Medîne’deki Mescid-i Nebî içinde bulunan mübârek yer. Buraya “Ravda-i mübâreke” ve “Ravda-i mukaddese” de denir. Ravda-i Mutahhera, Medîne Câmii içinde, Resûlullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” kabr-i şerîfiyle câminin o zamanki minberi arasında olup, yirmi altı metre uzunluktadır. Ravda, “bahçe” demektir. O zamanki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksekti. 654 yangınında tamâmen yandı. Çeşitli yıllarda, çeşitli minberler yapılmış, bugünkü on iki basamaklı mermer minberi Sultan Üçüncü Murâd Han 1590 (H. 998) da İstanbul’dan göndermiştir. Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i haram denilen câmidir. Bundan sonra,…
Read MoreKategori: Dini Terimler
Hâcegân
Osmanlılar zamanında devlet dâirelerindeki yazı işlerinin başında veya defterdarlık, nişancılık gibi vazifelerde bulunanlara verilen sivil bir rütbe. Hâcegân yerine, “Hâcegân-ı Dîvân-ı Hümâyûn” da denilirdi. Hâcegânlığın Osmanlı Devletinde ne zaman kurulduğuna dâir kesin bir bilgi olmamakla beraber, Fâtih Kânunnâmesi’nde hâcegânların rütbesinin belirtilmesi bu memuriyetin önceleri de varlığına işâret etmektedir. Önceleri sayıları az olmakla beraber, zamanla duyulan ihtiyaç üzerine artmış, Sultan Üçüncü Ahmed devrinde yirmiyi bulmuştur. İlk zamanlar yalnızca dîvândaki dâire şeflerine bu ünvan verilirken sonradan bu ünvanın daha geniş şekilde kullanıldığı görülür. Gerçekten 18. asırdan îtibâren devlet merkezi dışındaki bâzı hizmet…
Read MoreMezhep
Bir müctehidin dînî kaynaklardan çıkardığı hükümlerin hepsi. Müctehid âlim tarafından, îmânda ve amelde (ibâdetlerde ve işlerde) Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaları için Müslümanlara gösterilen yol. Bir müctehidin, İslâmiyeti kaynaklardan anlamak ve anlatmak husûsunda tâkib ettiği usûller ve bu usûllere bağlı olarak çıkardığı hükümler. Mezhep, lügatte gitmek, tâkip etmek, gidilen yol mânâlarına gelir. Genel olarak görüş, doktrin, akım mânâlarına da kullanılmıştır. Mezhep kelimesi, bilhassa günümüzde dînî bir tâbir olarak kullanılmaktadır. Yahûdîlik ve Hıristiyanlık dinlerinde de mezhepler ortaya çıkmıştır. Yahûdîliğin mezhepleri (Sadûkîler, Essenîler, Talmutçular… gibi) kısmen unutulmuş, Hıristiyanlıkta ise her bir mezhep (Katolik,…
Read MoreMizan
Alm. Balance (m), Fr. Balance (f), İng. Balance. Maddî ve manevî ağırlıkları tartan terazi. Mizan, Arapça bir kelime olup, lügatta, “terâzi, ölçü, tartı, akıl, muhakeme ve idrak” mânâlarına gelir. Bu kelime çeşitli ilim dallarında kullanılagelmiştir. Terâzi ve tartı âleti olarak mizan: İki kolu birbirine eşit olan hassas bir âlet olup, eski zamanda doğu ve batı memleketlerinde kullanıldığı gibi bugün de Anadolu’nun bâzı bölgelerinde pratik olarak kullanılan bir tartı âletidir. Buna “kabban” veya “kantar” da denir. Bilhassa Müslüman ülkelerinde, mizan (terâzi) kullanmaya çok ehemmiyet verilmiştir. Ticârî münâsebetlerde birbirlerinin hakkını yemek ve…
Read MoreHaşir ve Neşir
Toplanma ve bir araya gelme ve dağılma. Kıyâmet koptuktan sonra diriltilen bütün varlıkların, dünyâda yaptıklarından hesap vermek üzere sevk olunacakları mahşer yerinde toplanmasına “haşir” ve hesaptan sonra Cennet’e veya Cehennem’e dağılmaya “neşir” denir. Âhirette haşir ve neşirin olacağına inanmak, îmânın şartlarındandır. Hiç şüphe etmeden inanmak İslâm dîninin emridir. Melekler, insanlar ve cinler, Allahü teâlâya îmân edip, ona ibâdet etmek için yaratılmıştır. Dünyâ, âhiretin tarlası gibi olup, burada yapılan bütün amellerin (işlerin) hesâbı, âhirette sorulacaktır. Allahü teâlâ kullarını, hangisinin daha güzel iş, kulluk ve ibâdet yapacağını imtihan etmek, denemek için yarattığını,…
Read MoreŞehit
Alm. Märtyrer (m), Fr. Martyr (m), İng. Martyr. Allah yolunda canını fedâ eden, dînini, vatanını, bayrağını, nâmusunu müdâfaa ederken ölen, haksız yere öldürülen Müslüman. Şehit; harp meydanında düşman tarafından, hükümete karşı gelen âsiler tarafından veya yol kesiciler tarafından kılıç, top, tüfek gibi silâhlarla ve bunlara benzer herhangi bir âletle öldürülen, yangın veya boğulmakla, vebâ (tâûn) gibi salgın hastalıkla ölen, yâhut harp meydanında üzerinde ölüm alâmeti olduğu hâlde bulunan kimsedir. Böyle bir kimseye şehit denilmesi, ölürken bir takım rahmet melekleri hazır bulunduğu veya Cennete gireceğine şehâdet olunduğu, yâhut kendisi Allahü teâlânın…
Read MoreMahşer
Alm. Auferstehung(f), Fr. Résurrection (f), İng. Resurrection. Toplanma yeri. Kıyâmette bütün canlıların tekrar diriltilip bir araya toplanarak hesâba çekileceği yer. Mahşer yerine “Arasat meydanı” ve “Mevkıf” da denir. Mahşer, Arapça bir kelime olup, “Haşr” kelimesinden türemiştir. Haşr, kıyâmette bütün canlıların beden ve ruhları ile bir arada hesap yerinde toplanmasıdır. (Bkz. Haşr ve Neşir) Mahşer, âhiret hayâtından bir safhadır. Âhiret hayâtı bu dünyâ hayâtına benzemez. Âhiret işleri, akıl ile anlaşılamaz ve bulunamaz. Çünkü akıl ancak dünyâ işlerini anlayabilecek şekilde yaratılmıştır. Âhiret hakkında bilinenler ise Allahü teâlânın ve peygamberlerinin bildirdikleridir. Buların dışında…
Read MoreMehdî aleyhirrâhme
Kıyâmete yakın gelerek, İslâmiyeti yeryüzüne hâkim kılacağı, Peygamber efendimiz tarafından haber verilen zât. Peygamber efendimizin kızı hazret-i Fâtıma’nın oğlu hazret-i Hüseyin’in neslinden gelecek yâni Seyyîd olacak, Medîne-i münevverede doğacak ve Mekke-i mükerremede ortaya çıkıp tanınacaktır. İsmi Muhammed babasının ismi Abdullah olacaktır. İlimde ve evliyâlıkta derecesi çok yüksek olup, müceddid ve müctehid olacaktır. Kendi ictihâdı ile bir mezheb kuracaktır. Kuracağı mezhebin hükümlerinin, Hanefî hükümlerine uygun olacağını, büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretleri haber vermektedir. Bütün Müslümanlar, hazret-i Mehdî’ye tâbi olacak ve yeryüzünün tamâmına hâkim olacaktır. Hazret-i Mehdî’nin geleceğini ve yapacağı işleri…
Read MoreKıyâmet
Alm. Auferstehung, Fr. Jugement dernier, tin de monde, İng. Doomsday, day of r-surrection. Bütün canlıların öleceği, dünyânın ömrünün bitip, harab olacağı gün; dünyânın sonu, kıyâmet kopması. Ölülerin tekrar diriltileceği, hayat bulacağı güne de kıyâmet veya kıyâmet günü denir. Kıyâmet, bu dünyâ hayâtından sonra gelecek olan âhiret hayâtının başlangıcıdır. Âhirete inanmak ise îmânın (Müslüman olmanın) şartlarından biridir. Kıyâmet mutlaka kopacaktır. Ne zaman olacağını ancak Allahü teâlâ bilir. Kur’ân-ı kerîm’de A’râf sûresi 187. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Habîbim! Sana kıyâmet ne zaman kopar, diye sorarlar. De ki: Onu ancak Rabbim bilir. Onu kimse…
Read MoreKıble
Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu taraf. Müslümanlar namaz kılarken buraya yönelirler. Namazda kıbleye dönmek farz olup, Allahü teâlânın kesin emridir. Namazı kıbleye karşı kılmak, kıble için kılmak değildir. Allahü teâlânın emrine uymaktır. Müslümanların kıblesi önce Kudüs’tü. Hicretten on yedi ay sonra Şâbân ayının ortasında Salı günü öğle veya ikindi namazının üçüncü rekatindeyken Kâbe’ye dönülmesi emrolundu. Böylece Beytül-Makdis (Mescid-i Aksâ) e karşı kılma bırakılıp İbrâhim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâbe’ye dönüldü. Herhangi bir yerde kıble ciheti, hesapla bulunabilir. Bu hesapların formülleri İhlâs A.Ş. yayınlarından Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye kitabında geniş olarak bildirilmiştir. Türkiye’de bütün…
Read MoreNecâset
Pislilik, kirlilik, leke, toz veya kirle kaplı olma, murdarlık, necs sayılma. Çeşitli dinler, bâzı canlı ve cansızları necis ve pis kabul ederek bunlara dokunmayı bunları yemeyi, kullanmayı yasak etmiştir. Meselâ bütün ilâhî dinlerde şarap ve domuz necis olup, yemesi, içmesi haramdı. İslâmiyette necâset; namaza zarar veren pislik, namazın sahih (doğru) olmasına mâni olan pislik. Namaz kılanın bedeninde, elbisesinde ve namaz kılacağı yerde, necâset bulunursa bunu temizlemeden kılınılan namaz sâhih olmaz. Namaz kılacak kimse necâsetten temizlenmiş olmalıdır. İki türlü necâset vardır: 1- Kaba necâset (necaset-i galîze): İnsandan çıkınca abdest veya gusle…
Read MoreGusül
Alm. Ganzwaschung (f), des Körpers, Abwandung (f), Fr. Ablution complete du corps, İng. Ablution (bodily). Boy abdesti. Âkıl ve bâliğ olan kadın ve erkeğin, cinsî münâsebetten sonra veya rüyâda veya uyanıkken menî denilen sıvının şehvetle gelmesiyle, kadın ve kızların âdet ve lohusalıklarının bitiminde İslâm dîninin emrettiği şekilde, vücûdun tamâmını yıkamalarına denir. Cünüp olan her kadının ve erkeğin, hayızdan ve nifastan kurtulan kadınların, namaz vaktinin sonunda o namazı kılacak kadar zaman kalınca, gusül abdesti alması farzdır. Hanefî mezhebine göre guslün farzı üçtür: 1) Ağzın içinde, ıslanmadık bir yer kalmamak üzere yıkamak,…
Read MoreEllidört Farz
Her Müslümanın öğrenmesi ve uyması gereken dînî emirlerden meşhur olanları. Çocuk bâlig olunca, inanmayan biri Kelime-i tevhîdi (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) söyleyince, bunun mânâsını bilip, inanınca, Müslüman olur. Bunların her Müslüman gibi, İslâmiyetin hepsine, yâni Muhammed aleyhisselâmın söylediği emirlerin ve yasakların tamamına, Allahü teâlânın bildirmiş olduğuna inandım, demeleri lâzımdır. Daha sonra karşılaştığı bütün işlerde, emirleri ve yasakları öğrenmesi, inanması ve yapması lâzımdır. Farzlardan meşhur olan elli dört adedini seçmişlerdir. Elli dört farz şunlardır: 1) Allahü teâlânın bir olduğuna inanmak, 2) Helâl yemek ve içmek, 3) Abdest almak, 4) Beş…
Read MoreFecr
Alm. Morgendammerung (f), Fr. Aube, aurore (f), İng. Dawn. Sabaha doğru, tan yerinin önce nokta ve sonra da ince bir iplik gibi ağarması ile başlayan vakit. Fecrin doğuş ânı, nehâr-ı şer’î (yâni İslâm dîninin gündüz kabul ettiği zaman) ile, imsâk vaktinin (oruca başlama zamânının) başlangıcıdır. Fecr sözü, tek başına kullanıldığında, Fecr-i sâdık (hakîkî fecr) kasdedilir. Erken sabah periyodunda meydana gelen bu olayda, doğudaki ufukta, bir noktada başlayan aydınlık, beyaz bir çizgi hâlinde başlayarak karanlık ufuk çizgisinin üzerinde yayılır. Sabaha yakın, gece karanlığının yerine aydınlığın gelmeye başlaması iki safha hâlindedir. Önce…
Read MoreSadaka
Alm. Almosen (n), Fr. Aumône (m), İng. Alms. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmayı niyet ederek ve kendilerinden bir karşılık beklemeksizin muhtaç olanlara, fakirlere verilen mal, para ve her türlü iyilikte, ihsanda bulunma. Sevap kazanmak için fakire hibe olunan, bağışlanan mala sadaka denir. Zengine sadaka diyerek verilen hediye olur. Sadaka; iyilik, ihsan, ikram demektir. Fakir olan kimsenin de sadaka vermesi kıymetlidir. Zenginin ise, sadaka vermesi Allahü teâlânın kesin emridir. Zengine, malının zekâtını emredilenlere vermesi farz; sadaka-ı fıtrını, yâni fitresini vermesi de vâciptir (Bkz. Zekât, Fıtra). Kur’ân-ı kerîmde zekât karşılığı olarak “sadaka” kelimesi…
Read Moreİftâr
Oruçlunun oruç açması; oruç açma vakti, oruçlu bir kimseye orucunu açtırmak. İftâr; Allah rızâsı için farz veya nâfile oruç tutan bir Müslümanın, güneşin ufukta kaybolmasından tamâmen batmasından sonra bir şey yiyerek veya içerek oruç açmasına denir. İftâr vakti, duânın kabul olduğu mübârek bir vakittir. Dînimizde iftâr etmeye ve iftâr vaktine büyük kıymet verilmiştir. Asırlar boyunca Müslümanlar, iftâr vaktini tövbe ve istiğfâr ederek, duâ ve niyâzda bulunarak beklemişler, îtinâ ile hazırlanmış sofraların başında yiyip içmelerine hiçbir mâni yokken vaktin girmesini bekleyerek, Allah’ın emrine itâat ve ibâdet etmenin huzûr ve lezzetini yaşamışlardır.…
Read MoreSahur
Ramazan ayında, oruç tutmak niyetiyle, seher vaktinde yenilen yemeğin adı. Seher vakti, gecenin yâni güneşin batışından imsak vaktine kadar olan zamânın son altıda biridir. Seher Vaktinde yenilen yemeğe “sahur” denir. Oruç tutan bir kimsenin, güneşin ufukta kaybolmasından sonra, orucunu açmak için yediği yemeğe de “iftar” adı verilir (Bkz. İftar). Sahur, Arapça bir kelime olup, seher kelimesinden türemiştir. Sahurun son vaktine imsak denir. İmsak, yemenin içmenin kesildiği vakittir. İmsak vakti, İslâm astronomi âlimlerinin fıkıh kitaplarındaki târifleri esas alarak yaptıkları rasatlarla tespit edilmiş ve güneşin ufkun altına -19 derece yaklaştığı vakit hesap…
Read MoreOruç
Alm. Fasten (n), Fr. Jeûne (m), İng. fast. İslâmın beş şartından biri. Diğerleri; kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek ve hacca gitmektir. İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek ramazan ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, Hicretten on sekiz ay sonra, şâban ayının onuncu günü, Bedir Gazâsından bir ay evvel farz oldu. “Ramazan”, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günâhları yanar, yok olur (Bkz. Ramazan). Oruca Arapçada savm denir. Oruç tutmaya ve orucun başladığı vakte “imsak”, orucu açmaya da iftar adı verilir (Bkz. İftar). Oruç tutmak için…
Read MoreRamazan ayı
İslâmiyette oruç tutulan ay. Mübârek üç ayların üçüncüsüdür. Kamerî aylar arasında dokuzuncu sıradadır. Ramazan, lügatta “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. Ramazan, oruç ayıdır. Bu aya yetişen akıllı ve bâliğ (ergen, evlenecek yaşa gelmiş olan) Müslümanlara oruç tutmak emredilmiştir. Bakara sûresi 185. âyet-i kerîmesinde meâlen; “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’ân-ı kerîm o ay içinde indirilmiştir. O Kur’ân-ı kerîm, insanları Hakk’a ulaştırır, helâl ve haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır. Sizden her kim Ramazan ayına erişirse (hazır olur, hasta ve…
Read MoreHac
İslâmın beş şartından birisi. Diğerleri kelime-i şehâdet getirmek, namaz, oruç ve zekâttır. Lügatte hac, “Kastetmek, yapmak, istemek” mânâsına gelir. İslâm dîninde hac; belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak Kâbe-i muazzama ve yakınındaki hac ile ilgili mübârek yerleri ziyâret etmek demektir. Bu belli şeylere “menâsik”, menâsiklerden herbirine de “nüsük” denir. Nüsük, ibâdet demektir. Hac ve örmeye de nüsük denir. Zengin olan hür, âkıl bâliğ (ergenlik ve evlenecek yaşa gelmiş olan) Müslümanın ömründe bir kerre Kâbe-i muazzamaya gitmesi farzdır. İkinci ve daha sonra yapılan haclar nâfile olur. Haccın farz olduğu Kur’ân-ı kerîm…
Read MoreHutbe
Alm. Predigt (f), Fr. Oraison (f), sermon (m), İng. oration, sermon. Cumâ ve bayram namazlarında, ibâdet maksadıyla minberde okunan duâ ve nasîhat. Dînî hitâbetin bir çeşidi olan hutbe, Cumâda namazdan evvel, bayramlarda namazdan sonra okunur. Hute okuyana “hatîb” denir. Câmide merdivenle çıkılıp, hutbe okunan yüksek yere “minber” adı verilir. Hutbe, bir ibâdet olup, Cumâ namazının edâ şartlarındandır. Namazdan önce okunması lâzımdır. İki bölümdür: Birincisi hutbede hatîp efendi, içinden “eûzü” okuyup, sonra yüksek sesle, hamd ve senâ, kelime-i şehâdet ve salâtü selâm okur. Sonra sevâba ve azâba sebeb olan şeyler ile…
Read MoreHayız ve Nifas
Alm. Menstruation, monatliche Regel (f), Zeitraum m von 40 Tagen nach der Entbindung, Fr. Menstruation (f), regles (f.pl.) periode (f), de 40 jours apres l’accouchement, İng. Menstruation period; period of forty days after childbirth; lochial discharges. Büluğ (ergenlik) çağına giren bâkire kızlar ve evli kadınlara mahsus hâller. Hayız, büluğ çağına giren bâkire kızlar ile evli kadınlardan bir hastalık sebebiyle olmaksızın ayın muayyen günlerinde gelen kandır. Nifas ise, doğumdan sonra gelen lohusalık kanına denir. Bu iki hâlde gelen kanın, İslâm dîninde bâzı hükümleri vardır. Bu kanlar, belli zamanlarda ve belli sebeplerden…
Read MoreHarem
Yabancının girmesine izin verilmeyen yer. Müslümanların evlerinde kadınlara ayrılan kısım. Osmanlı sarayında, pâdişâhın annesinin nezâretinde, sarayın hanım, çocuk ve hizmetçilerinin kaldığı bölüm. İslâmiyetin tesettür emriyle sistemleşen harem, Müslümanların evlerinin en ferah ve güzel bölümlerini işgâl etmiş, erkekler için de selâmlık kısmı inşâ edilmişti. Bütün Müslüman devlet başkanlarının evlerinde bulunan harem, Resûlullah efendimiz ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular ile diğer İslâm devletleri ve nihâyet Osmanlı saraylarında daha teferruâtlı ve teşkîlatlı bir hâle geldi. Osmanlılarda pâdişâh haremine “Harem-i Hümâyûn” adı verilmişti. Osmanlı Devletinin gelişmesine paralel olarak, pâdişâhların oturduğu saraylar…
Read More