygamber efendimizin mübârek…

Read More

Ali Rıza

On iki imamın sekizincisi, Peygamber efendimizin soyundan olup, ilim, takva, ahlak, şecaat ve asalet bakımından zamanındaki insanların en üstünlerindendir. Künyesi Ebü’l – Hasen Essani, lakabı Rıza, Sabir, Razi’dir. İmam-ı Musa Kazım’ın oğludur. 770 (H. 153) senesinde Medine-i münevverede doğdu. 818 (H. 203) senesinde Tus yani Meşhed’de vefat etti. Abbasi halifesi Me’mun onu çok sever-sayardı. Kızkardeşi Ümmü Habibe’yi ona, kızı Ümm-ül-Fazl’ı da Ali Rıza’nın oğlu Muhammed Cevad’a vererek ona akraba oldu. Kendisi Merv şehrindeyken, İmam-ı Ali Rıza’yı halef seçerek herkese biat ettirdi ve paralara ismini yazdırdı. Bağdat’taki Abbasioğullarına; “Ben, İmam-ı Ali…

Read More