Adak (Nezr)

Alm. Gelobde (n.), Fr. Voeu (m.), İng. Vow. Bir kimsenin, dileğinin, isteğinin yerine gelmesi veya bir bela ve musibetin giderilmesi maksadıyla, Allahü teala için; namaz kılmak, oruç tutmak, kurban kesmek gibi farz veya vacib cinsinden başlıbaşına ibadet olan bir şeyi yapmayı söz vermesi, vazife kabul etmesi. Adak kelimesinin Arapça karşılığı nezrdir. Adağı yerine getirmek lazım olduğu, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şerifte bildirilmiş ve icma-ı ümmet (bu hususta Müslümanların söz birliği) hasıl olmuştur. Hac suresi yirmi dokuzuncu ayet-i kerimesinde mealen; “Adaklarını yerine getirsinler.” buyrulmuştur. Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Kim taat (ibadet)…

Read More

Sûre

Alm. Zeitdauer, Fr. Sourate, İng. Sura. Kur’ân-ı kerîmde âyetlerden meydana gelen bölümler. Lügatte “yüksek rütbe, şeref, yüksek olarak yapılmış binâ” demektir. Kur’ân-ı kerîmde uzunlukları birbirinden farklı 114 sûre vardır. Araları birbirlerinden besmelelerle ayrılmıştır. En uzunu 186 âyetten meydana gelen Bakara sûresi, en kısası 3 âyetten meydana gelen Kevser sûresidir. Kur’ân-ı kerîmde sıralanış bakımından ilk sûre Fâtihâ, son sûre Nâs sûresidir. Sûrelerin yerleri, Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” tarafından bildirilmiştir. Üçüncü Halîfe Osman “radıyallahü anh”, hicretin 25. senesinde yazdırdığı altı mushafta bu sûreleri yerlerine koymuştur. (Bkz. Kur’ân-ı kerîm) Sûreler, Peygamber…

Read More

Tecvid

Kur’ân-ı kerîmin usûlüne uygun olarak okunmasını sağlayan ilim. Tecvid lügatta bir şeyi güzel yapmak, süslemek, hoşça yapmak, iyi ve güzel söylemek mânâlarına gelir. Tecvid, Kur’ân-ı kerîmin harflerini ağızdaki yerlerinden çıkarmayı, harflerin gerek yalnız başına, gerekse ikisi veya birkaçı birleşince söylenmelerinde yerlerine ve sıfatlarına uygun olarak hatâsız okumayı sağlayan bir ilimdir. Kur’ân-ı kerîmin tecvid kâidelerine, bilgilerine uyularak okunması dînimizin emridir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, Müzemmil sûresi dördüncü âyet-i kerîmede meâlen; “Kur’ân-ı tertil ile, açık açık, tâne tâne oku!” buyurdu. Hazret-i Ali’ye bu âyet-i kerîme sorulduğunda; “Tertîl, harfleri tecvid ve vakıfları (okunurken…

Read More

Tebe-i Tâbiîn

Hadîs-i şerîfle medhedilen üç nesilden üçüncüsü. İlki Eshâb-ı kirâmdır (radıyallahü teâlâ anhüm). İkincisi bu büyükleri görenlerdir. Bunlara Tâbiîn denir. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: İnsanların en iyisi benim asrımda bulunan Müslümanlardır (Eshâb-ı kirâm). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (Tâbiîn). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (Tebe-i tâbiîn). Onlardan sonra gelenlerde yalan yayılır. Bunların sözlerine ve işlerine inanmayınız. Tebe-i tâbiîn devrinde, Eshâb-ı kirâmdan Tâbiînin naklettiği hadîs-i şerîfler tasnif edilmiştir. Ayrıca Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiînin îzahları ve fetvâları da toplanmış kitaplara geçmiştir. Tebe-i tâbiînin en meşhûr âlimleri şu zâtlardır: Mâlikî…

Read More

Tavâf

Ziyâret etmek maksadıyla bir şeyin etrâfında dolaşmak. Kâbe-i muazzamayı ziyâret ederek, etrâfında yedi kere dönmek. Tavâf, hac ve umrede, Mescid-i haram içinde Kâbe-i muazzama etrâfında dönmek demektir. Lügatta “dönmek, dolaşmak” mânâlarına gelir. Kâbe’den başka bir câmi etrâfında ibâdet için dönmeyi dînimiz yasak etmiştir. Haccın farzları üçtür: İhram, Arafat’ta vakfe ve Kâbe-i muazzamayı ziyâret maksadıyla tavâf etmektir. Buna “tavâf-ı ziyâret” denir. Dördü farz, üçü vâcib olmak üzere yedi kere dönülür. Tavâfa, Hacer-i esvedin bulunduğu köşeden başlanır. Kâbe sola alınarak, Kâbe kapısına doğru gidilmek sûretiyle başlanılan yere gelinir. Kâbe etrâfında bir kere…

Read More

Tasavvuf

Ahlâk ve ihlâs ilmi. Bir diğer târifle tasavvuf; kalple yapılması ve sakınılması lâzım olan şeyleri, kalbin ve rûhun kötülüklerden temizlenme yollarını öğreten ilim. Tasavvuf, sırf Allah sevgisi, ulvî, yüce aşk esâsı üzerine kurulmuştur. Buna da ancak Muhammed aleyhisselâma uymakla kavuşulabilir. Tasavvuf, vicdânî ve zevkî olduğundan, yâni tatmakla anlaşıldığından, lâyık olduğu şekilde yazılıp anlatılamaz. Tasavvufu anlatmakla onu hâl olarak yaşamak arasındaki fark, şekeri anlatmakla, bizzat onu tatmak arasındaki fark gibidir. Bununla berâber tasavvuf büyükleri bu ilmi, esasta aynı olmakla berâber, değişik şartlara ve durumlara göre farklı şekillerde târif etmişlerdir. Bunlardan bâzıları…

Read More

Tarîkat

Alm. İslamischer Order, Fr. Ordre religieux, İng. Sufî Orders. Tasavvuf yolu. Tarîkat, lügatte “yol” mânâsına gelir. Tarîkatların esâsını tasavvuf bilgileri teşkil eder. Bu bilgilerin, insanlara farklı şekillerde sunulmasından tarîkatlar meydana gelmiştir. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Peygamber efendimizden gelmektedir. Bütün Eshâb-ı kirâm radıyallahü anhüm, bu bilgileri silsile yoluyla kendilerinden sonrakilere ulaştırdı. Hazret-i Ebû Bekr ile hazret-i Ali müstesnâ, diğer sahâbeye âit silsileler birkaç asır sonra kayboldu. Bin dört yüz seneden beri, ince bilgiler ve mârifetler, hazret-i Ebû Bekr ile hazret-i Ali’ye âit silsileyle gelmiştir. (Bkz. Tasavvuf) Asr-ı saâdette ve sahâbe devrinde Peygamber…

Read More

Takvâ

Alm. Frömmigkeit (f), Fr. Piété (f), İng. Piety. Kötülüklerden sakınmak. Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmak. Haramların ve şüpheli olanların hepsinden sakınmak. İnsanı, Allahü teâlâya kavuşturan, O’nun sevgisine ulaştıran güzel huylardan biri de takvâdır. Takvâ, Allahü teâlâdan korkup, yasak ettiği şeylerden elini çekmek, uzaklaşmaktır. İnsana dünyâda ve âhirette zarar veren her şey, kötü ahlâktan meydana gelmektedir. Yâni, zararların, kötülüklerin başı, kötü huylu olmaktır. Kötülüklerden sakınmaya Takvâ denir. Takvâ, ibâdetlerin en kıymetlisidir. Çünkü birşeyi tezyin etmek, süslemek için, önce pislikleri, kötülükleri yok etmek lâzımdır. Bunun için, günahlardan temizlenmedikçe, tâatların, ibâdetlerin faydası…

Read More

Tahiyyet-ül Mescid

Câmiye veya mescide girince kılınan nâfile namaz. Tahiyyet-ül mescit “mescide tâzim (hürmet, saygı)” demek ise de aslında mescidin sâhibine, yâni Allahü teâlâya tâzim etmek demektir. Allahü teâlâya tâzimden maksat, O’na yakın olmaktır. Tahıyyet-ül-mescit namazı sünnettir. Câmiye girince, oturmadan kılınması iyidir, evlâdır. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; “Biriniz mescide girdiği vakit iki rekat namaz kılmadıkça oturmasın.” buyurdu. Câmiye girince, tahiyyet-ül-mescit namazı kılmadan oturulmuşsa, kalkıp yine kılınabilir. Bu namazı iki rekat kılmak evlâdır. Dört rekat de kılınabilir. Niyette tahiyyet-ül-mescit denilmese de câmiye girince kılınan farz, sünnet ve nâfile her namaz tahiyyet-ül-mescit…

Read More

Ta’dîl-i Erkân

Namazın vâciplerinden biri. Namazın belli yerindeki rükünleri doğru yapmak. Namazı belli tertip ve düzene uygun olarak ve hakkını vererek kılmak. Ta’dîl-i erkân, namazda beş yerde hareketsiz durmaktır. Rükûda, secdelerde, rükûdan doğrulunca ve iki secde arasında, her uzuv hareketsiz olduktan sonra biraz durmaktır. Her namazın beş yerinde ta’dîl-i erkâna riâyet etmek vâciptir. Farz olduğu da bildirilmiştir. Namazı, ta’dîl-i erkân üzere kılmak demek, namazın kıyam, rükû ve secdelerini tam olarak yapmak demektir. Rükûda en az üç tesbih miktarı, üç kere “Sübhâne rabbiyel azîm” diyecek kadar durmak; secdelerde üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” diyecek…

Read More

Tâbiîn

Eshâb-ı kirâmı gören Müslümanlar, Peygamber efendimizi görmemiş, fakat Eshâb-ı kirâmın sohbetine kavuşan, onlarla görüşüp konuşanlar. Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde; “İnsanların en hayırlısı, benim asrımda olan Müslümanlardır (yâni Eshâb-ı kirâmdır). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (yâni Tâbiîndir). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra gelenlerde yalan yayılır. Bunların sözlerine ve işlerine inanmayınız.” buyurdular. Bu hadîs-i şerîfte Tâbiînin büyüklüğü, kıymeti bildirilmekte, âhiretteki üstün dereceleri müjdelenmektedir. Tâbiînin içinden pek büyük âlimler çıkmış, bütün insanlığa kıyâmet kopuncaya kadar yol gösterecek, ışık tutacak eserler bırakmışlardır. Çünkü onlar, Peygamber efendimizin mübârek…

Read More

Gayri Müslim

Alm. Nicht mohammedaner (m), Fr. Non-musulman (m), İng. Non-Muslim. Müslüman olmayan kimse. Allahü teâlânın insanları İslâm dînine dâvet etmesi için gönderdiği son peygamber Muhammed aleyhisselâmın getirdiklerine inanıp, teslim olan ve yasak ettiklerinden sakınan kimselere “Müslim” veya “Müslüman” denir. İslâm hukûkuna göre, Müslümanların dışındaki insanlar 3 sınıfa ayrılır: 1- Zımmî: İslâm ülkesinde, kendi dînî inanç ve ibâdetlerini yaparak serbestçe ve huzur içinde yaşamak isteyen ve bunun  için de “cizye” denilen vergiyi ödemeyi kabul eden gayri müslime (gayr-i müslime) denir. Ehl-i kitap olan Hıristiyan ve Yahûdîler ile, dinlerinin asılları bu iki dîne…

Read More

Gasb

Alm. Entreissen, usurpation, Fr. Usurpation, İng. Usurpation. Başkasının malını ondan izinsiz zorla almak. Alan kimseye gâsıb, alınan şeye de magsûb denir. Gasb, haksız kazanç yollarından biridir ve dînen haramdır (günahtır). İslâm hukûkunda bildirildiğine göre, başkasının malına, mülküne bile bile tecâvüz eden kimse zulmetmiş sayılır. Gâsıb, cemiyette başkasının mal hürriyetine zarar vermesi sebebiyle cezâ olarak hâkim tarafından ta’zir edilir. Bunun derecesi ve miktârı hâkimin takdîrine bağlıdır. Gasb olarak alınmış bir şey, mevcut ise geri vermek, aynını vermek imkânı yoksa bedelini sâhibine ödemek lâzımdır. Bir kimse açlıktan ölmek derecesine gelmişse, sonradan bedelini…

Read More

Ganîmet

Alm. Kriegsbeute (f), Fr. Aubaine ocacasion butin (m), İng. Spoil. İslâm hukûkunda, savaşta Müslüman askerlerin kuvvet kullanarak düşmandan zorla aldığı eşyâ, hayvan, savaş esirleri ve arâzi. Mecâzî olarak bir tesâdüf sonucu ele geçen beklenmedik mal ve eşyâya da “ganîmet” denir. Ganîmet, İslâm ülkesine getirilince bölüştürülür. Taksim edilmeden önce kimsenin mülkü olmaz ve askerin bu hakkını, mülkü olmadan satması İslâm hukûkunda geçerli değildir. Savaşta düşmandan elde edilen şeyler: 1) Esir alınan erkekler, 2) Sabîler, esir alınan kadın ve çocuklar, 3) Savaşta ele geçirilen at, silâh, eşyâ gibi her türlü menkul (taşınabilir)…

Read More

Fıtra (Sadaka-i Fıtr)

Zengin olan Müslümanların, Ramazan Bayramının birinci günü sabahı fakirlere vermeleri İslâm dînince emredilen, belirli miktardaki sadaka. Buna “fitre” de denir. Sadaka-ı fıtır vermek Hanefî mezhebinde vâcip, Şâfiî mezhebinde farzdır. Fıtra vermek zekâttan önce, Ramazân-ı şerîf orucunun farz kılındığı sene emrolunmuştur. Fıtrayı Ramazân-ı şerîf ayı içinde veya Ramazandan önce ve bayramdan sonra vermek câizdir. Bayram namazından önce verilince, sevâbı daha çok olur. Şâfiî’de Ramazandan önce, Mâliki ve Hanbelî’de bayramdan önce verilemez. İslâm dîninin bütün emirlerinde, cemiyet hayâtının sağlam temellere oturtulup, insanların râhat ve huzûr içinde yaşaması esâsı vardır. Bunların hepsi ilâhî…

Read More

Fıkıh

İslâm dîninde, Müslümanların bedenle yapmaları veya sakınmaları lâzım olan işleri bildiren ilmin adı. Fıkıh kelimesi Arapçada, dördüncü bâbdan olunca, “bilmek, anlamak” mânâsına gelir. Beşinci bâbdan olunca “dînin emir ve yasaklarını anlamak” demektir. Fıkıh bilgileri, İslâmın dört kaynağı olan Edille-i Şer’iyyeden, yâni Kur’ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden, icmâ-ı ümmetten ve kıyastan elde edilmektedir. Fıkıh bilgilerinin, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilme ise, “usûl-i fıkıh” denir. Büyük İslâm âlimi olan müctehidler, bu dört kaynaktan ahkâm (hükümler) çıkarırken, mezheplere ayrılmışlardır. Bunlardan dört mezhebin bildirdiği din bilgileri kitaplara geçirilip, bize kadar ulaştırılmıştır.…

Read More

Fetvâ

Herhangi bir şeyin (hâdisenin) dîne (İslâmiyete) uygun olup olmadığını bildiren cevap. Fetvâ veren âlime “müftî”, sorana “müsteftî” denir. Fetvâ ile, herhangi bir şeyin İslâmiyete uygun olup olmadığı, bilmeyenlere öğretilmektedir.Kur’ân-ı kerîmde; “Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü Allah’tan ve Resûlullah’tan anlayınız!” (Nisâ sûresi:59) meâlindeki âyet-i kerîmeyi tefsir âlimleri, “Bir işte anlaşamazsanız, bu işin nasıl yapılacağını, âlim olanlarınız Allah’ın kitâbından ve Resûlullah’ın sünnetinden anlasınlar! Âlim olmayanlarınız ise, âlimlerin anlattıklarına uyarak yapsınlar.” diye açıklamışlardır. Bu âyet-i kerîme, bir Müslümanın, hükmünü bilemediği herhangi bir meselede âlim olan müftîye sormasını ve onun bildirdiğine uymasını emretmektedir.…

Read More

Ferâiz

Alm. Kenntnis (f) ders Ebrechts, Erbschaft (f) Fr. Connaissance (f) de L’héritage, İng. Knovledge of inheristance. İslâm hukûkunda mîras taksimi için kullanılan terim. Ölümden sonra kişinin bıraktığı mal, mülk, para ve haklar başlı başına bir ilim konusu olmuştur. Bu hususta her toplum, kendi dînî ve sosyal durumuna göre, kânûnî düzenlemelerde bulunmuştur. İslâmiyette, mîras hukûku ile ilgili husûslar, ayrı bir ilim konusudur. Bu taksimât, Allahü teâlâ tarafından Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiştir.  Buna ferâiz ilmi denilmektedir. Ferâiz; farz kelimesinden türemiş olan farîza kelimesinin çoğulu olup, mîrasta, “vârislere tâyin olunan hisseler, paylar” demektir. İslâm…

Read More

Ezan

Namaz vakitlerini bildirmek, Müslümanları namaza dâvet etmek (çağırmak) için yüksek bir yerde okunan kelimeler ve cümleler. Ezân lügatta “herkese bildirmek” demektir. Ezânda, İslâm inancı ve dînin esasları çok vecîz olarak anlatılmıştır. Burada Allahü teâlânın birliği ve büyüklüğü, Muhammed aleyhisselâmın Allah’ın kulu ve resûlü olduğu günde beş defâ dünyânın her tarafında bütün insanlığa duyurulur. Ezân okumak, hicretin birinci senesinde Medîne-i münevverede başladı. Bundan önce, namaz vakitlerinde yalnız “Essalâtü câmia” denirdi. Müslümanların her namaz vaktinde kendiliğinden câmide toplanması güçleşince, Peygamber efendimiz Eshâbına namaz vakitlerinin nasıl bildirilmesi gerektiğini sordu. Kimisi Hıristiyanlar gibi nâkus,…

Read More

Evliyâ

Allahü teâlâya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliyâ kelimesi, velî kelimesinin çoğuludur. Evliyâya, “evliyâullah” da denir. Evliyâ, Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yapan, O’nun sevgisini yâni rızâsını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zâtlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibâdetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muâmele bunlarda bulunmaz. Devamlı güleryüzlü olup, dünyâda kimseye düşmanlık beslemezler. Allah için çalışırlar. O’nun için uğraşırlar. Zenginlikleri varsa O’nun yolunda harcarlar, kerâmetlerini hiç göstermek istemezler. Cömerttirler. Kur’ân-ı kerîmde meâlen şöyle buyruldu: “Biliniz ki, Allahü teâlânın evliyâsı…

Read More

Eûzü Besmele

“Eûzübillahimineşşeytânirracîm” ile “Bismillahirrahmânirrahîm” sözleri. Birincisine Eûzü, ikincisine Besmele, ikisine birden “Eûzü Besmele” denir. Eûzünün mânâsı; “Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazâbına uğrayarak dünyâ ve âhirette helâk olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, O’ndan yardım beklerim.” Besmelenin mânâsı ise; “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismi ile başlarım.” Geniş mânâsı ise; “Her var olana, onu yaratmakla iyilik etmiş ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile bu işi yapabiliyorum. Ârifler, O’nu ilâh olarak tanıdı. Âlemler, O’nun merhameti ile rızık buldu. Günâh işleyenler, O’nun rahmeti ile Cehennem’den kurtuldu.”…

Read More

Arş ve Kürsi

Allahü tealanın yarattığı en büyük varlık, yedi kat göklerin ve Kürsi’nin üstünde olup madde aleminin sonu maddesizlik aleminin başlangıcı. Arş; sözlükte; “taht, köşk, gölgelik” gibi manalara gelir. Arş, yerin yapısında olmadığı gibi göklerin yapısına da benzemez. Yere ve göğe benzer tarafı yoktur. Arş-ı Mecid de denilenArş, mahlukların en şereflisidir. Her şeyden daha saf ve nurludur. Bunun için ayna gibidir. Allahü tealanın büyüklüğü orada görünür. Bunun içindir ki ona Arşullah denir. Namazın kıblesi Kabe olduğu gibi, duanın kıblesi de Arş-ı İlahidir. Bunun için duada eller kaldırılıp avuç içleri yukarı açılır. Kur’an-ı…

Read More

Akıl – Baliğ

Akıllı ve ergenlik çağına giren, evlenecek yaşa gelmiş olan kimse. Akıl baliğe mükellef de denir. Çocuk, yedi ile on beş yaş arasında akıllı olur. Büluğa (ergenlik çağına) girmeleri daha sonradır. Erkek çocuklar on iki, on beş yaş arası balig (ergen) olurlar. Balig olduklarının alametleri, işaretleri vardır. Bunlardan en mühimi ihtilam olup (rüya görüp) meninin gelmesidir. Kız çocuklarının büluğa (ergenlik çağına) ermeleri, yani baliga olmaları dokuz ile on iki yaşları arasında olur. Baliga (ergen) olduklarının en açık işareti, en az üç gün devam eden kan görmeleridir. Buna “hayz kanı” denir. On…

Read More