İslâm dîninde zannî (kat’î ve açık olmayan) delille bildirilen emirler, işler. Zannî delîl, ya mânâsı kapalı bir âyet-i kerîmedir, yâhut bir sahâbînin Peygamber efendimizden sallallahü aleyhi ve sellem bildirdiği bir hadîs-i şeriftir. Vâcib, Allahü teâlânın emridir. Fakat farz gibi açıkça ve kesin olarak bildirilmemiştir. Bu sebeple Hanefî mezhebinde farzla vâcib ayrı şeylerdir. Farzı inkâr eden kâfir olur yâni îmânı gider. Vâcibin vâcib olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Çünkü vâcib olduğu kat’î olmayan bir delille sâbit olmuştur. Ancak dinde vâcib olan işi yapmayan tövbe etmezse, Cehennemde azâb çeker. Vâcibin ibâdet olduğuna, yapılması…
Read MoreKategori: Dini Terimler
32 Farz
İslâm dîninde, mükellef yâni akıl bâliğ, akıllı ve yetişkin kadın erkek her Müslümanın, en önce öğrenmesi gereken, otuziki dîni emir. Allahü teâlânın, İslâm dîni ile insanlara bildirdiği emir ve yasakları çoktur. Bunlardan îmân etmek, bütün insanlara emredilmiştir. Herkes için îmân zaruridir. Dinde, îmân eden herkes, farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya memur edilmiştir. Bunun için müminlere, îmân edenlere; farzları ve haramları öğrenmek, bilmek de farzdır. Otuziki farz meşhurdur. Bunlardan dördü esas olup, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hac etmektir. Îmân ile berâber bu dört farz, İslâmın şartıdır. Îmân edip…
Read MoreDeccâl
Kıyâmete yakın bir zamanda ortaya çıkacağı bildirilen azgın ve zâlim bir kimse. Kıyâmetin büyük alâmetlerindendir. Deccâl kelimesi lügatta “yalancı, hîleci, doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak gösteren, aldatıcı” demektir. Deccâl, Âdem aleyhisselâmdan beri benzeri görülmemiş büyük bir musîbet olarak insanlara musallat olacak herkesin îmânını bozmaya uğraşacak ve kendisine inanmayanlara zarar verecektir. Bâzı hârikulâde haller gösterecek, fakat sonunda büsbütün âciz kalacaktır. Çok memleketleri istilâ edip, ilâh olduğunu söyleyerek insanları aldatacaktır. Dünyâdaki saltanat müddetinin kırk gün veya kırk sene olduğu rivâyet edilmiştir. Deccâl, Sûriye veya Filistin’de o zamanda gökten inecek olan Îsâ aleyhisselâm…
Read MoreDuâ
Alm. Gebet, Fr. Priere, invocation, litanies, İng. Prayer. Allahü teâlâya yalvararak, murâdını, dileğini isteme. Allahü teâlâ, duâ eden Müslümanları sever. Duâ müminin silâhıdır. Dînimizin temel direklerinden biridir. Duâ gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mâni olur. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Bana hâlis kalp ile duâ ediniz! Böyle duâları kabul ederim.” (Mü’min sûresi: 60) buyuruyor. Allahü teâlâ herşeyi sebep ile yaratmakta, nîmetleri sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def için ve faydalı şeyler vermek için duâ etmeyi sebep yapmıştır. Peygamberler “aleyhimüssalevât” hep duâ ettiler. Ümmetlerinden de duâ etmelerini…
Read MoreDuhâ Vakti (Kuşluk Vakti)
Şer’î gündüz müddetinin, yâni imsaktan (oruca başlama vaktinden) güneş batana kadar olan sürenin dörtte biri. Duhâ vaktini bulmak için ezanî imsak vakti yirmi dört saatten çıkarılır. Sonuç dörde bölünür, bu netîce ezânî imsâk vaktine eklenirse, ezânî duhâ vakti bulunur. Yine ezânî dahve-i kübrâ vakti (Bkz. Dahve Vakti) on ikiden çıkarılır, bu sonucun yarısı ezânî imsâk vaktine eklenirse, yine ezânî duhâ vakti bulunur. Meselâ, dahve-i kübrâ ezânî saatle 3.49 ise, bunun on ikiden farkı 8.11 ve bunun yarısı 4.05 olduğundan, ezânî imsak saati de 7.38 ise, 7.38+4.05=11.43 ezânî dahve vaktini verir.…
Read MoreAmentü
İman etmek için inanılması lazım olan esaslar. İman esaslarını kendinde toplayan kelime veya söz. İmanlı olmanın altı şartı. Amentü kelimesinin lügat manası: “İman ettim, tasdik ettim, güvendim” demektir. Amentü’de bildirilen altı şeyin manalarını bilip, beğenip kabul eden kimseye müslüman denir. Her Müslümanın çocuğuna ezberletip, öğrettiği amentü duası şöyledir: Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi vel-yevmil ahiri ve bil-kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teala vel ba’sü ba’del mevt hakkun eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühü. Amentü’deki iman esasları altıdır: 1- Allahü tealaya inanmak: Allahü…
Read MoreAllahü teala
Varlığı muhakkak lazım olan, ibadet edilecek hakiki mabud olan ve bütün varlıkları yaratan. Esma-i hüsnadan yani Allahü tealanın doksan dokuz isminden ilki. Her varlığın yaratanı, sahibi, hakimi Allahü tealadır. O’nun hakimi, amiri, üstünü yoktur. Her üstünlük, her kemal sıfat O’nundur. Allahü teala zatı ile vardır. Varlığı kendi kendiyledir. Şimdi var olduğu gibi, hep vardır ve hep var olacaktır. Varlığının önünde ve sonunda da yokluk olamaz. Çünkü O’nun varlığı lazımdır. Yani Vacibül-vücud’dur. Allahü teala birdir. Yani şeriki, benzeri yoktur. Dünya aleminde ve ahiret aleminde bulunan her şeyi yokken O yaratmıştır. Her…
Read MoreAmil
Alm. Steuereinnehmer, [im isl. staat] Fr. Percepteur (m.), İng. Collector of revenues. Herhangi bir bölgede zekat, haraç, öşr ve ganimetlerin tahsili (toplanması) için İslam devleti tarafından vazifelendirilen ve yerine göre dinin emirlerini öğreten memur. Amil, İslam tarihinde adı sık geçen bir tabir olup, muhtelif İslam devletlerinde ve farklı devirlerde değişik manalarda kullanılmıştır. Amil, lügatta bir işi yapan, işleyen kimse manasındadır. Kur’an-ı kerimde çoğul olarak, zekat toplayan tahsildar manasında geçmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen; “Sadakalar (zekat) Allahü tealadan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, (zekat toplayan) amillere, kalbleri müslümanlığa ısındırılmak istenilenlere, (efendisinden…
Read MoreAmel
Alm. Handlung, Tat, Arbeit, Durchführung (f.), Fr. Action (f.), İng. Act, action, work, deed. İnsanın bilerek veya düşünerek yaptığı iş, hareket ve davranış. Dini manası; Allahü tealanın yapın veya yapmayın diye emrettiği işlerle, yapılıp yapılmamasını insanlara bıraktığı işlerdir. Dünya ve ahirette ceza ve mükafat konusu olan bütün işler ameldir. İyi ameller insanı dünyada ve ahirette rahata kavuşturur. Kötü ameller ise, iki alemde ceza ve eziyet görmeye sebeptir. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde imandan sonra hemen salih (iyi) amelin kıymetinden bahsedilmektedir. Allahü teala buyurdu ki: “Erkek ve kadından her kim mü’min…
Read MoreAlevi
Alm. Alide (m), Fr. Aloaui (m.), İng. Alawi. Hazret-i Ali’yi “radıyallahü anh” seven, halis Müslüman. Alevi kelimesi üç manada kullanılmıştır. Hazret-i Ali’nin “radıyallahü anh” her asırda bulunan torunlarına denir. Kaynak kitaplarda hazret-i Hasan ve Hüseyin’in “radıyallahü anhüm ecmain” çocuklarına denilmektedir. Sonraları, hazret-i Hasan’ın çocuklarına “şerif”, hazret-i Hüseyin’in çocuklarından olanlara “seyyid” denildi. Hazret-i Ali’yi sevip, onun yolunu doğru ve iyi öğrenip ona uyarak bu yolda gidenlere “Alevi” denilmiştir. Bunlar, Eshab-ı kiramın hepsini sever. Bu, Ehl-i sünnetin inanç yoludur. Hazret-i Ali’ye sevgi ve bağlılık iddiasıyla ortaya çıkan siyasi bazı fırkalar da alevi…
Read MoreÖşür
Alm. Zehntenabgab, Fr. La dime, İng. Fithe. Toprak mahsullerinin zekâtı. İslâm dîni, dört çeşit mala sâhip olup, nisap miktarına ulaşınca zekât verilmesini emretmektedir. Bu dört çeşit zekât malından biri de toprak mahsulleridir. Diğer üçü altın, gümüş ve para zekâtı, ticâret mallarının zekâtı ve hayvan zekâtıdır. (Bkz. Zekât) Yağmur suyu veya nehir, dere suyu ile sulanan, harac olmayan bütün topraklardan (öşürlü toprak olmasa bile) ve vakıf topraktan çıkan şeylerin zekâtına (uşr) veya öşür denir. Uşr veya öşür, lügatte “onda bir” demektir. Arapça “aşere (on)” kelimesinden türemiştir. Öşür vermek farzdır. Kur’ân-ı kerîm’de,…
Read MoreSelef-i Sâlihîn
İslâmın ilk asrında yaşayan Müslümanlar: Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiîn. Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) sonra insanların en üstünleri Eshâb-ı kirâm’dır. Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübârek sohbetinde yetişmişler, pek yüksek derecelere, sahâbîlik şerefine kavuşmuşlardır. Eshâb-ı kirâmı gören ve sohbetlerinde yetişen Müslümanlara Tâbiîn denir. Bunlar bütün din bilgilerini Eshâb-ı kirâmdan öğrenmişlerdir. Tâbiînin sohbetinde yetişenlere ise Tebe-i tâbiîn denir. Bunlardan sonra gelen asırlarda, kıyâmete kadar gelen insanların iyileri bu büyüklerin bildirdiklerini öğrenip, onların yolunda bulunanlardır. Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”; “İnsanların en hayırlısı, benim asrımda olan Müslümanlardır. Onlardan sonra en iyileri onlardan…
Read MoreŞefâat
Alm. Fürsprache, Fürbitte (f), Fr. Intercession (f), İng. Intercession. Af için vesîle olmak, yalvarmak. Âhirette, günahı olan müminlerin günahlarının affedilmesi, günahı olmayanların da daha büyük derecelere erişmeleri için Peygamberlerle, sâlih kulların Allahü teâlâya yalvarmalarıdır. Kıyâmet günü önce peygamberler, sonra sâlih kullar yâni Evliyâ, Allahü teâlânın izniyle, günâhı çok olan müminlere şefâat edecektir. Peygamberimiz buyurdu ki: “Ümmetimden büyük günahları olanlara şefâat edeceğim.” Şefâat haktır. Tövbesiz ölen müminlerin küçük ve büyük günahlarının affedilmesi için, Peygamberler, velîler, sâlihler ve melekler ve Allahü teâlânın izin verdiği kimseler, şefâat edecek ve kabûl edilecektir. Mahşerde, şefâat…
Read MoreSeyyid
Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın torunu hazret-i Hüseyin’in çocuklarına, onun neslinden, soyundan gelenlere verilen isim. Seyyid kelimesinin lügat mânâsı “efendi” demektir. Çoğulu Sâdâttır. Peygamber efendimiz, Cumâ gününe “günlerin seyyidi”, hazret-i Hasan ile Hüseyin’e ise “Cennet gençlerinin seyyidleri” buyurmuştur. Peygaber efendimizin mübârek nesli, kızı hazret-i Fâtıma ile çoğaldı. Hazret-i Hasan’ın soyundan gelenlere ise şerîf denir. Seyyid ile şerîflere genel olarak Peygamber efendimizin çocukları, torunları manâsına evlâd-ı Resûl denir. Hazret-i Hasan ile hazret-i Hüseyin Peygamber efendimizin mübârek kerîmesi (kızı) hazret-i Fâtıma’nın oğullarıdır. Hazret-i Fâtıma ile kıyâmete kadar gelen çocuklarına Ehl-i beyt denir. Peygamber…
Read MoreEhl-i Beyt
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın bütün âile fertleri. Mübârek hanımları, kızı hazret-i Fâtıma ile hazret-i Ali ve bunların evlâtları olan hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin, onların çocukları ve kıyâmete kadar gelecek torunlarının hepsi. Hattâ Peygamberimizin temiz soyunun bağlı olduğu Hâşimoğullarına da Ehl-i Beyt denir. Eshâb-ı kirâmdan Selmân-ı Fârisî de Ehl-i Beytten sayıldı. Resûlulah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) soyu, hazret-i Fâtımâ’dan devâm etti. Hazret-i Hasan’ın çocuklarına ve torunlarına “Şerîf”, hazret-i Hüseyin’in nesline de “Seyyid” denir. Peygamber efendimizin temiz ve mübârek kanını taşıyan seyyidler ve şerîfler, İslâm memleketlerinin birçok yerlerinde yaşamaktadırlar. Her birisi güzel…
Read MoreSırat Köprüsü
Cehennem üzerine kurulmuş bir köprü. Âhirette, mahşer yerindeki hesaptan sonra, bütün insanlar Sırat Köprüsüne gönderilecektir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarından mükellef (sorumlu) olan bütün insanlar, sıratın üzerinden geçecektir. Sırat, lügatta “yol, geçilecek yer, köprü” mânâlarındadır. Sırat Köprüsü deyince, bildiğimiz köprüler gibi sanmamalıdır. Nitekim, sınıf geçmek için, imtihan köprüsünden geçilir denir. Her talebe imtihan köprüsünden geçer. Hepsi buradan geçtiği için, köprü denir. Halbuki imtihanın, köprüye benziyen hiçbir tarafı yoktur. İmtihan köprüsünden geçenler olduğu gibi, geçemeyip yuvarlananlar da olur. Fakat bu, köprüden denize yuvarlanmağa benzemez. İmtihan köprüsünün nasıl olduğunu, buradan geçenler bilir.…
Read MoreZemzem
Mekke-i mükerremede, Mescid-i haram içerisinde, Kâbe’nin Hacer-i esved köşesi tarafında bulunan kuyudan çıkan mübârek su. Zemzemin çeşitli isimleri vardır. Allahü teâlâ zemzem ile İsmâil aleyhisselâmı suya kandırdığı için, “Sakıyyullâh-ı İsmâil”, inananlara fayda verdiği için “Nâfiâ”, doya doya içenlerin Cehennem azâbından kurtulacakları müjdesinden dolayı, “Büşrâ”, berrak ve sâfiyetinden dolayı “Muazzibe”; bozulmadığı için, “Sâlime”; sıhhat ve berekete sebep olduğu için “Meymûne”; yemeğin yerini tuttuğu için “Kâfiye”; içenler rahatlık ve âfiyet bulduğu için “Âfiye” denilmiştir. Zemzem suyu, İbrâhim “aleyhisselâm” zamânında çıkmıştır. Buhârî’de Abdullah ibni Abbâs’ın “radıyallahü anh” bildirdiği hadîs-i şerîfte hâdise şöyle cereyan…
Read MoreZekât
İslâmın beş temel şartından dördüncüsü. Zekât vermek, Hicretin ikinci senesinde Ramazan ayında farz oldu. Zekât, malla yapılan bir ibâdettir. Kazancı yerinde ve ihtiyâcından fazla malı olan Müslümanın bunun yüzde iki buçuğunu, yâni kırkta birini senede bir defâ muhtaç olanlara vermesi demektir. Bu farz, varlıklı Müslümanlar için geçerlidir. Kazancı, ancak kendi geçimine yeten kimseler zekât vermez. Zekât, lügâtta “temizlik, bereket, artma” mânâlarına gelir. Müslümanların mallarını ve canlarını, maddî ve mânevî kirlerden temizleyen, verimsizlikten, hoşnutsuzluklardan koruyan bir ibâdettir. Zekâtını hakkıyla veren bir kimse mutludur. Allahü teâlânın emri olan zekât borcunu yerine getiren…
Read MoreYe’cüc ve Me’cüc
Kıyâmetin büyük alâmetlerinden. Kıyâmetin kopmasına yakın, bulundukları seddin arkasından çıkıp yeryüzüne dağılacak olan iki kötü millet. Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in soyundandırlar. Müslüman değildirler. İnsanları öldürür, etrâflarına zarar verirler, ekinleri telef ederlerdi. O sırada Asya ve Avrupa kıtalarına Peygamber veya evliyâdan olan Zülkarneyn hâkimdi. Asya’nın kuzey doğusundaki Türklerin ricâsı üzerine Ye’cüc ve Me’cüc kavminin kötülüklerine mâni olmak için büyük bir duvar yaptı. Bu sed, iki dağ arasında, altı kilometre uzunluğunda, yirmi beş metre genişlik ve yüz metre yükseklikteydi. Taş ve demirden yapılmıştı. Bugün bilinen Çin Seddi başkadır. Ye’cüc ve Me’cüc sed…
Read MoreVitir Namazı
Yatsı namazından sonra kılınan üç rekatlik vâcib namaz. Salât-ı vitir de denir. Vitir namazı tek başına kılınan bir namazdır. Yalnız Ramazân-ı şerîfte cemâatle kılınır. Gece yarısından sonra kılmak çok sevâb ise de uyanamayanların yatsının son sünnetinden sonra yatsı ile birlikte erken kılmaları lâzımdır. Vitir namazı yatsı namazından önce kılınmaz. Vitir namazı için ezân ve ikâmet okunmaz. Vaktinde kılmayanın kazâ etmesi lâzımdır. Vitir namazı için; “Niyyet ettim Allah rızâsı için bugünkü vâcib olan vitir namazını kılmaya.” diye kısa bir niyet edilir. Birinci ve ikinci rekat kılındıktan sonra üçüncü rekatte Fâtiha ve…
Read MoreZikir
Anmak, Allahü teâlâyı hatırlamak, her sözünde ve her işinde O’nun emirlerine uymak, yasakladıklarından sakınmak. (Bkz. Tasavvuf)
Read MoreZımmî
İslâm devletinin himâyesinde yaşayan gayri müslim vatandaş. Ehl-i zimmet de denir. Zimmet, ahd, eman, himâye, sâhip çıkma koruma mecbûriyeti emniyetini garanti etmek demektir. Zımmîlerin İslâm devletinin vatandaşı olması başlıca şu şekillerden biri ile olur. Müslümanlar tarafından harp ile veya sulh ile fetholunan bir beldenin (memleketin) halkı, cizye ve harac vermeği kabul ederlerse İslâm devletinin vatandaşı olurlar. Cizye, erkeklerden şahıs başına, harac arâzilerinden, topraklarından alınan vergidir (Bkz. Cizye, Haraç). Zımmîler cizye vermekle artık onlara dokunulmaz, emniyet içinde yaşarlar. Canlarını, mallarını, ırz ve nâmuslarını, İslâmın adâletine sığınarak korumuş olurlar. Ticâretlerinde, işlerinde serbest…
Read MoreAhkam-ı Şer’iyye
Alm. Bestimmungen von Shariat (f), Fr. Ordonnances religieuses, İng. The rules of Shariat. Bir işin yapılması veya yapılmaması gerektiğini bildiren ilahi hükümler. İnsanların dünya ve ahirette mes’ud olmaları için Allahü tealanın, peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği emir ve yasakların bütünü. Bütün insanlara her şeyden önce lazım olan; itikadı (imanı) düzeltmektir. Yani doğru bir iman sahibi olmaktır. İnanılacak şeylerle ilgili hükümlere “ahkam-ı itikadiyye” denir. Bunlar; ahkam-ı şer’iyyenin temelini teşkil eder. Ahkam-ı şer’iyyeye “ahkam-ı İslamiyye” de denir. Ahkam-ı şer’iyye, kişinin vazifelerini belirtmesi bakımından “ahkam-ı teklifiyye” veya “ef’al-i mükellefin” adını da alır. Bunlar sekizdir: Farz,…
Read More