İnsanın ölümü ile başlayıp, kıyametin kopması, ölülerin tekrar diriltilmesi, Mahşer’de hesaba çekilerek işlerine ve ibadetlerine göre Cennet’e veya Cehennem’e gönderilmesi ile devam eden ebedi (sonsuz) hayat. Öteki dünya. İslamiyette iman edilmesi lazım olan altı esastan beşincisidir. Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”; “İnsan ölünce kıyameti kopmuş olur.” buyurmaktadır. Ölü, kabre konunca onun ahiret hayatı başlar. Kabir hayatına “berzah alemi” de denir. Ölü orada bilinmeyen bir hayat ile rahat içinde olacak veya azab görecektir. Münker ve Nekir adındaki iki meleğin mezara gelip sual soracaklarını hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir. (Bkz. Münker ve…
Read MoreKategori: Dini Terimler
Münafık
İki yüzlü. İçi dışına uymayan. İnanmadığı hâlde inanmış gibi görünen ve Müslüman olduğunu söyleyen kâfir kimse. Nifak, münâfıkın sıfatı olup, İslâm dînince haram kılınmıştır. Münâfıklık, insanı dinden çıkaran ve çıkarmayan olmak üzere iki kısımdır. Allahü teâlânın dîninde şek ve şüphe etmek veya inanmadığı hâlde Müslüman görünmek, küfür olup, insanı dinden çıkarır. Böylelerinin âhiretteCehennemin en dibindeki Hâviye denilen yerde azap görecekleri âyet-i kerîme ile bildirilmiştir. Münâfıklığın ikinci kısmı gösteriş için iyi ahlâklı görünmek, söylediği şeyi kendisi yapmamak vb. gibi mürüvveti gideren, îtimâdı sarsan işler ve davranışlardır. Böyle olan kimse, günâh olan…
Read MoreMükellef
Alm. Steurpflichtiger (m), Fr. Contribuable, tenu, İng. Taxpayer. Bir şeyi yapmaya ve yerine getirmeye mecbûr akıllı ve bâliğ kişi. İslâm dîninin emirlerinden sorumlu olan. Vergi kânunlarına göre kendisine vergi borcu terettüb eden (düşen) kişi, yükümlü. Mükellef gerçek kişi veya kurum olabilir. Vergi mükellefiyetinin başlangıcı, medenî haklardan istifâde ehliyetine bağlıdır. İstifâde ehliyetine sâhip küçük ve mahcurların vergi ile ilgili yükümlülükleri velî veya vâsileri aracılığı ile yerine getirir. Vergi mükellefi olan kurumlarda, mükellefiyeti kurumun kânûnî temsilcileri îfâ ederler. Vergi kânunları yönünden mükellef kişiler, bu mükellefiyetlerini özel anlaşmalarla başkalarına devredemezler. Yukarıda açıklanan kânûnî…
Read MoreMünker ve Nekir
Kabirde, ölüye suâl soracak iki meleğin adı. Lügatte, nasıl olduğu bilinmeyen mânâsınadır. Münker ve Nekir, bilinmeyen korkunç insan şeklinde mezara gelip suâl soracaktır. Kabir suâli haktır, doğrudur (Bkz. Kabir). Hadîs-i şerîfte, buyruldu ki: “Ölü kabre konulunca yanına iki siyah ve gök gözlü melek gelir. Birine Münker, diğerine Nekir denir. Peygamber olarak gönderilen Muhammed aleyhisselâm hakkında ne dersin, derler. Eğer mümin ise, Allahü teâlânın kulu ve resûlüdür, şehâdet ederim ki, Allahü teâlâ birdir. Muhammed (aleyhisselâm) O’nun Resûlüdür, der. Mezarını enine boyuna yetmiş arşın büyütürler. Nur ile doldururlar. Neşeli uyu, seni en…
Read MoreMürşid
Resûlullah efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” izinde giderek kemâle gelen ve bundan sonra insanları irşâd eden (doğru yolu gösteren) İslâm âlimi. İnsanlara doğru yolu gösteren rehber, kılavuz. Allahü teâlâyı seven ve insanları O’nun sevgisine kavuşturan sâlih, iyi bir kul. Mürşid, lügatte “İrşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran, olgun, üstün bir kimse” mânâlarına gelir. Allahü teâlânın tam, olgun ve insanlara her bakımdan faydalı olan tasavvufta yetişmiş ve yetiştirebilen evliyâ kullarına “Mürşid-i kâmil” denir. (Bkz. Evliya) Evliyânın çeşitli derecesi vardır. En yüksek derecede olanlara “Sıddîk” veya “Sâdık” denir. Mürşid-i kâmil demek,…
Read Moreİlâh
Alm. Gott (m), Fr. Dieu (m), İng. God. Tapılan varlık, tanrı. İlâh kelimesi, kökü esas alındığında, tapmak, şaşırmak, bocalamak, himâye ve huzur ihtiyâcı ile birisine teveccüh etmek, gizli olmak ve yüksek olmak mânâlarına gelmektedir. Kelime, kelâm âlimleri tarafından, “ülûhiyet” mânâsına kullanılmaktadır. İlâh, cins isimdir. İnsanların tapındıkları şeyler için kullanılır. İslâmiyette tapınılan varlığın adı “Allah”tır. Ondan başka tapınılacak ilâh yoktur. Semâvî dinlerde ve diğer inanç sistemlerinde ilâh kelimesi değişik şekillerde kabullenilmiştir. Putperestlerin, aya, gökyüzüne, güneşe, yıldızlara, şeytana vs. tapanların inançlarında ilâh, tapındıkları şeyin adıdır. Bunların çok tanrılı olanlarında tapınılan varlığın ismiyle…
Read Moreİlmihâl
Her Müslümanın, îmân, amel ve ahlâk ile ilgili öğrenmesi ve yapması lâzım olan bilgiler veya bu bilgileri anlatan kitap. İlmihâl bilgilerine zarûrât-ı dîniyye, yâni zarûrî din bilgileri de denir. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem); “İlim taleb etmek her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır.” buyurmuştur. Burada öğrenilmesi istenilen bilgiler, ilmihâl bilgileridir. Bunları öğrenmeyen dînin emirlerini doğru olarak yapamaz. Çocuklarına öğretmeyen, onlara karşı dînî ve insânî vazîfesini yapmamış olur. Bu bilgileri anlatan kitaplara ise, ilmihâl kitâpları denir. Bu kitâplar fazla teferruâta, inceliğe girmeden din bilgilerini lâzım olduğu kadar anlatırlar. Dört…
Read Moreİmâm
Öne geçen, rehber, idâre eden, cemâata namaz kıldıran, pâdişâh, halîfe. “İmâm” kelimesi dînî bir tâbir olarak, üç mânâda kullanılmıştır. Birincisi, namazdaki imâm olup, câmilerde, mescitlerde veya başka yerlerde cemâata namaz kıldırır. İkincisi, ilimde imâm olanlardır. Bunlar büyük din âlimleridir. Herbiri mezhep sâhibi olup, insanlar kendilerine tâbi olarak doğru yolu bulurlar. Bunlardan dört mezhep imâmı; İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Ahmed bin Hanbel en önde gelenleridir. İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî de dinde imâm olmuş büyük âlimlerden birkaçıdır. (Bkz. Müctehid) Üçüncüsü, insanların idâresini üzerine alan, onlara başkanlık edenlerdir.…
Read Moreİrâde
Alm. Wille (m), Fr. Volonté (f), İng. Will. İstemek, dilemek bir şeyi yapmaya karar verip azimli olmak. Lügatte; “dilemek, bir şey üzerinde karar kılarak, onu yapmaya azmetmek” mânâsınadır. İrâde, Allahü teâlânın sıfatlarından biridir. İnsan da irâde sâhibidir. Allahü teâlânın irâdesine, “irâde-i külliyye” insanların irâdesine “irâde-i cüz’iyye” denir. Allahü teâlâ her dilediğini yapandır. Tam ve mükemmel irâde sâhibidir. Bu kâinâtı ezelî irâdesine uygun olarak yaratmıştır. Kur’ân-ı kerîmde Burûc sûresi 16. âyetinde meâlen; “O (Allah) dilediği şeyi yapandır.” buyruldu. Kâinâtta olmuş ve olacak ne varsa hepsi Allah’ın dilemesi, irâde etmesi ile olmuş…
Read Moreİstidrâc
Kâfir ve fâsıklarda (açıkça günâh işleyen Müslümanlarda) görülen âdet dışı hârikulâde, olağanüstü hâller. Buna, mekr-i ilâhî de denir. Tefsîr-i Mazharî’de buyruluyor ki: “Allahü teâlâ bir kimseye bir müddete kadar devamlı olarak hakkında hayırlı olmayan nîmetler verir. O da bunu Allahü teâlânın bir lütfu ve ihsânı, tuttuğu yolun kendisi için iyi olduğunu zannederek aldandığı, gururlandığı, gaflette bulunduğu, taşkınlık yaptığı ve günahlara daha da daldığı bir sırada, Allahü teâlâ onu âniden azâbı ile yakalayıverir.” Bir kimse, peygamberlere tâbi olmadan doğru yolda yürümek isterse, muhakkak eğri yola sapar. Eğer eline bir şeyler geçerse,…
Read MoreKazâ ve Kader
Alm. Schicksal, Vorherbestimmung, Fr. Fatalite, destin, destinèe, İng. Fate, destiny. Îmânın şartlarından biri. İslâmiyette inanılması lâzım olan altı temel şeyden altıncısı, kadere yâni hayır ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır. İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesiyledir. Kader, lügatte “Bir çokluğu ölçmek, hüküm ve emir” demektir. “Çokluk ve büyüklük” mânâsına da gelir. Allahü teâlânın bir şeyi dilemesine “kader” denilmiştir. Bundan başka târifler de yapılmıştır. Şöyle ki: Kader, ileride yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde bilmesidir. Allahü teâlâ, her şeyi, kudreti ve ilmi…
Read MoreKeffâret
Alm. Busse, sühne (-gabe) (f), Fr. Expiation, pénitence (f), İng. Expiation, atonement. Günahları örten, işlenen günahların ve yapılan hatâların bağışlanması için yerine getirilen cezâî ibâdet. Lügatte, “günahı mahv etmek, örtmek” mânâsınadır. İslâm dîninde bâzı ibâdetlerde veya davranışlarda yapılan yanlış ve eksik işlerden dolayı, Allahü teâlâdan af dilemek, bağışlanmasını istemek niyetiyle yapılan ve cezâî tarafı da bulunan ibâdetlerdir.İslâm dînindeki her ibâdetin borcundan kurtulmak, onu vaktinde ve tam olarak yerine getirmek ile mümkündür. Kul, yâni insan kusurludur, her zaman hatâ edebilir. İşte Allahü teâlâ kullarının hatâsını bağışlamak için çeşitli imkânlar ve fırsatlar…
Read MoreFidye
Alm. Lösegeld (n), Fr. Rançon (f), İng. Ransom. Kurtuluş bedeli. Bir kimsenin esirlikten veya başına gelen bir belâdan kurtulmak karşılığında verilen para, mal vs. Ticaret hukûkunda: Bir geminin düşman veya korsanlar tarafından durdurulması hâlinde, gemideki yük ve rehineleri kurtarmak amacıyla verilen bedel “fidye” olarak isimlendirilir. Nitekim, 6762 sayılı ve 1.1.1967 târihinde yürürlüğe giren Türk Ticâret Kânunu’nun 1194. mad. göre; “Geminin düşman veya deniz haydutları tarafından durdurulup da fidye verilerek geminin ve yükün kurtarılması hâlinde, rehinelerin geçim ve kurtarma masraflarıyla birlikte verilen fidye müşterek avarya olarak kabul edilir.” hükmü vardır. İslâm…
Read MoreFirâset
Alm. Intuition, Fr. intuition, İng. intuition. Peygamberlerin ümmetleri arasında îtikâdı doğru, işleri, ayıp günah ve kusurlardan uzak ve ahlâken mazbut, dürüst kimselerin, bilgi, delil ve tecrübelerle elde ettiği yüksek meziyetleri sâyesinde, insanların hâllerini çabuk kavrayıp, isâbetli karar vermesi. Firâset sâhibi, tevil, zan ve tahmine kaçmadan ilk bakışta işin iç yüzünü sezer ve maksada isâbet ettirir. Firâset, Müslümanda bulunan üstün bir meziyettir. Firâset sâhibi olabilmenin ilk şartı, doğru bir îmân sâhibi olmaktır. Sonra haramlardan sakınmak, İslâmiyetin beğenmediği kötü isteklerden uzak durmaktır. Kimin îmânı daha kuvvetli ise, o nisbette firâseti keskin, yâni…
Read MoreFitne
Alm. Zweitracht f, Unfrieden m; Aufruhr (m), Fr. Trouble, discord m, division f, İng. Instigation, sedition, disorder, Faction. Karışıklık, geçimsizlik, bozgunculuk, ara bozuculuk. Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günâha sokmak, insanları isyâna kışkırtmak demektir. Gergefteki işi işlemek için sırma ve ip sarılan masuraya da “fitne” denir. İnsanlar cemiyet hâlinde yaşamaya mecburdurlar. Toplu haldeki insanların aralarında iyi geçim varsa, huzur temin edilebiliyorsa, orada yaşama rahatı vardır. Bütün insanlar biribirine düşman olmadan, herkes diğerinin hakkına saygı duyarak yaşarlar. Bunun aksine, bozguncular tarafından vatandaşların arasına ayrılık tohumları atılıp, insanlar birbirine düşman…
Read MoreDâbbetülerd
Kıyâmetin kopmasına yakın, çıkacak olan büyük bir hayvan. Kıyâmetin büyük alâmetlerindendir. Kıyâmet gününe inanmak, İslâm dîninde îmânın altı esâsına dâhildir. Bir Müslüman kıyâmet gününün varlığına kalbiyle inanır. O gün elbette gelecektir. Zîrâ Kur’ân-ı kerîm bunu haber vermektedir. Kıyâmet kopmadan önce bâzı alâmetler ortaya çıkacaktır. Pekçok olan bu alâmetlerden biri de, “Dâbbetülerd” denilen bir hayvandır. Bu hayvanda, her hayvanın rengi ve benzerliği bulunur. Onu öldürmek isteyen muvaffak olamaz. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmin Neml sûresi 82. âyetinde meâlen; “İnsanlara vâdolunan öldükten sonra dirilmek ve azâb olunmak yaklaşınca, biz onlara yerden dâbbeyi (hayvanı)…
Read MoreDârülharb
İslâm dîninin hükümlerinin tatbik edilmediği ülke, islâm ülkesinin siyâsî hâkimiyet sınırları dışında kalan yer, siyâsî ekonomik ve sosyal düzenlemelerin İslâm dîninin hükümlerine göre yapılmadığı ülke. Dârülharbde yasama, yürütme ve yargı yetkileri Müslümânların elinde değildir. Dârülharb terimi Müslüman olmayan ülkelerin hepsini ifâde eder. Bu sebeple o ülkede yaşayan insanların Müslüman olup olmaması önemli değildir. Darülharb olan bir ülke belli şartlarda İslâm ülkesine dönüşür. Birincisi; dârülharb olan ülke halkının tamamen Müslüman olmasıdır. Bu durumda İslâmiyetin hükümlerine göre yapılan kanunlar yürürlüğe girer, dolayısıyla bu ülke darülharb olmaktan çıkıp İslâm ülkesi olur. İkincisi de…
Read MoreDârülislâm
İslâm memleketi. İslâm dininin hükümlerinin kânun olarak tatbik edildiği yer. Yasama, yürütme ve yargı yetkisinin Müslümânların elinde olduğu, Müslümân devlet başkanının otoritesinin kabûl edildiği, siyâsî, ekonomik ve sosyal düzenlemelerin İslâm hukukuna göre yapıldığı ülke. Müslümanların hâkimiyetinde bulunan yerler dârülislâmdır. Müslümanlar bu yerlerde güven ve emniyet içinde yaşayarak dinî vazîfelerini yerine getirirler. İslâm mücâhidleri gayri müslimlere ait bir ülkenin herhangi bir beldesini feth ederek içinde İslâm hükümlerini icrâya başlasalar o belde dârülislâma dönüşür. Bu hususta bütün İslâm âlimleri ittifak etmişlerdir. Fıkıh âlimlerinin yâni İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre İslâm hâkimiyetinden çıkan ülke…
Read MoreVesvese
İnsanın kalbine gelen kötü düşünceler. Vesvese, kalbe şeytan ve insanın kendi nefsi tarafından verilir. İnsanın kalbine her an çeşitli düşünceler gelmektedir. Bunlara İslâm dîninde “hâtıra” ismi verilir. İnsanın kalbine gelen hâtıra iki çeşittir. Bâzıları iyi, bâzıları kötüdür. İyilerine ilham, kötülerine vesvese denir. İlham, Allahü teâlânın her insanın kalbinde vazifelendirdiği bir melek tarafından verilir. Vesvese ise, şeytan ve insanın kendi nefsinin kalbinde uyandırdığı çirkin ve kötü şeylerdir. Kalbe gelen hâtıranın iyi mi, kötü mü olduğunu anlamak için ölçü, dînimizin bildirdiği emir ve yasaklara uygun olup olmamasıdır. İslâm dîninin beğendiği şeyler iyidir…
Read MoreAkika
Yeni doğan çocuk nimetine karşılık Allahü tealaya şükretmek niyetiyle kesilen hayvan. Akika hayvanı kurbanlık hayvan gibidir. Kurban için caiz olmayan koyun, akika için de kesilmez. Akika her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Yeni doğan çocuğa yedinci gün isim koymak, saçlarını kesip saçlarının ağırlığı kadar altın veya gümüş sadaka vermek, kız çocukları için bir, erkek çocukları için iki koyun kesmek çok sevabtır. Saçları kesilmeden tahmini ağırlığı kadar altın ve gümüş sadaka verilebilir. Akika, çocukların kazalardan, belalardan, hastalıklardan korunmasına sebep olur. Peygamber efendimiz “salllallahü aleyhi ve sellem” nübüvvetten yani peygamber olduğu…
Read MoreMekrûh
Dînen ve tab’an beğenilmeyen hoşa gitmeyen şey. Haram olmamakla berâber, İslâm dîninde yasak edilen şey. Mekrûh, Arapça bir kelime olup, lügatte, tab’an hoş görülmeyen, tiksinilen mânâlarına gelir. Allahü teâlânın ve Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” beğenmediği ve ibâdetlerin sevâbını gideren şeylere “mekrûh” denir. Haramların yapılması kesinlikle yasak edilmiştir (Bkz. Haram). Mekrûh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla berâber, Kur’ân-ı kerîmde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahâbî’nin bildirmesi ile anlaşılmış olan yasaklardır. Mekrûh olduğu bildirilen yasak işleri yapmak günahtır. Mekruh ikiye ayrılır: Tahrimen mekrûh ve tenzihen mekrûh. Tahrîmen mekrûh: Kur’ân-ı kerîm…
Read MoreLivâta
Alm. Päderastie, Fr. Pédérastie, İng. Pederasty. Erkekler arası, cinsî ilişki. Halk arasında “puştluk”, “oğlan kirletmek” “gulamparelik” gibi adlarla da bilinen ve cinsî sapıklık olan bu çirkin ve iğrenç fiili ilk defa Lût aleyhisselâmın kavmi işlediği için livâta denilmiştir. Lût aleyhisselâmın kavminden önce hiçbir kavmin işlemediği bu çirkin ve iğrenç fiil hakkında Kur’ân-ı kerîmin Enbiyâ sûresi 74. âyetinde meâlen; “Habîs iştir.” buyurulmuştur. İslâmiyetin bildirdiği büyük günahların en büyüklerinden olan bu çirkin fiil Lût aleyhisselâmın kavminin helâk olmasına, yerin dibine batırılmasına sebep olmuştur. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmin A’râf sûresi 80. âyetinde meâlen;“Sizden…
Read MoreLevh-i Mahfûz
Allahü teâlânın takdîr ettiği ve kâinâtta olacak şeylerin yazılı bulunduğu levha. “Kitâb-ı mübîn”, “kitâb-ı meknûn”, “kitâb-ı ma’kum” gibi isimleri de vardır. Onda yazılı olanlar, artma ve eksilmekten, şeytanların tecâvüzünden, değiştirilmekten korunmuştur. Levh-i mahfûz vardır. Fakat ne olduğu kat’î bildirilmemiştir. Bununla berâber hakkında çeşitli rivâyetler bulunur. Bunlardan birisi, beyaz inci ve kırmızı yâkuttan olduğudur. Kur’ân-ı kerîm’de meâlen buyruldu ki: Dünyâda olacak her şey, dünyâ yaratılmadan evvel ezelde Levh-i mahfûza yazılmış, takdir edilmişdir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayatta kaçırdığınız fırsatlar için üzülmeyesiniz ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allah’ın gönderdiği nîmetlerden mağrûr olmayasınız. (Hadîd sûresi:…
Read More