Aşure Günü

Hicri senenin ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günü. Muharrem ayı, Kur’an-ı kerimde kıymet verilen aylardan biridir. Aşure bu ayın en kıymetli günüdür. Allahü teala bir çok duaları bugün kabul etmiştir. Hazret-i Adem’in tövbesinin kabulü, Nuh aleyhisselamın gemisinin tufandan kurtulması, Yunus aleyhisselamın balığın karnından çıkması Aşure günü olmuştur. İbrahim aleyhisselam Nemrud’un hazırlattığı ateşte o gün yanmadı. Aşure gününde İdris aleyhisselam diri olarak göğe çıkarıldı. Yakub aleyhisselam o gün hazret-i Yusuf’a kavuştu ve gözleri açıldı. Eyyub aleyhisselam hastalıktan iyi oldu. Hazret-i Musa Kızıldeniz’den geçti, Fir’avn ve askerleri Kızıldeniz’de boğuldular. İsa aleyhisselamın…

Read More

Halîfe

Allahü teâlânın emirlerinin yerine getirilmesinde Peygambere vekil olan zât. Emîr-ül-mü’minîn, İmâm-ül-müslimîn yerine kullanılan bir tâbir olup, bütün Müslümanların emîri, hükümdârı mânâsına gelir. Kelimenin çoğulu, hulefâ’dır. Bu tâbir, tekil ve çoğul olarak Kur’ân-ı kerîmde geçmektedir. İlk halîfe ünvânı verilen, hazret-i Ebû Bekr’dir “radıyallahü anh”. Kendisine Halîfe-i Resûlullah (Resûlullah’ın halîfesi) denilmiştir. Tasavvuf ilminde kâmil bir mürşidin, talebeleri içinden, talebe yetiştirmeye ehil olanlara, usûlüne göre izin vererek irşâd ile görevlendirdiği kimse için de halîfe tâbiri kullanılır. Peygamber efendimizin: Allahü teâlâ tarafından vahyedilenleri bildirmek, öğretmek; mürşid olarak insanları terbiye etmek; din ve dünyâ işlerini,…

Read More

Teyemmüm

Dînimizde bildirilen namaz ve gusül abdesti alma şekillerinden biri. Teyemmüm, lügatta “kastetmek, niyet etmek” demektir. Dînimizde teyemmüm, suyun bulunmadığı veya kullanılmasının mümkün olmadığı durumlarda toprak cinsinden olan her temiz şeyle namaz ve gusül abdesti almak demektir. Dînimizde, namaz kılmak için abdestsiz olan kimsenin abdest alması, cünüp olanın da gusül etmesi farzdır. Abdestsizlikten ve cünüplükten kurtulmak için suyla temizlenmek esastır. Suyun bulunmaması veya kullanılamaması hâllerinde temiz toprakla teyemmüm etmeyi de dînimiz temizlik kabul etmiştir. Bu husus, dînimizin Müslümanlara gösterdiği kolaylıklardan biridir. Demir, bakır, tunç, kalay, altın, gümüş ve bütün mâdenler, yanıp…

Read More

Tevessül

Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak; onların hatırı, hürmeti için, diyerek duâ etmek. Buna istigâse, yâni yardım istemek de denir. Tevessülün lügat mânâsı; bir şeyi, bir maksadın hâsıl olması için vesîle, sebep yapmaktır. Peygamberler, evliyâ gibi Allahü teâlânın sevdikleri, duânın kabûlü için sebep yapılmaktadır. Allahü teâlâ sebeplere yapışmayı emretmekte, her şeyi sebepler altında yaratmaktadır. Âdet-i ilâhiyyesi, ilâhî kânunu böyledir. Nitekim bulut vâsıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur; ilâç içerek şifâ; bomba, füze, uçak kullanarak zafer beklenmektedir. Bunların hepsi sebeptir. Dilekler, sebeplerden değil, Allahü teâlâdan istenmektedir, O’ndan beklenmektedir. Onun için tevessülde; şirk, Allahü teâlâya…

Read More

Tevekkül

Dînimizde Müslümanların, bütün işlerinde Allahü teâlâyı vekil etmeleri; bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra Allahü teâlâya güvenmeleri; bütün işlerini Allahü teâlâya ısmarlamaları; kalben O’na îtimât etmeleri. Lügatta “vekil etme” mânâsına gelir. Tevekkül, kalbin yapacağı bir iştir ve îmândan meydana gelir. Öğrenilmesi güç, yapması ise daha güçtür. Çünkü dînimizin bildirdiği tevekkülün hem akla, hem dîne, hem de tevhide uyacak şekilde anlaşılması lâzımdır. Bu ise, akla âit bilgilerle din bilgilerinin ve engin bir deryâ olan tevhid bilgilerinin doğru öğrenilmesi, tam anlaşılması ve günlük hayatta doğru olarak tatbik edilmesiyle mümkün olabilir. Bir kimse,…

Read More

Tevâzu

Alm. Bescheidenheit (f), Fr. Humilité, modestie (f), İng. Humility, modesty. İslâm ahlâkında güzel huy olarak bildirilen hasletlerden biri. Büyüklük göstermemek, kibirlenmemek, alçak gönüllü olmak. Tevâzu, makam ve rütbe îtibariyle kendinden aşağıda olanlara büyüklük göstermemektir. Tevâzunun aşırı miktarına aşağılık, bayağılık denir. Dünyâda ele geçen nîmetler, mallar, rütbeler, mevkiler, insana Allahü teâlânın lütfu ve ihsânıdır. Mevki ve servet sâhiplerinin tevâzu göstermeleri, onların olgunluklarını gösterir. Bir menfaata kavuşmak veya bir zarardan korunmak için tevâzu göstermeye tabasbus, yaltaklanma denir. Dilencilerinki böyledir. Bu ise çirkin bir huydur. İnsanda bulunması güzel olan iyi huylardan bâzısı vardır…

Read More

Tesettür

Alm. Sich-Bedecken (n); Verschleirung (f), Fr. Se couvrir; se voiller, İng. To conceal oneself; to veil oneself. Örtünme, giyinme. Arapça “setr” kelimesinden türeyen tesettür, lügatta “kapanıp gizlenme, örtünme, giyinme, kuşanma” mânâlarına gelir. Tesettür, erkeklerin ve kadınların, vücutlarının avret mahalli sayılan kısımlarını göstermemelerine, örtmelerine denir. İnsanları, kadın olsun, erkek olsun giyinmeye, örtünmeye zorlayan pekçok sebepler vardır. İçinde yaşadığı tabiat şartları, iklimler, mevsimler, mensup olduğu milletin kültür değerleri, inanıp teslim olduğu dînin emirleri ve yasakları, hattâ töre, örf ve âdetleri, ahlâkî telakkileri, çalıştığı iş ve mesleğinin şartları, yaşları, cinsiyetleri, zevkleri ve ekonomik…

Read More

Terâvih Namazı

Ramazân-ı şerîfte, her gece yatsının farzından ve son sünnetinden sonra erkeklerin ve kadınların, Peygamberimizin sünneti olarak kıldıkları yirmi rekatlık namaz. Her dört rekatında bir terviha (dinlenme) yapıldığı için, bu namazın hepsine “terâvih” denilmiştir. Erkeklerin ve kadınların, yirmi rekat terâvih kılması sünnet-i müekkededir (Bkz. Sünnet). Peygamberimizin devamlı yaptığı nâfile ibâdetlerdendir. Terâvih namazı Peygamber efendimizin zamanında birkaç gece, sekiz rekat, cemaatle kılınmış, bir özründen dolayı devam edilememiştir. Yalnız olarak yirmi rekat kılmıştır. Sünnet olduğu buradan anlaşıldı. Hazret-i Ömer, hazret-i Osman, hazret-i Ali ve zamanlarındaki Eshâb-ı kirâmın hepsi, cemâatle yirmi rekat kıldılar. Terâvih…

Read More

Kelime-i Tevhîd

“Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah” ibâresi. Tevhid kelimesi, İslâm dîninde tevhid inancını bildiren söz, tevhid inancı, Allahü teâlânın var ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselâmın O’nun peygamberi olduğuna inanmaktır. Müslüman bir kimsenin ilk önce Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah sözünün mânâsını bilmesi ve inanması farzdır. Kelime-i Tevhide; “Kelime-i İhlâs, Kelime-i Takvâ, Kelime-i Tayyibe, Da’vet-ül-Hak, Urvet-ül-Vüskâ, Kelime-i Semerret-ül-Cennet” de denir. Her Müslümanın, kelime-i tevhîdin mânâsına hiç şüphe etmeden, yalnız inanması yetişir. Bunları delil ile ispat etmesi ve akla uydurması lâzım değildir. Kelime-i tevhîdin mânâsını Kur’ân-ı kerîm bildirmekte, Resûlullah da “sallallahü âleyhi…

Read More

Hatm-i Tehlîl

Yetmiş bin Kelîme-i tevhîd, yâni “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” sözünü okumak. Bir kimse bu mübârek sözü tekrar tekrar söyleyince, Allahü teâlâdan başkasını yok bilmekte, her şeyden yüz çevirip, hak olan bir mâbûda dönmektedir. Tevhîd kelimesini çok okumanın sevâbı birçok hadîs-i şerîflerde bildirilmiştir. (Bkz. Kelîme-i Tevhîd) Îmân ile ölenlere hatm-i tehlîl yapmak ve sevâbını rûhlarına hediye etmek çok faydalıdır. Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem ”buyurdu ki: “Bir kimse kendisi için veya başkası için yetmiş bin aded kelime-i tevhîd okursa, günâhları affolur.”, “Lâ ilâhe illallah diyen kimse Cennet’e girer.” Evliyâdan…

Read More

Hatim Okumak

Kur’ân-ı kerîm’i başından sonuna kadar okumak. Hatim lügatte; bitirmek, sona erdirmek, hatim etmek, tamamlamak, bir de, yüzük mânâlarına gelir. Hatim okumak ve dinlemek bir ibâdettir. Hadîs-i şerîfte; “Kur’ân-ı kerîmi tecvide (usûlüne) uygun okuyana şehid sevâbı verilir.” buyruldu. Yetmiş bin kelime-i tevhîd okumaya “hatm-i tehlîl”; hatim okumaya da “hatm-i şerîf” denir. Ayrıca Kâbe’de bir yerin adı “Hatim” olarak geçer. Kur’ân-ı kerîm’in her âyetini okumaya ayrı sevap verilir. Hepsini hatim edene verilen sevap daha çoktur. Kur’ân-ı kerîm’in ilk sûresi “Fâtiha”dan başlayıp, son sûresi “Nâs”a kadar okumak hatim olur. Birkaç sûre veya âyet…

Read More

Telkîn (hatırlatma)

Kabirde, cenâzenin defnedilmesinden bir müddet sonra, Allahü teâlâdan onun affı, bağışlanması için duâ ve niyazda bulunmak; kabirde sorulacak suallerin cevaplarını hatırlatmak. Telkîn, lügatta “bir şeyi zihinde yer ettirmek, bir fikri aşılamak” mânâlarına gelir. Ölünün defninden sonra, kabre ve kıbleye karşı ayakta durarak telkîn vermek, Peygamberimizin sünnetlerindendir. Cenâzenin toprağa tevdî edilmesinden sonra, din kardeşlerinin hemen oradan ayrılması uygun değildir. Peygamber efendimiz cenâzeyi defnettikten sonra hemen ayrılmayıp, Eshâbına hitâben de; “Kardeşiniz için Allahü teâlâdan mağfiret isteyiniz ve kendisine temkîn (suâle cevap iktidarı) ihsan buyurulmasını isteyiniz. Zîrâ şimdi o, suâle çekilecektir.” buyururlardı. Müslümanlar,…

Read More

Tekke

İslâm ahlâkının, tasavvuf ilminin öğretildiği ve tatbik edildiği yer. Dînî eğitim ve öğretimin yapıldığı müesseselerden biri. Tekke, Farçsa bir kelime olan “tekye”den dilimize “tekke” olarak geçmiştir. Lügâtta “dayanılacak yer” anlamına gelmektedir. Çoğulu “tekâyâ”dır. Tekkelere “zâviye, dergâh, hankâh ve âsitâne” de denilirdi. İslâmiyetin öğretilmesinde medreseler gibi tekkelerin de önemli hizmetleri olmuştur. Tekkeler, Müslümanlar tarafından tevhid inancını, Allahü teâlânın birliğine inanmayı bütün insanlığa yaymak ve gönüllere yerleştirmek için vakıf esaslarına uyularak kurulmuş sosyal vasıflı dînî eğitim ve öğretim kurumlarıdır. Tekke en önce, Ebû Hâşim Sofî için, Suriye’de Remle şehrinde yapılmıştır. Medreselerde, İslâmiyetin…

Read More

Teheccüd Namazı

Uykuyu terk ederek kılınan gece namazı. Nâfile bir namaz olan teheccüd gecenin üçte ikisi geçtikten sonra imsak vaktinden önce kılınır. İki ile on iki rekat arasında değişir. İki rekatte bir selâm vermek iyidir. Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) teheccüd namazı farz kılınmıştır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: (Ey Resûlüm!) Sana mahsus fazla bir namaz olarak gece uykudan kalk da Kur’ân-ı kerîm ile teheccüd (namazı) kıl. (İsrâ sûresi: 79) Peygamber efendimiz muhârebelerde bile teheccüd namazı kılardı. Teheccüd namazı diğer Müslümanlar için sünnet olup, çok sevaptır. Peygamber efendimiz buyurdu ki: Teheccüd…

Read More

Tefsir

Dînî ilimlerden biri. Tefsir lügatte, “örtülü ve kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek” demektir. Istılahta tefsir; beşer kudreti dâhilinde, Kur’ân-ı kerîm âyetlerindeki Allahü teâlânın murâdını bildiren ilimdir. Kelâm-ı ilâhî olan Kur’ân-ı kerîmden murâd-ı ilâhîyi anlayıp, bildiren âlimlere müfessir denir. Buna göre tefsir ilminin mevzûu, konusu Kur’ân-ı kerîmdir. Kur’ân-ı kerîm, Allahü teâlânın kelâmı, sonsuz bilgiler, hükümler, hikmetler ve fazîletler menbaı, kaynağıdır. Allahü teâlâ onu insanların en yükseği olan sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma indirmiştir. Bu sebeple Kur’ân-ı kerîmi tam olarak yalnız Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem anlamış, kapalı ve anlaşılması…

Read More

Regâib Gecesi

Dînimizdeki mübârek gecelerden. Recep ayının ilk Cumâ gecesidir. Receb ayının her gecesi ve Cumâ geceleri kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli olmaktadır. Allahü teâlâ, bu gecede mümin kullarına ragîbetler, yâni ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan duâ reddolmaz. Namaz, oruç, sadaka gibi, ibâdetlere pekçok sevap verilir. O geceye hürmet edenleri affeder. Birçok İslâm memleketinde ve Türkiye’de Peygamberimizin babası Abdullah’ın evlendiği geceye, bir asırdan beri, Regâib Kandili adı verilmektedir. Regâib kandiline böyle mânâ vermek doğru değildir. Peygamber efendimiz Rebîülevvel ayının on ikisinde doğdu. Abdullah’ın evlendiği geceye Regâib…

Read More

Ehl-i Sünnet

Alm. Der Weg der Sünniten, Fr. la voie d ahl-i Sunnat, İng. The Sunni Path. İslam dîninde doğru îtikat üzere olanlara yani Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmın ve Eshâbının “aleyhimürrıdvân” yolunda bulunanlar, bildirdikleri îtikat üzere inananlara denir. Eshâb-ı kirâmın, Peygamber efendimizden naklen bildirdiklerini, olduğu gibi, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan kabûl edip, böylece inanıp, onların yolunda olup, onlar gibi inananlara Ehl-i sünnet ve cemâat fırkası veya Fırka-i nâciye (yani kurtulan fırka); bu doğru ve asıl (hakîkî) İslâmiyet yolundan ayrılanlara da, bid’at fırkaları veya Fırâk-ı dâlle (dalâlet fırkaları, bozuk-sapık yollar) denildi. Ehl-i sünnet ve cemâat fırkasında olanlara kısaca Sünnî, bid’at fırkalarında olanlara Mübtedî, bid’at…

Read More

Esmâ-i Hüsnâ

Allahü teâlânın meşhur 99 ismi. Allahü teâlânın isimleri çoktur. Bunlardan doksan dokuzu Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde bildirildi. Allahü teâlânın isimleri Tevkîfîdir. Yâni, İslâmiyette bildirilen isimleri söylemeye izin verilmiştir. Bunlardan başkasını söylemek yasaklanmıştır. Buna göre Allahü teâlâya “âlim” denir. Fakat, âlim demek olan “fakîh” denmez. Çünkü İslâmiyet Allahü teâlâya fakîh dememiştir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: “Allahü teâlânın Esmâ-i Hüsnâsı vardır. O hâlde O’na bunlarla duâ edin.” (A’râf sûresi: 180). İslâm âlimlerinden Kâdı Ebû Bekr Bâkıllânî “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: “Allahü teâlânın sıfatlarına uygun olup, O’na lâyık olmayan mânâların anlaşılmayacağı bilinen kelimeleri, Allahü teâlâya isim olarak…

Read More

Eshâb-ı Kirâm

Peygamberimizin “aleyhisselâm” arkadaşları. Kadın veya erkek, çocuk veya büyük bir Müslüman, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimizi çok az da olsa bir kere görürse, kör olan, bir kere konuşursa ve îmân ile vefât ederse buna “Sâhib” veyâ “Sahâbî” denir. Birkaç tânesine “Eshâb” veya “Sahâbe” yâhud “Sahb” denir. Peygamberimizi, kâfir iken görüp de, Resûlullah’ın vefâtından sonra îmâna gelen veya Müslüman iken, sonra mürted olan (Müslümanlıktan çıkan) sahâbî değildir. Sahâbî olduktan sonra mürted olup, Resûlullah’ın vefâtından sonra, tekrar îmâna gelen, sahabi olur. Peygamber efendimiz cin sınıfına da peygamber olduğu için, cin de sahâbî olur. Eshâb-ı…

Read More

Eshâb-ı Kehf

Îsâ aleyhisselâmdan sonra, din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda, dinlerini korumak için her şeylerini terk edip, hicret eden ve Efsûs (Tarsus) taki mağarada medfun bulunan yedi kişi ile Kıtmîr adındaki köpekleri. Kur’ân-ı kerîmde Kehf sûresinde kıssaları uzun bildirilmektedir. Eshâb-ı Kehf denilen îmânlı gençler, Efsûs yâni Tarsus şehri ahâlisinden idiler. Bunlardan altısı sarayda vazîfeli, hükümdâra yakın kimselerdi. Hazret-i Ali’nin “radıyallahü anh” rivâyetine göre Eshâb-ı Kehf’in adedi yedi olup, bunların altısı hükümdârın müşâvere heyetinde idi. Onun sağında ve solunda bulunurlardı. Sağındakiler Yemlîha, Mekselînâ ve Mislînâ idi. Bunlara “Eshâb-ı yemîn” denmiştir. Hükümdârın solunda…

Read More

Aşere-i Mübeşşere – Cennetle Müjdelenenler

Peygamber efendimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” tarafından Cennet’e girecekleri dünyadayken müjdelenen on Sahabi (yani Peygamberimizin arkadaşı). Aşere-i mübeşşere şunlardır: 1. Ebu Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, 2. Ömer bin Hattab “radıyallahü anh”, 3. Osman bin Affan “radıyallahü anh”, 4. Ali bin Ebu Talib “radıyallahü anh”, 5. Talhâ bin Ubeydullah “radıyallahü anh”, 6. Zübeyr bin Avvam “radıyallahü anh”, 7. Abdurrahman bin Avf “radıyallahü anh”, 8. Sa’d bin Ebi Vakkas “radıyallahü anh”, 9. Said bin Zeyd “radıyallahü anh”, 10. Ebû Ubeyde bin Cerrâh “radıyallahü anh”. Ahmed bin Hanbel’in “rahmetullahi aleyh” Müsned’inde bildirdiği hadis-i…

Read More

Vahiy (Vahy)

Alm. Göttliche, Eingebung, Fr. Révélation, İng. God’s revelation, revelation. Allahü teâlânın dilediği şeyleri, emir ve yasaklarını peygamberlerine bildirmesi. Allahü teâlâ, insanlar arasından seçtiği peygamber denilen kullarını vahy ile şereflendirmiştir. Bu sûretle, insanlara, dünyâda ve âhirette rahat ve huzûra kavuşacakları esasları bildirmiştir. Vahy, ilk peygamber Âdem aleyhisselâmdan son peygamber Muhammed aleyhisselâma kadar devâm etmiş ve onda son bulmuştur. Vahyin olduğu kat’îdir. Mâhiyeti, hakîkatı bilinmez. Eserleri görülür, bu eserleriyle bilinir. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek yüzünde, vahy esnâsında soğuk kış günlerinde bile yağmur tânecikleri gibi ter belirirdi. O sırada yanında bulunanlar…

Read More

Kâfir

Alm. Ungläubiger (m), Fr. Infidèle (m), İng. Unbeliever, infidel. Allahü teâlâyı ve O’nun gönderdiği dînin esaslarını kabul etmeyen, beğenmeyen, inanmayan. Kâfir lügatta; “örten, inkâr eden, gizleyen ve çiftçi” mânâsınadır. Divan edebiyatında siyah rengi, sevgilinin saçını ve rengini bildirmek için mazmun olarak kullanılır. Dînî bir tâbir olan kâfir, son peygamber Muhammed aleyhisselâmın, Allahü teâlâ tarafından bildirildiğini söylediği, sözlerinden birine veya hepsine inanmayan, doğru olduğunda şüphe eden kimseye denir. Daha önce gelen peygamberlerin sözlerini beğenmeyen kimselere de denir. Allahü teâlâ, her asırda insanlara bir peygamber göndererek, kendisinin razı olduğu yolunu göstermiştir. Dünyâda…

Read More